Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Döneme bakış ve duruş yönümüz-1

Döneme bakış ve duruş yönümüz-1

Türkiye kapitalizmi, sınıflar arası, sınıf kesimleri arası ve uluslararası güç mücadelelerini yeniden alevlendiren bir kriz ve dönüşüm sarsıntıları dalgasından daha geçiyor. Ekonomik temeldeki dengesizlikler, siyasal-toplumsal istikrarsızlıklar, özelleştirme saldırısının yeni dalgası ile de birleşerek toplumsal gerilimi yükseltiyor. Emekçi sınıfların yaşamında krizin etkisi de, başta işsizlik olmak üzere asıl şimdi ve en ağır sonuçlarıyla hissedilir ve yaşanır hale geliyor.

Neoliberal burjuva demokrasisinin inisiyatifinde yeni adımlar

Faşist rejimin sarsıntılarla çözülme süreci hızlanıyor. Bir süredir ikili oynayan TÜSİAD da, Boyner’li yönetim kuruluyla ağırlığını daha belirginleşen ve aktifleşen biçimde, 10uncu demokrasi paketi dediği 12 Eylül anayasasının, seçim ve partiler yasasının ve yargı sisiteminin değiştirilmesi yönünde koydu ve etkin bir faaliyete girişti. Bir çavuşunu bile teslim etmeyen TSK, kontracı subaylarını, görevdeki darbeci generallerini de teslim etmeye başladı. 2003 yılında Ankara’nın merkezinde operasyon yürütür hale gelen jandarma şehir merkezlerinden çıkartıldı, yetki ve faaliyet alanı adım adım daraltılıyor. Poliste, Ergenekon operasyonlarına ve neoliberal Kürt açılımına taş koyan Milli Görüşçü ve MHP’li kliklerin üst kademelerdeki şefleri de, operasyon yemeye başladı. Medyanın bir dönemki tek hakimi Doğan grubu, TSK’cı çizgiye yaslanarak hükümete karşı girdiği güç mücadelesinden havlu atarak çıktı. Özel Harp Dairesi’nin en üst gizlilik derecesindeki arşivinde medyatik bir sansasyonellikle hazırlanıp yapılan arama, TSK’nın rütbe tenzilinin en bariz göstergelerinden oldu. Hemen her ay, TSK’nın yakın dönemlerde yaptığı askeri-faşist darbe senaryo ve planlarından biri daha deşifre ediliyor: “Kafes planı”, “Balyoz planı” ve çok geçmeden darbeci subayların, aralarında az sayıdaki muvazzaf generallerin gözaltına alınıp tutuklandığı bir operasyona dönüşüyor. TSK’nın en kirli belge ve planlarını dahi koruyamaz hale gelmesi, TSK’nın içerden çözülmekte oluşunun da bir göstergesidir. Bu operasyonların atmosferi içerisinde Şubat ayında EMASYA protokolü iptal edildi. Ordunun dokunulmazlık, olağanüstü yetkiler ve darbe dayanağı olan 12 Eylül anayasasında kısmi değişikliğin, İç Hizmet Kanununun kaldırılmasının zemini oluşturulmaya çalışılıyor; 28 Şubat’ın sona erdiği ilan edilirken Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nin de yeniden yazımı hedefleniyor. Hükümet anayasa değişikliği paketini Nisan ayında Meclise getirecek. TÜSİAD da Anayasa değişikliği, seçim ve partiler yasası değişikliği ve yargı reformu için bastırıyor. Ağustos ayında süresi dolacak Genelkurmay başkanı İlker Başbuğ’un yerini Kara Kuvvetleri Komutanı Işık Koşaner’e bırakacak olmasıyla, darbeci subayların ordudan adım adım tasfiyesi, bir kısmının da kilit konumlardan uzaklaştırılması devam edecek.

Diğer burjuva klik de boş durmuyor. Yargıtay askerlerin sivil mahkemede yargılanması kararını iptal etti. Yine İmam Hatip liselerini de kapsayan YÖK’ün yeni sınav katsayısı uygulaması iptal edildi. 3. Ordu komutanı Orgeneral Saldıray Berk’e dönük soruşturma yürüten ve ifadeye çağıran savcı Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından görevden alındı; Orgeneral Saldıray Berk, Erzincan’da yürütülen Ergenekon soruşturmasında birinci sanık durumunda iken Sarkamış’taki Kış Tatbikatı’nı yönetiyor. Yargıtay başsavcılığı AKP’ye bu kez sivil diktacılıktan kapatma davası açmaya yönelik inceleme başlattı. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ,’ Biz de bildiklerimizi açıklarız” tehditleri savurdu. Bunlara karşılık, Başbuğ’un da ses kayıtları piyasaya çıkartılarak, yeni bir ayar çekildi! Ergenekon operasyonları da vites büyütüp ilk kez görevdeki general ve amirallerin gözaltına alınıp tutuklanmasına doğru genişletildi. Eski kuvvet komutanlarını, görevdeki onlarca general ve albayı kapsayan yeni operasyonlar dalgası karşısında, darbeci ve muhtıracı karizması çizilen TSK’nın tüm yapabildiği, doğru dürüst bir açıklamanın bile çıkamadığı bir orgeneraller toplantısı oldu. “Ulusalcı”ların genelkurmaydan rejim krizini derinleştirip hükümeti sıkıştıracak bir toplu istifa beklentisi de gerçekleşmedi. Türkiye’de faşizmin temel kurumu olan ordu, böylesine ağır bir tekmeyi daha sineye çekmiş oldu. Tırmanan, ancak “iç savaş” senaryolarıyla bundan medet umanları bir kez daha hayal kırıklığına uğratacak biçimde, eski şiddetinde olmayan, neoliberal burjuva demokrasisi kontrolü altında süren klikler çatışması, orduyu biraz daha aşağıya çekip birkaç düzine general kellesini daha yuvarladıktan sonra, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay başkanı 3’lü zirvesiyle, bir kez daha geçici mutabakat ile sonuçlandı. Buna göre ordu, Ergenekon ve Balyoz operasyonları karşısında sorun çıkartmayacağı güvencesi verdi. Daha önce engellenen Kafes operasyonunun da önü açıldı. Sırada, Genelkurmay ikinci başkanı Orgeneral Hasan Iğsız ve 3. Ordu komutanı Orgeneral Saldıray Berk, ıslak imzanın sahibi olduğu kanıtlanan Albay Dursun Çiçek var…

Yeni taktikler

Ergenekoncu, darbeci kesim bir süredir yapmaya çalıştığı gibi provakatif saldırı eylemleri girişimlerine yine devam ederken askeri alandan sonuç alma gücü zayıfladıkça CHP-MHP eksenli bir hükümete umut bağlamaya doğru kaymaktadır. Büyük burjuvazinin bazı kesimleri (Keza Koç, Doğan, Karamehmet gibiler) AKP’yi zayıflatma ve AKP karşıtı bir koalisyon yaratma arayışlarını sürdüreceklerdir. Şener’in, Cindoruk’un partileriyle küçük yüzdelerle de olsa AKP’den oy kopartma arayışları, CHP’nin ekonomik krizden etkilenen (İç Anadolu’daki) ve AKP ile çelişkisi olan cemaatlerle ilişki geliştirme politikası, öte yandan da sosyal demokrasinin neoliberal versiyonu Sarıgül’ün Türkiye Değişim Hareketi, yargının bir kesimi üzerinden neoliberal açılımları sınırlama ve tıkama çabaları… Bu yönde halen güçlü bir direnç olmakla birlikte, bunun önceki darbeci, muhtıracı, faşist bayrak provokasyonları ve Cumhuriyet mitinglerinde yüzbinleri sokağa döken gücün çok gerisinde, giderek sistem içi kanallara doğru çekilen bir muhalefete doğru gerilediğini görmek gerekir. İnisiyatif ve kontrol net biçimde burjuva neoliberal demokrasisinin elindedir.

Süreç faşist kurum ve yasalardaki çözülme yönüyle devam etmekle birlikte rejim yapısındaki değişim gerçekleşmiştir bugün. Geri tipte bir burjuva demokrasisi vardır. Bazı yasa ve kurumlardaki değişim, siyasal toplumsal koşul ve dengelerde gerçekleşen değişimi görece daha geriden izlemektedir. Devlet, önceki faşist kurumsallaşması içerisinde belirleyici kurum olan ve iç siyasetin temel konularını belirleyen ordu-MGK yapısından AKP-hükümet ve parlementonun belirleyici olduğu bir değişim geçirmiştir. Hilmi Özkök dönemi, Gül’ün cumhurbaşkanı olması, Dolmabahçe görüşmesi, MGK sekreterinin sivilleştirilmesi … siyasal toplumsal dengeler değişmiştir; bu değişimin devlet kurumları içerisindeki yansımaları, daha çatışmalı, gerilimli, ataklar ve karşı ataklarla süren mücadelelerle daha geriden gelerek gerçekleşiyor. Çok sayıda yasa değişikliği de gerçekleşti. Bununla birlikte rejim değişimin kurumsal ve anayasal gerçekleşmesi daha yavaş işleyen bir süreçtir. Siyasal toplumsal denge değişimine-içte ve dışta- bağlı olarak fiili geçiş ve çevreleyen birçok adım da atıldı. Ergenekon tasfiyesi ise karşı tarafın örgütlenmesine hemen her düzeyde ve karşı hareket fırsatı vermeden çökertici darbeler vuran bir biçimde seyretti ve sürüyor. Son kesitte ise bir taraf atak üstüne atak yapar durumda.

Burjuva klikler arası karşılıklı güç mevzilenişi ve psikolojik savaş harekatlarına bakıldığında, dengelerin hissedilir biçimde faşizmden neoliberal siyaset ve ideolojiye doğru kaymıştır. TSK’daki tekçi askeri-siyasal hakimiyet ve darbecilik geleneği ABD’nin ve TÜSİAD’ın da müdahalelerinin olduğu Cumhurbaşkanlığı-Başbakanlık-Genelkurmay mekanizması üzerinden kontrol altına alınmış ve Ergenekon operasyonlarıyla alanı daraltılarak, giderek hızlanan bir dönüşüm sürecine sokulmuştur. Gelinen noktada, TSK’nın bolca “bilgi-destek” harekatının da etkisiyle yakın zamana kadar yüzde 90’ın altına düşmeyen “halkın en güvendiği kurum” olması durumu, Ergenekon operasyonları, üst üste patlatılan askeri faşist darbe planları, Arınç’a suikast iddiasının göstere göstere Özel Harp Dairesi’ne kodlanması gibi operasyonlarla -kimi verilere göre- yüzde 50’lere kadar düşmüştür. Hükümetin operasyonlarında dayandığı MİT, polis, medyada neoliberal güç siyaseti temelinde önemli operasyonal değişimler gerçekleştirilmiştir. Sıra yargıya gelmektedir. Yasal ve kurumsal olandan da önce iç ve dış siyasal ve toplumsal durumdaki değişim ve dengelerin neoliberal burjuva demokrasisi yönündeki değişimini öncelikle görmeliyiz. Neoliberal burjuva demokrasisi için atılan güdük adımlara her gün yenileri ekleniyor. Özellikle ordunun iç siyasetteki belirleyici rolü ve bu rolü fiillleştiren ve yasallaştıran EMASYA, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi, darbelerin hukuki temeli olarak gösterilen iç hizmet kanununun 35. maddesini kaldırma hazırlıklarıyla siyasal rejim değişimin daha temel adımları atılmaktadır. 12 Eylül anayasasının da bir bütün olarak değiştirilmesi hazırlıkları da bir diğer temel adımdır.

Neoliberal burjuva demokrasisine karşı sosyalist işçi demokrasisi için mücadele, ya da liberalizm ve milliyetçiliğe savrulma

Rejim krizlerine temel oluşturan salt siyasal değil ulusal, dinsel, mezhepsel toplumsal çelişkilerin de neoliberal burjuva demokratik politikalarla yumuşatılarak kapitalist sömürü için amaçlanan daha elverişli siyasal toplumsal koşullarını oluşturmanın adımları atılmaktadır. Öncesine de uzanan Cumhuriyet dönemi boyunca gerilim ve çatışmalarla rejim krizinin başlıca etmenleri olan konu ve sorunlar, sistem kanalları içerisinde çözülmektedir. 12 Eylül anayasası değişikliklerine de, Kürt sorununun seyrine de, egemen sınıflar içindeki çelişkilerin bundan sonraki gelişimine de bu yeni niteliksel durumun içinden bakmak gerekiyor. Henüz çözülmemiş sorunlar ve gelişimdeki dengesizlikler nedeniyle yine çalkantılı, gelgitli fakat önceki şiddetinde olmayan bir seyir izleyecektir.

Liberal burjuva demokratik çözümlerle burjuva siyasal sistemin aldığı bugünkü biçim -geri tipte liberal burjuva demokrasisi biçimi- siyasal düzeyde burjuva sınıf egemenliğinin burjuva demokratik biçimine karşı mücadeleyi ve bu mücadelenin sosyalist işçi demokrasisi karşıtlığı temelinde yürütülmesini açıkça önümüze koymaktadır.

Öncelikle rejimdeki değişiklik konusunda, çok net bir kafa açıklığına, çok net bir duruş yönüne sahip olmalıyız. Sınıfsal karşıtlığın bugünkü siyasal karşıtlık düzeyini net ve bağıran biçimde burjuva demokrasisine karşı mücadele, sosyalist işçi demokrasisi için mücadele oluşturmaktadır. Ekonomik olanlar da dahil her konu ve sorunu aynı zamanda bununla bağlantılı olarak ele almalıyız. Siyasal plandaki mücadele bugün ancak neoliberal burjuva demokrasisine karşı mücadeleyle, onun karşısına sosyalist proleter demokrasi için mücadeleyle çıkılarak, temel sınıf karşıtlığına bağlanabilir. Siyasal ve toplumsal dengelerdeki değişimi, rejimin yapısındaki değişimi net biçimde tanımlayamayan, buna bağlı olarak değişen siyasal karşıtlık zemininden çıkışını almayan tüm siyasetler, bugün derinleşen bir siyasal-ideolojik kriz ve bulanıklaşma yaşamakta, savrulma, kayma, eklektizm, burjuvazinin şu veya bu kliğine yedeklenme içine girmektedir. Demokratik devrimci kulvardakiler ise toplumsal siyasal değişimin nesnel politik karşılığı olan bu temel adımı atmadıkları için tutarlı demokratik devrimcilikten liberal ya da milliyetçi burjuva akımlara doğru çözülüyor ve bu burjuva güçlere yedekleniyorlar. Daha da geriye ve sağa kayıyorlar.

Liberaller neoliberal siyaset açılımlarını yeterince “cesur ve hızlı” sürdürmemesinden hoşnutsuz olsalar da AKP Hükümetinden memnuniyetsiz; faşistler de Genelkurmayın eski tek güdümcülüğünden eser kalmamış olmasından ve “uzlaşmacı dengeciliğinden” hoşnutsuz olsalar da TSK’nın arkasında saf tutmaktadır. Sınıflar üstü devlet-sivil toplum çelişkisi kılıfındaki bu burjuva saflaşma eksenindeki en aciz ve rezilane durum kendine “ulusalcı sol” diyen faşizmin yedeğindeki küçük burjuva milliyetçi sol ile burjuva liberalizminin yedeğindeki küçük burjuva liberal soldur. TSK’nın son deşifre edilen askeri-faşist darbe planlarındaki ekonomik programı, İP çetesininkinin tıpkısı, TKP programının oldukça benzeridir. TKP ve Halkevleri gibi antiemperyalizm, antineoliberalizm adı altındaki küçük burjuva milliyetçisi çizgilerle ciddi paralellikler taşımaktadır! Diğer taraftan burjuva liberal demokratizmin bayraktarlığını yapan Taraf gazetesinin “radikal liberalizm” programı, “asker vesayeti”ne, “ceberrut devlet”e, darbeciliğe ve faşist rejime karşı daha doğrudan ve mücadeleci bir görünüm de sergilemesiyle, küçük burjuva devrimci demokrasinin zeminini kaydırıvermektedir.

Dar antifaşizm kodlarında çakılıp kalanların yaşadıkları tutulma ve tavırsızlık, Ergenekon karşısında açıkça ortaya çıktı. Kontrgerilla, “derin devlet”, darbeciler isimleri cisimleriyle, ortadaydılar, çok sayıda gizli operasyon, katliamlar dökülüyordu. Kontrgerillaya, derin devlete karşı asıl biz mücadele ettik demenin ötesine geçen tek bir cümle, eylem yoktu. Bu siyasal felç halinin nedenleri, birincisi, sorunun en dar biçimde iki devlet kliği arasında çatışma olarak görülmesi ve taraflardan birine yedeklenmeme, güç vermeme düşüncesidir. İkincisi, ki birinci tutumu da doğuran budur; devrimci demokrasi programının liberal demokratik program ve gelişmeler karşısında zayıflaması ve o yönde çözülmesi. Liberal demokratik programın karşısına da çıkartılan bir sosyalist demokrasi programının hareket temeli haline getirilemeyişi. Bağımsız militan sosyalist devrimci sınıf çizgisi ve kurucu politikalardan yoksun küçük burjuva devrimci hareketin zemini hem milliyetçilik hem liberalizm parantezinden daralmakta ve kaymakta, antiemperyalizm cephesinden milliyetçilikle, antifaşizm cephesinden liberalizmle iç içe geçmekte, neoliberalizme karşı mücadele milliyetçilik ve burjuva kamuculuğa, faşizme karşı mücadele liberalizme ve liberal demokratizme havale edilmekte ya da yaslanarak yapılabilmekte, ikisi arasında yalpalayıp büsbütün eriyip bulanıklaşmaktadır. Kendisine ‘sosyalist’ sıfatını uygun görenler cephesinde ise bu gelişmelerin devrimci demokrasiyi aşan bir olgu olarak dahi ele alınışı yoktur. Onlar da ‘Her şey aynı…’ çemberinde dönüp durmaktadırlar. Rejim krizi ve sarsıntılarında yalnızca AKP-TSK ya da burjuva güçler çelişkisini gören, bunu uzlaşmaz bir çelişkiymiş gibi uzlaşmaz sınıf karşıtlığı yerine geçiren, burjuva güçler çatışmasından medet umup politikasını bu burjuva eksenden “güç toplamak” üzerine kuran dar siyasal küçük burjuva devrimciliğin eriyikleşmesinde şaşılacak bir şey yoktur. Bizim tümü geriye doğru kayan ve bulanıklaşan küçük burjuva ve ara sınıf siyasetlerinden temel bir ayrımımız rejim yapısındaki, siyasal toplumsal koşul ve dengelerdeki değişimi net bir şekilde ortaya koyuşumuz ve çıkışını buradan alan aynı netlikteki siyasal-sınıfsal duruş yönümüz ve pratiğimiz olacaktır.

(devam edecek)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*