Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Dolaşacaktır sokaklarda en şanlı elbisesiyle, işçi tulumuyla hürriyet!

Dolaşacaktır sokaklarda en şanlı elbisesiyle, işçi tulumuyla hürriyet!

Sosyal medya vicdancılığı Zonguldaklı maden işçileriyle yine top trend topic oldu!

Zonguldak Kilimli ocağında çalışan bir grup yeraltı maden işçisi, vardiya bitiminde asansör bozuk olduğu için yeraltı damarlarından 4-5 kilometre yürüyerek Gelik’ten dışarı çıkarlar. Yine kilometrelerce yürüyerek evlerine gitmeyi düşünürken bir özel halk otobüsü şoförü, madenciler genellikle iş kıyafetiyle yolda görülmediğinden bir terslik olduğunu düşünür, durup onları alır. Otobüs şoförü madencilerin ayakta kalmayıp boş koltuklara oturmasını ister. Madenciler iş kıyafetleriyle “koltuklar kirlenmesin” diye oturmak istemezler. Şoförün israrına karşın ayakta gitmeye devam ederler. Şoför güzargahı üzerinde olmadığı halde onları Karadon’a kadar bırakır. Otobüste olan bir yolcu cep telefonuyla ayakta giden madencilerin fotoğrafını çekip sosyal medyada paylaşınca ilgi çeker. Daha sonra otobüsün güvenlik kamerasından çekilen olayın tamamının videosu sosyal medyaya konur. İki işçi kesiminin madencilerin ve otobüs şoförünün bu tutumları sosyal medyada epey bir yankı yaratır.

Sosyal medyadaki yorumların çoğunda 2010 yılındaki Karadon madenci katliamından yaralı olarak kurtulan maden işçisinin, ambulans sedyesi kirlenmesin diye madenci çizmelerini çıkarayım mı diye sormasıyla paralellik kuruldu, madencilerin ve otobüs şoförünün insaniliği gözyaşları içinde “aay caanııım!” diye alkışlandı.

Ama tabii, neden Kilimli ocağında çıkış ve tahliye asansörlerinin çalışmadığı, neden ve nasıl maden işçilerin yeraltından 4-5 kilometre yürüyerek Gelik’ten çıkmak zorunda kaldıkları, neden iş çıkışı duş olanağına sahip olamadıkları, neden asansörü bile çalışmayan işletmenin işçileri evlerine servisle bırakmadığı, sorgulanmadı.

Halen güçlü bir madenci kültürüne sahip Zonguldak’ta, muhtemelen babası da madencilik yapmış olan otobüs şoförünün madencileri yolda iş kıyafetiyle görünce bir terslik olduğunu anlayıp dayanışma göstermesi, güzargahının da dışına çıkıp onları gidecekleri yere kadar bırakması, para almaması, elbette anlamlı bir sınıf dayanışması ve kültürü örneği.

Madencilerin iş kıyafetleri ile otobüs koltuklarına oturmak istememesi ise, ister otobüs şoförünün temizlik işini zorlaştırmak istememelerine ister kendilerinden sonra temiz pak oturmak isteyecek başkalarını düşünmelerine yorulsun, gerçekte, iş kıyafetleriyle kendilerinde bu hakkı görmemelerinden, kendilerini maden işçisi olarak ikinci sınıf vatandaş olarak görmelerinden kaynaklanıyor. Tıpkı yaralıyken bile iş kıyafetleriyle sedyeyi kirletmemeyi düşünen maden işçisi gibi.

Neden? Çünkü bu düzen, işçilere, çalışırken ya da iş dışında iş kıyafetleriyleyken işçilere, özellikle de maden ve inşaat işçilerine böyle davranıyor da ondan.

Çünkü bu düzen, üretim ve emek sürecini, işçilerin çalışma koşullarını görünmezleştirmek istiyor da ondan. Örneğin şehir merkezlerinde AVM gibi “nezih” yerlere, inşaat işçilerinin iş kıyafetleriyle girmesinin özel güvenlik tarafından engellendiğine dair pek çok örneği biliyoruz.

Çünkü 1970’li yıllarda, hatta 90’ların ilk yarısında gümbür gümbür işçi eylemleriyle, sınıfsal güç dengeleriyle, işçi olmak, işçi kıyafetleriyle/işçi tulumlarıyla sokakta olmak başlıbaşına bir sınıf onuruydu. O zaman burjuva politikacılar bile bu sınıfsal güç dengeleri nedeniyle, işçi emekçi kasketleriyle kürsüye çıkar, işçi emekçi jargonuyla konuşurmuş gibi yapmak zorunda kalırlardı.
Bugün ise, işçi sınıfı toplumun çoğunluğunu oluşturur hale geldiği halde, görünmezleştirildi. İşçilik, hele ki iş dışında, sanki utanılacak bir şey gibi gösteriliyor, işçilerin kendilerini ezik hissetmesi için her türlü yöntem uygulanıyor. İşçinin iş kıyafetiyle dışarı çıkmasının pek “hijyenik” kent mekanlarında, otobüslerinde ayıplanacak, yadırganacak, uzak durulacak bir şey haline getirilmesi de bunlardan biri.

Peki iş kıyafetiyle otobüste bulunmak “hijyenik” değilse, rahatsız edici bir şeyse, neden ve nasıl bu insanlar bu koşullarda günde 8-12 saat çalışıyor? “Hijyeniklik” çalışma koşullarını görünmezleştirince mi vuku buluyor?

Burjuvazinin zerk ettiği mesaj şu: Kol kırılır yen içinde kalır! İşyerinde seni kan ter içinde bırakırım, sakatlarım, zehirlerim, vahşice sömürürüm, aşağılarım, sana iş çıkışında asansör, duş, servis bile vermem. Ama vitrindeki metanın arka planındaki tüm sömürü ve zehir süreçlerini gözlerden gizlemesi gibi, iş dışında bunlar gözden kaybolmalı. Milyonlarca işçinin bu insanlık dışı koşullarda günde 8-12 saat çalıştığı bile görünmezleşmeli. Sokakta, medyada, kamuoyunda, toplumun çoğunluğunun yaşamlarının yarısını çalışarak, sömürülerek, ezilerek, zehirlenerek geçirdiğinden hiç bir iz görülmemeli!

Şoförün ve madencilerin işçiler olarak kendilerinden önce birbirlerinin ve başkalarının ihtiyaçlarını düşünmeleri, tamam, iyi hoş. Ama sorun neden iş kıyafetleriyle kendilerini “ikinci sınıf vatandaş” gibi hissettikleri. Neden asansörü bile çalışmayan, kendilerini yeraltından yürümek zorunda bırakan, yaşamlarını tehlikeye atan, üstelik bu rezaletlere karşın iş çıkışında kendilerine duş olanağı ve servis bile vermeyen işletme patronlarından bunları isteme hakkını kendilerinde görmedikleri? Neden iş dışında, işçi kıyafetlerini utanılacak bir şeymiş gibi görmek zorunda bırakıldıkları?

Dolayısıyla sosyal medyadaki küçük burjuva vicdancılığın her zamanki “aaay caanııım”, “oy kıyamam ben size”, “insanlık ölmemiş” tarzı yorumları, sadece fakire sadaka verir gibi, sırtını sıvazlar gibi, ev kedilerinin şirinliğini paylaşır gibi, kendi vicdanını tatmin ederken, asıl sorunun üstünü örtüyor. Çünkü işçi sınıfını mücadele eden, dünyayı değiştirecek sınıf olarak değil, yalnızca “acı çeken ama gururlu bireyler yığını” olarak görmekten kaynaklanıyor. Şu beylik Yeşilçam Sineması senaryosundaki gibi, “işten attığınız fakir ama onurlu bir genç vardı” hikayesi…

Hayır efendiler!

Ve elbette ki sevdiğim elbet
Dolaşaktır en şanlı elbisesiyle
Güzelim ülkemde 
dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle, 
işçi tulumuyla, 
bu guzelim memlekette
HÜRRİYET
 

İşçilerin anlatımlarından

Turgay İnam: “Kilimli İşletme Müdürlüğünde çalışıyoruz. O gün ocağa indik. İşimizi yaptık. İlerleyen saatlerde asansörün bozuk olduğunu bize buradan 4-5 kilometre uzaklıktaki Gelik İşletmesi’ne yönlendirdiler. Yer altında yürüyerek Gelik’e gittik. Orada kafesten çıktık. Yaya gelmeyi düşünüyorduk. Fakat minibüsü gördük. Şoför arkadaş da sağ olsun durdu ve bizi aldı. Koltuklara oturmamızı söyledi. Üzerimiz kirli diye biz oturmadık. İnsanlara rahatsızlık vermeyelim dedik. Şoför arkadaş ısrar etti. Fakat biz oturmadık. Biraz sohbet ettik. O da bize bir güzellik yapıp çalıştığımız yere kadar getirdi. Güzergahı olmadığı halde bizi getirdi. Gündem epey bir değişti. Biz biraz sıkıldık ama memnunuz bu ilgiden.”

Gökhan Onur: “Ben Kilimli İşletmesinde çalışıyorum. O gün arıza vardı. Bizi Gelik’e yönlendirdi. Yolda giderken de otobüs geldi. Şoförden Allah razı olsun. Bizi iş yerine kadar bıraktı. O gün zaten belki de oraya gitmeyecekti şoför ama oradaki arkadaş Allah razı olsun. Bizi bıraktı. Güzel bir şeydi. Madenciye böyle değer vermeleri güzel bir şey. İş kazalarıyla anılıyoruz genelde. Böyle anılmamız güzel bir şeydi. Bu işin bu kadar olacağını tahmin etmiyorduk. İşin boyutunun böyle olacağını zaten tahmin etmiyorduk”

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*