Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Doğanın ve tarihin 21. yüzyıldaki sorusu

Doğanın ve tarihin 21. yüzyıldaki sorusu

Tunus’ta başlayan, Ürdün ve Yemen’e sıçrayan, Mısır’da ise ölçek büyüterek tüm Ortadoğu’ya yayılma eğilimi gösteren halk ayaklanmaları neyin göstergesidir? Tunus ve Mısır’da, giderek tüm Ortadoğu’da ne oluyor?

Ekonomik açıdan: Bu ülkeler bir süredir giderek yarı sömürge geri kapitalist ülke statüsünden çıkarak, orta gelişmişlikte bağımlı kapitalist ülke durumuna doğru bir geçiş yapıyorlar.

Sosyal açıdan: Başta gençlik olmak üzere yeni toplumsal güçler eski dar ve zapturapt altına alınmış sosyal biçimleri parçalıyor, korporativist, aşırı paketleyici ve düzleyici “betonarme” toplum modeli çözülüyor.

Siyasal açıdan: Ordu destekli ve çıkışlı, eli kanlı, güçlü ve etkin bir resmi/sivil polis/istihbarat/muhaberat aygıtına dayanan Arap diktatörleri peşisıra devriliyor, defedilerek modern halk ayaklanmaları ile tasfiye ediliyorlar.

Egemenlik ilişkileri açısından: Tekçi, mutlakçı, açık zorbalığa, kişi-sülale diktatörlüğüne dayalı Ortadoğu tipi egemenlik, burjuva çok yönlü ve bütünsel egemenlik ilişkilerini sürdürmeye yetmiyor ve onun engeli haline geliyor.

Felsefi açıdan: Yeni içerik eski biçime sığmıyor, eski biçim gümbürtüyle yıkılıyor.

Bir bütün olarak: Emperyalist kapitalizmin içsel dönüşümü, uluslararası işbölümü ve egemenlik ilişkilerinin dönüşümü çerçevesinde, Ortadoğu da hızlı bir devrimsel dönüşüm sürecine giriyor.

Üretim ilişkileri alanından başlayarak gelişen bir dönüşümdür bu. Son 30 yıl boyunca gerici diktatörlük rejimlerinin gençliğin, kadınların, işçi sınıfı ve emekçi kitlelerin umut ve özlemlerini, insanca yaşam ve özgürlük taleplerini, varlık ve onurlarını ayaklar altına alarak sürdürdüğü neoliberal birikim modelinin, kapitalizmin bu ülkelerdeki gelişim biçiminin sonucudur yaşananlar. Tek başına ekonomik plandaki değişimlerle sınırlı kalmayan, ekonomik, toplumsal, kültürel değişimin toplam etkisinin siyasal alandaki patlamasıdır son durum. Dönüşümün evrimsel bir biçimde değil, devrimsel bir patlamayla yaşanmasıdır. Ülkemizle bir paralellik ve farklılık kurarsak, sınıf ve emekçi kitle hareketlerinin, gençliğin, kadınların, devrimcilerin kapitalist sistem tarafından “çözülmesi” ve “emilmesi” sonucu değil, ayaklanması sonucu yaşanmaktadır bu dönüşüm.

Emperyalist tekeller ve başta Avrupa ve ABD olmak üzere uluslarası aktörler böylesi bir gelişmeyi kağıt üzerinde öngörmelerine karşın, bölgedeki İsrail angajmanı ile, soruna konjonktürel ve kısa erimli bakmayı yeğlediler bugüne dek. Bu diktatörlerin, -şu anda petrodolar dağıtarak kaçınılmaz sonlarını bir nebze geciktirebilen krallıklar dahil- oyunu bir müddet daha götürebileceği düşüncesindeydiler. Adım atmayı engelleyen önemli bir faktör, bölgedeki sünni ve şii islamcı radikalizmin güçlenmesinin kapitalist emperyalist sistem-kaç bir belirsizlik yaratabileceği korkusuydu.

Korkunun ecele faydası yok. Yeni şarap artık eski fıçıya sığmıyor, eski fıçı parçalanıyor. Modern burjuva toplumu, büyüler yaparak çağırdığı cehennem kuvvetlerine artık söz geçiremeyen büyücünün durumuna düşmüş bulunuyor. Kapitalist pragmatizm, gelişmeye uyum sağlayacak, buna uygun adımları şimdiden atmaya yönelecektir ve yönelmektedir. Başka yolu yok, bu bir realite. Atılacak adımlar, hem Tunus’ta, hem Mısır’da, hem de isyanların yayılacağı, yayılma zemininin olduğu tüm ülkelerde burjuvazi açısından bugünden sonra, burjuva demokrasisinin kapsayıcılığını genişletme, toplumsal/sınıfsal dayanaklarını sisteme katma yönünde olacaktır. Cin şişeden bir kez çıktı, bunu yönetmek ve burjuva diktatörlüğünün farklı biçimlerine geçiş yaparak, sermaye egemenliğini güvence altına almak onlar için önlerindeki tek stratejik/tarihsel yol olarak belirginleşmektedir.

Marx ve Engels Komünist Manifesto’da, “onyıllardır sanayinin ve ticaretin tarihi, modern üretici güçlerin modern üretim ilişkilerine karşı, burjuvazinin ve onun hakimiyetinin yaşam koşulları olan mülkiyet ilişkilerine karşı isyanının tarihinden başka bir şey değildir.” tespitinde bulundular. Bu durum değişmedi, kendisini her tarihsel gelişme ile, her kriz ile, her isyan ile, dünyanın her bir köşesinde tekrar tekrar, bir kez daha ispatlıyor. Sorun işçi sınıfı ve emekçi kitlelerin, gençliğin ve kadınların, diplomalı-diplomasız işsizlerin, kentin ve kırın yoksulların burjuvaziye isyan tarihini “kendileri için bir devrim” ile sonlandırmaları sorunudur. Düzenler, rejimler kan pahasına, bedeller ödeyerek mutlaka öyle veya böyle değişir, sorun kapitalist sistemi yıkmaktır. Proletaryanın bağımsız örgütlenmesi, önderliği ve hegemonyasıdır. Gücümüz bugün buna ama yeter ama yetmez, ders çıkartarak, biriktirerek, ilerleyerek; sorun bir kez daha sosyalist bir işçi devrimi sorunudur.

Burjuvazi tüm dünyayı birleştirdi. Sermaye biçimiyle kapitalist tahakküm, dünya üzerinde girilmedik tek bir köşe, tek bir ülke, parçalayıp birleştirmediği tek bir coğrafya, tek bir sınır bırakmadı, bırakmayacak. Bu tarihsel eğilim işliyor. Enternasyonal bir sınıf olarak proletaryaya neoliberal demokrasinin -bırakın yanıtı- pansuman dahi olamayacağı tarihsel koşullardayız. Öyleyse doğanın ve tarihin 21. yüzyıldaki sorusu kapitalizme karşı isyanların nereye akacağı sorusudur. En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı: Proletarya devrimidir!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*