Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » DNS’i de Engelliyorlar

DNS’i de Engelliyorlar

Twitter, TİB ve Erişim Sağlayacıları Birliği (ESB)’nin kontrolünde olan internet, sansür araçları sayesinde eski yöntemleriyle engellemiştir. Bunun daha öncesindeki Youtube’nun engellendiği dönemdeki sansür yöntemlerinden bir farkı yok. Ama bu aldatmasın. İP tabanlı bir engelleme olmadığı için şu an (alan adı sistemi) DNS değiştirilerek girilebiliyor, ama aslında gerçek anlamda çok daha ciddi bir sansür girişimiyle karşı karşıyayız. Bu küçük görülecek bir şey değil; çünkü DNS’lerde kapatılabilir, keza kapatılmaya da başlandı. Örneğin 8.4.4.4 ve 8.8.4.4 gibi DNS’ler bugün itibariyle engellendi. Ve hızlıca engelleniyor. Bu şu demek oluyor, Google’nin opendns(?) gibi güncel ip name server yazılımları dahi bunun karşısında çalışamayacak. Kapatılan şey VPN’dir ama VPS bu anlamda daha kullanılabilir. Bunun Türkçesi şudur: VPN Özel Sanal Ağ demek, VPS ise Özel Sanal Sunucu. VPN genel bir sunucu olduğu için bunların IP adreslerine müdahalesi ve kontrolü kolay oluyorken (şu an gıdım gıdım uygulanıyor) devlet özel sanal ağlara ve DNS’lere müdahaleyi yurtdışında olması vs. ile VPS’ler hem bol olmasından (ademi merkeziyetçiliği nedeniyle. Şifrepunkçular sansüre ve gözetime karşı internetin ademi merkeziyetçiliğe olanak tanıyan yönüne vurgu yapıyorlar.) hem de o kadar kolay ulaşılamaması nedeniyle kontrolü daha zordur. Tabii bu belirli bir zamana kadar geçerli olabilecek bir şey.

Bu sansür saldırısı aslında bilginin kontrol edilmesi veya engellenmesi olarak sadece Türkiye’de ortaya çıkmıyor. Şu an sansür ve bilginin kontrol kurumları, küresel düzeydeki bu ağları elinde bulunduran tekelci kapitalist birimlerinin etkisindeki kurumlardır. Küresel mali oligarşik zirvelerde tartışılan raporlarda yeni tip örgütlenme ve isyan biçimleri, bunların kontrol altına alınması, sosyal medyanın organize olma yönündeki “tehlike”leri ve bunun kontrolü konu ediliyor.
10001278_242373565948613_887347190_n

Şu an DNS’lerin engellenmesi yapılırken diğer yandan arama motorlarınca ve browser tarayıcı sağlayıcıları tarafından arama sonuçlarınca bir sansür uygulanmaktadır. Bu nedenle Vtunnel, Ktunnel gibi Proxy siteleri ve birçok siyasal site, doğrudan bu arama motorlarından atılıyor ve buna doğrudan URL ile girilmesi bile engelleniyor. Yani istediğimiz içerik internette yokmuş gibi görünüyor. Başlı başına bu Proxy araçların artık çalışması engelleniyor veya işlevsizleştiriliyor. Sorun tek başına, bunların sadece devletlerin yasalarıyla ve kurumlarıyla engellenmesi de değil, zira bunlar en baştan büyük tekelci bilişim şirketlerince de engellenebiliyor veya kontrol ediliyor. Bu dünyanın her noktasını kapsar düzeydedir.

Sansürün temeli başlı başına bilginin kim için olduğu ve kime açık/kapalı olduğuyla alakalıdır. Bilginin özgürce edinilebildiği, gizli kalmadığı savı koskaca bir yalandır. Sermaye ve devleti bilginin kendi tekelinden ve kontrolünden çıkmasını istemez. Bilgiye erişimi, bu bilginin kullanımını kontrol altında tutar, engeller. Yazılım sisteminde olduğu gibi özel mülk haline getirir, tıpkı kapalı kaynak kodlu yazılımlar ve sistemlerde olduğu gibi. Burjuvazinin size bahşettiği bilgiyi,onun belirlediği kurallar içerisinde edinebilir ve kullanabilirsiniz. Geleneksel medya birimlerindeki dönüşüm, sosyal medyanın tek merkezden yayın ilişkisini köklüce dönüştürmesi nedeniyle bunlar yeniden düzenleniyor. Bugün gizli/açık örgütlenmiş bilişim ağ servisleri bunların çalışmasını yürütüyor. Türkiye ise bu engellemeyi bu küresel mali oligarşinin daha sofistike hale getirmeye çalıştığı sansür ve denetimi, kör gözüm parmağına dercesine yapıyor. Sonra da nasıl açıklayacağını bilemiyor. Hükümet, “biz değiliz, mahkeme kararı” diyor, mahkeme, “bizim böyle bir kararımız yok” diyor; TİB neredeyse “biz de değiliz” diyecek!

Ağlar tümden sermayeleşirken diğer yandan buna karşıt yönde bir dinamiği de içinde barındırıyor. Bu dinamiğin siyasallaşması, kitlesel bir üretim ve organize olma yönü kazanması açısından internet önemli bir alandır. Burada asıl çözüm DNS’ler değil, VPN ve VPS’lerin kurulması da değil, özel mülkiyet ve meta üretim sisteminin, onun bilişim alanındaki en çıplak biçimi olan kapalı kaynak kodlu yazılım anlayışının ortadan kaldırılmasıdır. Bu, yazılımın ve bunun ağ araçlarının tümden özel mülkiyet, telif hakkı anlayışından sıyrılması ve özgürleşmesinin temel koşulunu yaratır.

Sansür; İP, DNS, arama motorları ve browser sağlayıcılarıyla değil, çevremizde kullandığımız anti-vürüs programlarından tutalım bilgisayarımıza yüklediğimiz birçok güvenlik programlarıyla dahi gerçekleştirilebiliyor. İnternet servis sağlayıcıları, gerek mobil 3G, gerekse ADSL yerel bağlantı biçimi bunları uyguluyor. Başlı başına kullandığımız işletim sisteminin kendisi kapalı bir kutu. Tamtamına açık bir kaynak kod sistemini içeren özgür yazılımlarla değil, kullanıcıların yazılımlarının nasıl çalıştığını anlayabileceği ve üzerinde çalışıp değiştirmek, yaymak dahil her türlü tasarrufa sahip olabileceği biçimde değil, elimiz kolumuz bağlı, bize sunulanı sadece görebilen durumdayız. Tüm bu işletim sistemlerini altında ne döndüğünü bilmeyerek kullanıyoruz. Bu nedenle her durumda özgür yazılım diyoruz. Gözetim ve denetime karşı anonim hareketleri (Tor browser ilk elde söylenebilecek olandır) ve kriptolu haberleşmeyi kullanalım diyoruz.

Sorun yazılım ve bilişim teknolojileri araçlarının kimin elinde, bilgi, bilinç endüstrisinin hangi sınıfın elinde, kimin yararına ve kime karşı kullanıldığı sorunudur. Bahsedilen özgürlük ve “siber demokrasi”, kapitalizm altında bir bilginin satın alınması veya özel kişilerin ve şirketlerin ihtiyaçları temelinde paylaşılması özgürlüğünden başka bir şey değildir? Ağların reklam kampanyaları, ticari yapısı, esnek üretim ve sömürüsündeki rolü, bilginin metalaşması ve hepsi… Dolayısıyla bizim için özgürlük bilişim teknolojilerini ve onun üretim araçlarını elinde bulunduran bu gerici sömürücü sınıfın elinde olması nedeniyle mümkün olmaz. Bu anlamda, tüm bu teknolojik sistemlerin özgürlüğümüzü gerliştirebilmesi için gerçek çözüm devrimci yöntemdedir. Sosyal medyayı ve interneti özel mülkiyet ve meta dünyasının, artıdeğer üretiminin bir parçası, aracı olmaktan çıkartmak için, sermaye sınıfının ekonomik siyasal toplumsal yapısına karşı konumlanacak ve bu bilişim araçlarını ona çevirecek bir devrimci örgütlenmeyi hedeflemeliyiz. Bugün, bilgi üretim kapasitesinin artışı, sınırları parçalayıcı yapısı, bilginin metalaşma yönüyle karşıtlaşıyor. Sermaye için büyük bir ticari örgütlenme yaratan uluslar üstü ağlar, onun karşısındaki bilginin örgütlenmesine de olanak vermektedir. İnternet tek merkezden yayın ilişkisini dağıtan bir özelliğe sahip. Ve burjuvazinin nafile çabası da -nafile, çünkü hareketin gelişimi her alanda, kolektif emekçi karakteri yükselen işçi sınıfının talep, ihtiyaç ve özlemlerinin tek engeli olan sermayeyi aşmayı koşullamaktadır- bu tekeli her alan ve durumda yeni koşullarda yeniden oluşturmaktır. İnternet üzerinde belirli kontrol birimleri ile burjuvazi sadece kendi istedikleri bilgiye erişilmesini veya bilgi, haber ve iletişimi kendi çıkarları doğrultusunda manüple etmeyi, düzenlenmeyi hedeflemektedir.

Bir de son dönemde görüyoruz ki, ağlar ekonomik bir örgütlülüğün ve sadece örgütlenme ve eylem yönleriyle organize olmanın değil, tüm öfke ve sokak ihtiyacını pasifize etmenin de bir aracı olarak gelişiyor. Son dönemlerde “Twitter için sokağa çıkma provakasyona gelme” kampanyalarının etkisi az değil. Bir yandan sansür edilirken diğer yandan ikinci sansür kampanyası devreye sokuluyor ve sonuç olarak insanların sokağa çıkması sansürleniyor. Görüyoruz ki, bunlar aynı araçlar içinden gelişiyor.

(Devam edecek)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*