Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » DİSK’in Torba Yasa açıklaması

DİSK’in Torba Yasa açıklaması

DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi’nin, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın sendikaları hedef alan açıklamalarına ilişkin açıklamasını Torba Yasaya karşı bilgilendirme içeriği taşıması dolayısıyla okurlarımızla paylaşıyoruz:


HÜKÜMETİN MESNETSİZ SUÇLAMALARI VE DİSK’İN KARŞI ÇIKTIĞI HÜKÜMLER AŞAĞIDA MADDE MADDE İFADE EDİLMİŞTİR.


YASA HÜKÜMET TEMSİLCİLERİNCE ÇARPITILMADAN KAMUOYU İLE PAYLAŞILMALIDIR.

BELEDİYE İŞÇİLERİ

MADDE 170- (1) İl özel idarelerinin sürekli işçi kadrolarında çalışan ihtiyaç fazlası işçiler, Karayolları Genel Müdürlüğünün taşra teşkilatındaki sürekli işçi kadrolarına, belediyelerin (bağlı kuruluşları hariç) sürekli işçi kadrolarında çalışan ihtiyaç fazlası işçiler, Milli Eğitim Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğünün taşra teşkilatındaki sürekli işçi kadroları ile sürekli işçi norm kadro dâhilinde olmak üzere ihtiyacı bulunan mahalli idarelere atanır.

(5) Ataması tekemmül ettirilen işçiler, çalıştıkları kurumlarınca atama emirlerinin tebliğini izleyen günden itibaren beş iş günü içinde yeni görevlerine başlamak zorundadırlar. Bu süre içinde yeni kurumunda işe başlamayan işçilerin atamaları iptal edilerek 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununun 17 nci maddesine göre iş sözleşmeleri sona erdirilir.

(7) Bu madde kapsamında işçi nakleden mahalli idarelerin nakil sonrasında oluşan işçi sayısında beş yıl süreyle artış yapılamaz.

HÜKÜMETİN İDDİASI
: Bu, işçilerin lehine bir uygulama. Personeli norm kadronun üzerinde olan belediyeler, maaşları ödeme güçlüğüne düşmüşlerdir. Norm kadro fazlası 52 bin 301 personel bulunmaktadır. Bu işçilerimizin de bir kısmı aylarca ücretlerini alamamakta, aileleri ile birlikte geçim sıkıntısı yaşamaktadırlar. Bu durumun düzeltilmesi için sürekli olarak ilgili mercilere talepte bulunmaktadırlar.

DİSK’İN YANITI:
Çeşitli belediyelerde çalışan işçilerin rızaları alınmaksızın Milli Eğitim Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğünün taşra teşkilatlarına gönderilmeleri ve beş iş günü içerisinde işe başlamazlarsa işlerine son verilecek olması, işçilerin geçim sıkıntısına nasıl bir çare olacaktır? İnsanları işsizliğin ya da bilmedikleri görmedikleri yerlere sürgün etmenin vicdanla bağdaşır bir yanı var mıdır? Bu uygulama sonucunda ailelerin parçalanacağı, insanların geleceklerinin ateşe atıldığı görülmemekte midir? Bakanlık göz göre göre halkı kandırmaya çalışmaktadır. Ücretlerini alamayan işçilerin ödemelerinin yapılmasında yetki kullanmayan hükümet sürgünden yana tavrını koymakta 5 işgünü şartı koyarak işsizliğe açılan kapıyı aralamaktadır. “Devre konu işçiler bakımından devir tarihinden önce doğmuş ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devralan kurum sorumlu tutulamaz” ibaresi ile işçilerin belediyelerden mevcut alacaklarına dair bir yeni düzenleme de yapılmamakta, işçilerin mağduriyetleri sürdürülmektedir.

TAŞERONLAŞMA

HÜKÜMETİN İDDİASI: Bu düzenleme ile belediyelerde hizmet alımı yolu ile taşeronlaşmanın yaygınlaşacağı yönündeki iddianın da hiçbir dayanağı bulunmamaktadır. Zira aktarılacak işçiler zaten mahalli idarelerdeki ihtiyaç fazlası işçiler olup, yerlerine işçi alınmayacağı gibi bu ayrılacak işçiler gerekçe gösterilerek ilave hizmet alımı yapılmasına müsaade edilmeyecektir.

DİSK’İN YANITI: 170. maddenin 7. fıkrasında yer alan “Bu madde kapsamında işçi nakleden mahalli idarelerin nakil sonrasında oluşan işçi sayısında beş yıl süreyle artış yapılamaz” ibaresi hükümetin açıklaması ile çelişmektedir. Eğer yerlerine zaten işçi alınamayacaksa bu hüküm neden kanunda yer almaktadır? Ayrıca kanun tasarısının ilgili maddesinde “bu ayrılacak işçiler gerekçe gösterilerek ilave hizmet alımı yapılmasına müsaade edilmeyecektir” gibi bir düzenleme yoktur. Hizmet alımının yolu açık tutulmaktadır. Sonuç olarak bu açıklamada hükümetin bir aldatmacasıdır.


İŞSİZLİK FONU


HÜKÜMETİN İDDİASI:
İddia edildiği gibi İşsizlik Sigortası Fonu’nun amaçları dışında kullanılması söz konusu değildir. Aksine yapılan düzenlemelerle işsizlik sigortası fonundan çalışanların yararlanmaları kolaylaştırılmakta, kısmi süreli çalışanların dahi işsizlik ödeneğinden yararlanmalarına imkanı sağlanmaktadır. Aktif istihdam programları ile işgücü piyasası araştırma ve planlama çalışmaları yapmak üzere fondan ayrılacak payın daha etkin ve verimli bir şekilde kullanılması ve mevcut kullanım alanlarına ilave olarak, işgücünün istihdam edilebilirliğini artırmak, istihdamı artırıcı ve koruyucu tedbirler alma ve uygulama amacıyla kullanmaya yönelik düzenleme yapılmaktadır.

DİSK’İN YANITI: Kanun tasarısının 69. maddesi ile 4447 sayılı kanunun 48. maddesinin 7. fıkrası değiştirilerek “Ayrıca Fonun bir önceki yıl prim gelirlerinin % 30’u; işgücünün istihdam edilebilirliğini artırmak, çalışanların vasıflarını yükselterek işsizlik riskini azaltmak ve teknolojik gelişmeler nedeniyle işsiz kalması beklenenlerin başka alanlara yönlendirilmesini sağlamak, istihdamı artırıcı ve koruyucu tedbirler almak ve uygulamak, işe yerleştirme ve danışmanlık hizmetleri temin etmek, işgücü piyasası araştırma ve planlama çalışmaları yapmak amacıyla kullanılabilir. Bu oranı % 50’ye kadar çıkarmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir.” ibaresi konulmaktadır. Böylelikle daha önce kamuda olan yükümlülüklerin özel sektörden temininin yolu açılmaktadır. Bu yolla özel istihdam bürolarına yol verilmekte, hükümete yakın kurum ve kuruluşların fonu yağmalamalarına zemin hazırlanmaktadır. Söz konusu kaynak prim gelirlerinin yarısıdır. Aralık 2010’da sadece 170 bin kişiye ödenen işsizlik maaşının toplam tutarı 63 milyon TL’dir. Buna karşın hizmet temini için kullanılabilecek kaynak, 334 milyon TL’lik prim gelirinin yarısıdır. Yani 167 milyon TL’dir. Bu durum işsizlik fonunun kimler adına kullanılmak istendiğini ortaya koymaktadır. Halbuki sadece prim gelirlerini kullanarak 900 bin kişiye işsizlik maaşı ödenmesi mümkündür. Buna karşın bugüne kadar kaynakların büyük bir kısmı hükümet kasasına akmıştır. İŞKUR verilerine göre 60 milyarın üzerinde bir kaynak oluşturan fondan bugüne kadar yapılan 14 milyar 666 milyon TL’lik çıkışın sadece 3 milyar 710 milyon TL’si işsizlik maaşı ödemeleri için kullanılmıştır. Geri kalanı ya bütçeye ya da işverenlerin sigorta primi olarak SGK’ya aktarılmıştır. Yani fon amacı dışında yağmalanmıştır.

Kısmi süreli çalışan işçiler primlerini kendi ceplerinden ödeyerek bu uygulamadan yararlandırılmak istenmektedir. Sermayenin primlerine gelince hazineyi ve işsizlik fonunu sonuna kadar açan hükümet, kısmi süreli çalışanların iki kuruşuna gözünü dikmektedir. Bunu da yararlandırma adı altında kamuoyuna pazarlamaktadır. Ayrıca yasanın 49. maddesi ile Kısmi süreli çalışanlar 1 ocak 2012 tarihinden itibaren GSS primlerini 30 güne tamamlamak için ceplerinden prim ödemek zorunda bırakılacaklardır. Bu da mı sendikaların uydurmasıdır?

DENEME SÜRESİ

HÜKÜMETİN İDDİASI:
Deneme süresinin 2 aydan 4 aya çıkarılması işçilerin bu süredeki ücretlerine, izin haklarına, ihbar tazminatına hiçbir etkisi bulunmamaktadır.

DİSK’İN YANITI: 4857 sayılı İş Kanununda deneme süresinin en önemli uygulama alanı ihbar öneli ve ihbar tazminatıdır. Deneme süresi içinde tarafların iş sözleşmesini bildirim süresine gerek olmaksızın ve tazminatsız olarak feshedebileceği açıkça belirtilmektedir. İş Kanununda, kıdem tazminatı ve iş güvencesi hükümlerinin aksine, ihbar öneli ve ihbar tazminatı için herhangi bir asgari çalışma şartı aranmamıştır. Bu nedenle, deneme kaydının bulunmadığı hallerde, iş sözleşmesi 1 gün bile sürse en az 2 hafta ihbar tazminatı söz konusu olacaktır. Bu uygulama bu hakkın gasp edilmesi anlamına gelmektedir.

ÇIRAKLAR VE STAJYERLER

HÜKÜMETİN İDDİASI: “Tasarıda çırakların mevcut durumunu değiştiren hiç bir düzenleme yer almamaktadır. Hali hazırda mesleki öğrenim gören öğrencilerin staj imkanı hemen hemen hiç yokken, staj yapanlara doğru dürüst ücret ödenmezken hatta staj yapabilmek için öğrenciler işyeri bulamazken staj imkanının geliştirilebilmesi için 10 personel çalıştıran işyerlerinde de öğrencilerin staj yapabilmelerine imkan tanınmaktadır. Ayrıca, meslek yüksek okullarının öğrencilerine ve mesleki teknik eğitim veren yüksek okulların öğrencilerine de staj imkanı getirilmektedir. Mesleki eğitim veren okullarda staj eğitim eğitimin bir parçası olup kapsamın genişletilmemesi halinde gerekli biçimde eğitim almaları mümkün olmayacaktır.

DİSK’İN YANITI: TBMM’ye ilk sunulan taslakta çırak ücretlerinin düşürülmesi açıkça yer almaktadır. 54. maddenin c fıkrasında yer alan 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunun “25 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “asgari ücretin % 30’undan” ibaresi “asgari ücretin net tutarının % 30’undan” şeklinde değiştirilmiştir” denilerek, çırak ücretleri düşürülmek istenmiş, ancak emek örgütlerinden gelen tepkiler üzerine bu madde düzenlemesi değiştirilmiştir. Yine 16-18 yaş arasındaki gençlerin asgari ücretleri de düşürülmek istenmiştir. Yasa da konuya ilişkin muğlaklık yaratılmıştır. Ayrıca madde 60’da “Ancak, işletmelerde meslek eğitimi gören örgün eğitim öğrencilerine, asgari ücretin net tutarının yirmi ve üzerinde personel çalıştıran işyerlerinde yüzde 30’undan, yirmiden az personel çalıştıran işyerlerinde yüzde 15’inden, aday çırak ve çırağa yaşına uygun asgari ücretin yüzde 30’undan aşağı ücret ödenemez” denilerek, stajyerler için asgari ücret düşürülmekte, yirmiden az işçi çalıştırılacak yerlerde ise 100 TL’nin altına düşürülmektedir. Bilindiği gibi daha önce çırak ve stajyerler için bu miktar brüt asgari ücretin yüzde 30’u idi. Staj yapanlara doğru düzgün ücret ödenmemesi konusu ise hükümetin sorumluluğunda olan bir konu ve itiraftır. Hükümet kendi koyduğu asgari ücretin uygulanmamasını bir mazeret olarak gündeme getiremez. Bu durum gençlerin ne kadar denetimsiz koşularda çalıştırıldığının göstergesidir.

GEÇİCİ GÖREVLENDİRME

HÜKÜMETİN İDDİASI: memurların kurumlar arasında 6 aya kadar kamu yararı ve hizmet gerekleri gibi gerekçelerle geçici görevlendirileceği, memurların ve işçilerin başka kurumlara ödünç verileceği iddiaları gerçek dışıdır, Zira memurların geçici görevlendirilmelerini düzenleyen maddede bu geçici görevlendirmelerde memurun muvafakatinin aranacağı açıkça belirtilmiş, istisnai durumlar için kamu yararı ve hizmet gerekleri gözetilerek üstelik Devlet Personel Başkanlığının görüşü alınmak suretiyle geçici görevlendirme yapılabileceği belirtilmiştir

DİSK’İN YANITI: Torba yasanın 96. maddesinde kurumlar arası geçici süreli görevlendirme başlığı ile tanımlanan düzenlemenin başlığı bile hükümetin iddiasını yalanlamaktadır. Madde içerisinde memurlar, geçici görevlendirme yapmak isteyen kurumun talebi ve çalıştıkları kurumun izni ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarında aşağıda belirtilen şartlarla geçici süreli olarak görevlendirilebilir denilerek, yasal sürgünlerin önü açılmakta, maddenin son fıkrasında “Birinci fıkrada belirtilen hâller dışında memurlar, kamu yararı ve hizmet gerekleri sebebiyle ihtiyaç duyulması hâlinde kurumlarınca, Devlet Personel Başkanlığının uygun görüşü alınarak diğer kamu kurum ve kuruluşlarında altı aya kadar geçici süreli olarak görevlendirilebilir” denilerek memurun muvafakati koşulu geçersiz kılınmaktadır. Hükümet çelişkilerle dolu iddiasında istisnai ibaresini koyarak, sendikaların haklılığını ortaya koymaktadır. AKP hükümeti döneminde istisnaların nasıl kural haline geldiği, personel alımlarında açıkça görülmektedir.

ESNEK ÇALIŞMA

HÜKÜMETİN İDDİASI: Kanun tasarısı ile evden çalışma, uzaktan çalışma ve çağrı üzerine çalışma biçiminde esnek çalışma modelleri getirilerek iş yaşamının esnek ve kuralsız hale getirildiği bu şekilde çalışanların eksik çalışmalarına ilişkin primlerini ceplerinden ödeyecekleri, sağlık sigortasından yararlanamayacakları, asla emekli olamayacakları, gelirinin yüzde 12’si oranında prim ödemeyenlerin sağlık hizmetlerinden yararlanamayacakları, kadın emeğinin sömürüleceği yönündeki iddialar da kamuoyunu yanlış ve yanlı bilgilendirmeye yönelik tamamen gerçeklerden uzak iddialardır.

‘Çağrı üzerine çalışma’, yeni getirilen bir çalışma modeli değil, halen İş Kanunu’nda mevcut olan bir çalışma şeklidir. Çağrı üzerine çalışmanın yeni getiriliyormuş belirtilmesi dahi ortaya atılan iddiaların asılsızlığının ve önyargılılığın bir göstergesidir.

Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de gelişen teknolojik imkanlar ve çalışma hayatındaki yenilikler nedeniyle ortaya çıkan evden çalışma ve uzaktan çalışma olarak tabir edilen çalışma şekillerine yönelik şu anda her hangi bir düzenleme olmadığından bu şekilde çalışanlar bu gün kayıt dışı çalışmakta dolayısıyla sosyal güvenceden ve İş Kanunu’ndan kaynaklanan güvencelerinden yoksun bulunmaktadırlar.

Yapılan düzenleme ile hali hazırda evden çalışma ve uzaktan çalışma yöntemine göre çalışanlar hukuki güvence ve kayıt altına alınmakta, İş Kanunu’ndan ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan bütün haklardan yararlanabilmelerine imkan tanınmaktadır. Kısmi çalışanların çalışmadıkları günlere ilişkin sigorta primlerini yatırmalarına imkan sağlanarak iddiaların aksine zamanında emekli olabilmelerine imkan sağlanmaktadır. Bugün ayda 16 gün çalışan kısmi süreli çalışan bir işçinin emekli olabilmesi için 60 yıl çalışması gerekmektedir. Yapılan düzenleme ile kısmi süreli çalışanlara da tam süreli çalışanlarla aynı süre ve şartlarda emekli olma imkanı getirilmektedir.”

DİSK’İN YANITI: Çağrı üzerine çalışmanın mevcut iş kanununda yer aldığı tarafımızca bilinmektedir. Ancak yapılan düzenlemelerle amaçlanan kısmi zamanlı çalışmanın yaygınlaştırılmasıdır. Bu nedenle yeni esneklik biçimleri iş kanununda tanımlanmaktadır. Hükümetin pek çok belgesinde bu görüş açıkça ifade edilmektedir. Yasanın gerekçesinde 10. Sayfada “ayrıca, çalışma hayatındaki esnek çalışma biçimlerinin uygulanabilirliğini artırmak, yaygınlaştırmak ve bu şekilde çalışanlar arasındaki kayıt dışılığı azaltmak amacıyla; Kısmi süreli iş sözleşmesi ile çalışan sigortalıların, kısmi süreli çalıştıkları aylara ait eksik sürelerini ileriki yıllarda geriye dönük olarak borçlanabilmeleri imkanı getirilmiş, İsteğe bağlı sigorta hükümleri içerisinde işsizlik sigortası primlerinin de ödenmesi imkânı sağlanarak, işsizlik sigortası ödeneği alınabilmesi için gereken prim ödeme gün sayısına ulaşabilmeleri imkânı sağlanmıştır” denilerek niyet ortaya konmaktadır. Bu uygulamalar esneklik adı altında yürürlüğe konulan, emekçiler açısından düzenli bir gelir sağlamayan, eksik ve yetersiz istihdama yol açan uygulamalardır. Burada da prim yükümlülüğü kişilerin üzerine yıkılmaktadır. Bu bir imkân olarak sunulmaktadır. Hükümet her ay devletin kasasından işverenlerin sigorta primlerinin yüzde 5’lik kısmını üstlenirken, yasanın 49. maddesine göre kısmi süreli çalışanların GSS primlerini kendi ceplerinden 30 güne tamamlama zorunluluğu getirmekte, ayrıca yine kendi ceplerinden ödeme yaparak emeklilik hakkından yararlandırmayı bir kazanım olarak sunmaktadır. İnsanları kendi gelirlerinden kayıt altına almak ise olsa olsa kayıtdışılığın yasal hale getirilmesidir.

İŞ MÜFETTİŞLERİ

HÜKÜMETİN İDDİASI:
İşçi şikayetlerinin müfettişler eliyle değil de bölge müdürlüğü memurları eliyle incelenmesinin denetimsizliği arttıracağı, işçinin temel haklarının bağımsız iş müfettişlerinden alınarak bakanlık personeline verilmesinin denetimsizliğe neden olacağı yönündeki iddialar doğru değildir.

Asli görevleri işyeri denetimi olan iş müfettişlerince iş sözleşmesi sona ermiş işçilerin iş sözleşmesinden kaynaklanan kişisel alacaklarına ilişkin şikayetlerinin incelenmesi, bu incelemenin işyeri denetimini gerektirmemesi, belgeye dayalı incelemeler olması nedeniyle tam anlamıyla bir teftiş ve denetim faaliyeti olmayıp, bu şikâyetlerin sonuçlandırılmaya çalışılması, bugünkü haliyle hem uzun zaman almakta hem de iş müfettişlerinin asli görevleri olan işyeri denetimlerinden geri kalmalarına neden olmaktadır.

DİSK’İN YANITI:
Bakanlık işçi şikâyetlerinin giderek yoğunlaşması karşısında iş müfettişlerinin çalışma olanaklarını iyileştirmek yerine, 2009/10 sayılı genelge ile İş Yasası’na aykırı olarak “iş sözleşmesi sona eren” işçilerin şikâyetlerini, iş hukuku konusunda hiçbir bilgisi olmayan memurlara inceletmeye başlamış, genelgenin uygulandığı dönemde memurların bütün yaptığı iş; işverenin işçi alacağını kabul etmemesi halinde işçiye iş mahkemesine başvurması gerektiğini bildirmek olmuştur. İş Müfettişleri Derneği ve Tek Gıda-İş Sendikası’nın açtığı dava sonucunda Danıştay 10. Dairesi 2010/315 ve 2010/345 sayılı kararları ile genelgenin yürürlüğünün durdurulmasına karar verdi. Ancak bakanlık, bu kez de Danıştay’ı by-pass etmek için kanun değişikliğine gitmektedir. 81 No’lu ILO sözleşmesine göre işçiler ya da sendikalar tarafından yapılan şikâyetler; işçinin iş sözleşmesi sona ermiş olsa da işçi halen işyerinde çalışıyor olsa da iş denetim birimi, yani iş müfettişleri tarafından incelenecektir. Bu hükme rağmen hükümetin bu işi kendi memurlarına devretme ısrarı düşündürücüdür. Denetimsizliğin ülkemizde ne gibi sorunlara yol açtığı geçtiğimiz gün OSTİM’de yaşanan iş cinayeti ile bir kez daha görünmüştür. İşçilerin kişisel alacaklarının “tam anlamı ile bir teftiş ve denetim faaliyeti” olmadığı ise hangi veri ile ortaya konulmakta ve bu önemli alacaklar nasıl bu biçimi ile değersizleştirilebilmektedir?

Basından takip ettiğimiz bakanlığın kurumlarımıza yönelik iddiaları kendilerinin bize yönelttiği suçlamadaki gibi, asılsız, mesnetsiz, önyargılı mülahazalarla ortaya atılmış, yanlış, yanlı, iyi niyetten yoksun ve gerçekleri çarpıtma amaçlı iddialardır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*