Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » DİSK’in “üçlü danışma”dan çekilme açıklaması ve DİSK’e bazı sorular

DİSK’in “üçlü danışma”dan çekilme açıklaması ve DİSK’e bazı sorular

DİSK, Sendikalar, grev, toplu iş sözleşmesi yasa tasarılarının da ele alındığı patronlar, hükümet ve sendikalardan oluşan “üçlü danışma toplantıları”nı protesto ederek çekildiğini açıkladı.

DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün’ün, DİSK’in Üçlü Danışma Kurulu toplantılarına katılmama kararına ilişkin açıklaması:

DİSK, İŞÇİ SINIFININ SIKIŞTIRILMAK İSTENDİĞİ YENİ CENDEREYE KARŞI SESSİZ KALMAYACAKTIR!

Sendikal hak ve özgürlüklerin asgari sınırı Anayasa’nın 90. Maddesine göre ILO sözleşmeleridir!
Değerli Basın Emekçileri,

Türkiye’de 12 Eylül Askeri Darbesi’yle biçimlendirilen ve çalışma ilişkilerini düzenleyen yasalar, değişen dünyaya rağmen günümüzde de yürürlüktedir.

Sendikal örgütlenme, toplu sözleşme, grev hakları ve özgürlüklerin çerçevesini çizen mevzuat ve hukuk çerçevesi, 1983 yılından beri işçilerin ellerini kollarını bağlayan bir işlev görmüştür. İşçileri tutsak alan 2821 ve 2822 sayılı bu yasalar, ülkemiz için 28 yıldır utanç kaynağı olmuş ve katlanılamaz bir nitelik kazanmıştır.

Oysa bu durum, başta Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) sözleşmeleri olmak üzere Türkiye’nin taraf olduğu hukuk belgelerine aykırıdır ve doğrudan ILO tarafından da her yıl üst üste teyit edilerek belgelenmiştir.
Bilindiği gibi sendikal hak ve özgürlükler üç temel unsur üzerinde yükselmektedir:

Bunlar; 
1. Örgütlenme özgürlüğü,
2. Toplu sözleşme hakkı ve
3. Grev hakkıdır.

Bu üç temel unsur birbiriyle iç içe geçmekte ve birinin eksikliği diğerlerinin varlığını da ortadan kaldırmaktadır. Bu hak ve özgürlükler uluslararası hukuk belgelerinde bütünlük içinde ve birbirinden koparılamaz biçimde perçinlenmiştir.

DİSK yıllardır, kararlı bir şekilde, örgütlenme özgürlüğü, toplu sözleşme ve grev hakkına ilişkin yasaların asgari düzeyinin ILO sözleşmeleri olduğu ve bunun Anayasa’nın da bir gereği olduğunu savunmuştur.

Değerli Basın Emekçileri
2011 Genel Seçimleri’nden sonra oluşturulan yeni Hükümet, ILO sözleşmelerine uygun bir düzenleme için çalışmalar yapmak üzere tarafları davet ederek Üçlü Danışma Kurulu görüşmelerine başladı. Konfederasyonumuz geçmişteki olumsuz deneyimlere rağmen iyi niyetle çalışmalara katılmıştır.

Ancak zaman içinde işveren örgütlerinin taleplerinin hükümet nezdinde giderek ağır bastığı bir ortam oluşmaya başlamıştır. İşveren örgütlerinin “kaygılarını” gidermeyi ve çıkarlarını gerçekleştirmeyi ön plana alan bir yaklaşım izlenmiştir.
Bizler açısından üzücü ve düşündürücü olan, 12 Eylül’ün yasakçı ve baskıcı düzeninin izlerini taşıyan yaklaşım ve önerilerin hâlâ dile getiriliyor olmasıdır.

Tüm çabalarımıza, sabırla yürüttüğümüz tartışmalara ve kimi olumlulukları kapsayan düzenlemelere rağmen, karşımıza çıkarılan her taslağın başta konulan amaçtan uzaklaştığını üzülerek görmüş bulunmaktayız. Üçlü Danışma Kurulu’nun gündeminde bulunan “Sendikalar Kanunu” ve “Toplu Sözleşme Kanunu” görüşmelerinde gelinen aşama hayal kırıklığı yaratmıştır.

Bu tasarılar Türkiye’nin günümüzde yaşadığı gelişmeleri ve karşı karşıya bulunduğumuz değişim ihtiyacını gözardı eden bir anlayışla ele alınmaktadır. Özellikle Toplu İş Sözleşmesi Yasa Tasarısı’nın bugünkü şekliyle yasalaşması halinde 12 Eylül Askeri Cuntası tarafından çıkarılan 2822 sayılı Yasa’nın bir benzeri olmaktan başka sonuç yaratması mümkün değildir.

Getirilen öneriler, sunulan gerekçeler, hazırlanan taslaklar, başta ILO’nun 87 ve 98 sayılı sözleşmeleri olmak üzere Avrupa Sosyal Şartı, BM Ekonomik, Sosyal Kültürel Haklar Sözleşmesi gibi birçok sözleşmeyle birlikte Anayasa’nın 90. Maddesine de aykırıdır.

Bu sözleşmelerde belirtilen hükümlerin daha altında yapılmış hiçbir düzenleme, hukuka uygun değildir; işçi sınıfının hak ve özgürlükleri konusunda hiçbir yarar sağlamayacaktır.
Anayasa değişikliğine rağmen;
·Sendikal hak ve özgürlüklerin kullanılmasını engelleyen ve yok eden işkolu, işletme ve işyeri barajlarını koruyan,
·Yasaklarla dolu mevcut toplu sözleşme düzeninin korunmasında direnerek konfederasyonların ve sendikaların çerçeve sözleşme ve işkolu sözleşmesi yapma hakkını tanımayan,
·Toplu sözleşme hakkını; tüm işçilerin kullanabileceği bir hak olarak tanımlamayan,
·Yıllarca süren yetki uyuşmazlıklarına çözüm getirmeyen;
·Genel grev, hak grevi dahil bütün grev engellerini ve yasaklarını, grev ertelemelerini ve zorunlu tahkimi koruyan;
bir yasa “reform” olarak nitelendirilemez.

Hazırlanan taslakların Kıdem Tazminatı Fonu kurulması, Bölgesel Asgari Ücret Uygulanması ve Özel İstihdam Büroları eliyle işverenler için yaratılmak istenen “ucuz emek” cennetine, güvencesiz çalışma koşullarına zemin yaratacağı açıktır. Böylece hem çalışma ve geçinme koşulları işçiler aleyhine bozulmak, hem de işçilerin bu sürece karşı mücadele olanakları tümüyle ellerinden alınmak istenmektedir.
Konfederasyonumuz, sendikal hak ve özgürlüklerin genişletilmesi ve çalışma yaşamının demokratikleştirilmesi için katıldığı bu zeminde, “değişiklik” adı altında yeni bir hukuksuzluğun dayatıldığı bir sürecin parçası olmayacaktır.
ILO sözleşmelerine, Avrupa Sosyal Şartı’na ve ülkemiz sendikal hareketinin ihtiyaçlarına uymayan Sendikalar Yasa Tasarısı hükümleriyle Toplu İş Sözleşmesi Yasa Tasarısı’nı kesinlikle yetersiz görmekteyiz. Bu şartlarda 19 Ekim 2011 günü yapılması planlanan üçlü Danışma Kuruluna katılmamızın da bir yararı kalmamıştır.
 
İktidarı, Anayasa’nın 90. Maddesine uygun hareket etmeye, hükümet olarak yükümlülüklerini yerine getirmeye; Üçlü Danışma Kurulu’nun diğer bileşenlerini de uluslararası sözleşmelerle belirlenmiş ve Anayasa ile güvence altına alınmış haklarımıza saygı göstermeye ve 12 Eylül yasaklarına karşı çıkmaya davet ediyoruz.

Yıllardır, işçileri temel haklarından mahrum bırakan ve mağdur eden bugünkü düzenin farklı bir biçimde sürdürülmesine karşı kararlı biçimde mücadelemizi sürdüreceğimizin bilinmesini istiyoruz.


DİSK
‘in sonucu baştan belli olan neoliberal yönetişim toplantılarını protesto etmesi ve çekilmesi, geç kalmış fakat anlamlı bir adımdır. Darısı yer aldığı “memur danışma toplantıları”ndan çekilmesi gereken KESK‘tedir!

Ancak DİSK yöneticilerinin yanıt vermesi gereken sorular var:

1- 12 Eylül Anayasası’ndaki grev ve TİS yasakları ile lokavt hükümlerinin neoliberal düzenlemelere uyarlanarak korunmasını isteyenin TÜSİAD olduğu biliniyor. DİSK’in önceki başkanı, şu an CHP milletvekili olan Süleyman Çelebi, TÜSİAD başkanı Ümit Boyner ile, “yeni anayasa konusunda fikir birliği içinde olduklarını ve ortak anayasa çalışması yapacaklarını” açıklamışlardı. Patronlar ve hükümet ile grev, TİS, sendikalar yasa tasarıları yönetişim toplantılarından çekilen DİSK, grev, TİS, sendika yasakçısı TÜSİAD ile yeni anayasa konusunda “fikir birliği” içinde olmaya ve yeni burjuva neoliberal anayasa konusunda “danışma” çalışmaları yürütmeye devam etmekte midir, edecek midir?

2- DİSK, daha önce liberal akademisyenlere hazırlattığı yeni anayasa raporunda, sermayenin “özel mülkiyet özgürlüğü”, “girişim özgürlüğü” ve “sözleşme özgürlüğü”nü anayasal “hak ve özgürlükler”in en başına yazmıştır. DİSK, hele bugünkü neoliberal biçimleriyle “özel mülkiyet ve girişim özgürlükleri”nin ve bireysel “sözleşme özgürlüğü”nün, yani bireysel iş hukukunun, işçi sınıfının kolektif hak ve özgürlüklerine, grev, TİS ve örgütlenme haklarına tam karşıt ve olduğu kadarını bile ortadan kaldıran sermaye özgürlükleri olduğunu bilmiyor mu? DİSK, TÜSİAD’ın neoliberal yeni anayasa raporlarıyla aynı paralelde olan, işçi sınıfına “sınıf” bile diyemeyen, işçi sınıfını “sivil toplum”, “yurttaş” kavramları ve burjuva sivil toplum ve burjuva “danışma”/ “yönetişim” platformları içinde eriten, işçi sınıfının kolektif hak ve istemlerinin düşmanı sermayenin “özel mülkiyet ve girişim özgürlükleri”ni en başa yazan anayasa raporunu savunmaya devam edecek midir?

3- Burjuvazi, burjuva hükümet ve burjuva sivil toplumdan oluşan, bu burjuva toplam içinde işçileri de sınıf karakterinden soyarak “sivil toplum”un eriyikleştirilmiş bir bileşenine, işçi sendikalarını da birer “sivil toplum kurumu”na indirgeyen burjuva neoliberal yönetişim mekanizması, burjuvazinin tali konularda bir iki esneklik gösterip asıl öze ilişkin politika ve saldırılarını “rıza yoluyla” kabul ettirmesini içerir. DİSK “üçlü danışma toplantılarında bazı olumluluklar”dan (muhtemelen sendika üyeliğinde noter tasdiki şartının kaldırılması vb gibi) bahsederken bunu anlamamış olabilir mi? “Danışma toplantıları”nın önce iyi gittiğini düşünüp sonrada “işverenlerin” yörüngesine girdiği biçiminde bir “hayal kırıklığı” yaşayan DİSK, burjuva neoliberal yönetişim mekanizmasından, patronlar, patronların hükümeti ve “sivil toplumcu sendikacılık”tan ne bekliyordu? Kaldı ki, yeni anayasa raporunda apaçık biçimde “üst kurullar” ve “ESK”yı savunan DİSK, neden şimdi hayal kırıklığına uğramış görünüyor? DİSK, burjuvazinin bu tür “katılımcı yönetişim” mekanizmalarının, bırakalım Meclis’i, burjuvazinin hükümetin de üstündeki mali oligarşik organları tarafından alınan kararlarını ve stratejik politikalarını, biraz şekere bulayarak daha sorunsuz biçimde geçirmesinin aracı olduğunu bilmiyor olabilir mi?

4- DİSK, yeni anayasa raporunu olduğu gibi bu açıklamasındaki istemleri de Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği’nin küresel tekelci kapitalist ve mali oligarşik sözleşmelerine uyulmasından ibaret. DİSK, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği’nin ilgili sözleşme ve şartlarının neoliberal kapitalizme hiçbir karşıtlık içermediğini, tam tersine neoliberal yönetişimin bir aracı olduğunu bilmiyor mu? Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği‘nin sözleşmeleri DİSK’in dayandığı biricik “mücadele ideali” ise, DİSK, örneğin bugün Avrupa Birliği’nde olup bitenlere, şiddetlenen sınıf mücadelesine, işçilerin her tarihsel mücadele hak ve kazanımı için yeniden dişe diş mücadele etmek zorunda olmasına ne diyor?

5- DİSK‘in yeni anayasa konusunda burjuva neoliberal yönetişim mekanizmalarıyla sınırları net çizen, hiç olmazsa grev, TİS, sendika hakları için bir mücadele programı var mı, olacak mı?

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*