Anasayfa » GENÇLİK » “Dinin güncellenmesi” ve Deizm tartışmaları üzerine

“Dinin güncellenmesi” ve Deizm tartışmaları üzerine

“Dinin güncellenmesi” ve Deizm üzerine tartışmalar devam ediyor.

Erdoğan 8 Mart’ta şunları söylemişti: “Son günlerde bakıyorsunuz. Din adamı olarak ortaya çıkıp da ne yazık ki kadınla ilgili çok farklı açıklamalarda bulunup dinimizde yeri olmayan bazı kendine göre içtihatta bulunan kişiler çıkıyor ortaya. Anlamak mümkün değil. Yani bunlar ya bu asırda yaşamıyorlar, çok farklı bir dünyada zamanda yaşıyorlar. Çünkü İslam’ın güncellenmesinin gerektiğini bilmeyecek kadar da aciz bunlar. İslamın hükümlerinin güncellenmesi vardır. Siz islamı 14 – 15 asır öncesi hükümleriyle kalkıp da bugün uygulayamazsınız. Böyle bir şey yok.”

Erdoğan’ın sözleri, önüne gelen tarikat şeyhi, hacı-hocanın kafasına estiği gibi fetvalar yayınlamasından duyduğu rahatsızlığa ilişkindi. Hani şu “satranç cehennemliktir”, “erkek ölmüş eşiyle cinsel ilişkiye girebilir” vb türünden fetvalar…

Rahatsızlık elbette solcuların, laiklerin bu hurafeciliğe gösterdiği tepkiden değil, ama rejime mal olan bu gibi fetvalardan sermayenin duyduğu rahatsızlıktır. Örneğin anti-satranç hurafesinin alenen yayılması sermayeyi rahatsız eder çünkü, okullarda satrancın seçmeli ders olarak okutulmasını isteyen ve sponsorluğunu üstlenen İş Bankası gibi mali sermaye gruplarıdır. Veya kadınların eve kapatılmasında aşırıya gidilmesi, sermayeyi ucuz işgücünün önemli bir ayağından mahrum edeceğinden işine gelmez, vb.

Dolayısıyla Erdoğan’ın “İslamın güncellenmesi” söylemi, İslamın tekelci oligarşik sermaye isterlerine daha uygun ve onu rahatsız etmeyecek biçimde kullanılmasından ibarettir.

İkincisi Erdoğan bizzat kendi teşvikleri ve korumasında devleti ve toplumun belli kesimlerini ağ gibi sarmış sayısız tarikat-cemaatin şu veya bu düzeyde özerk hareket etmesinden, kendisini tekelci oligarşik sermaye karşısında zor durumda bırakan çıkışlar yapmasından rahatsızdır. Devletin içinde ve dışında cirit atan, iktidarını güçlendirme doğrultusundaki operasyonlar ve provakasyonlar doğrultusunda önleri açılan, yer yer ondan özerk hareket eden veya kendisiyle de rekabete girişen bu tarikat-cemaat şebekelerini daha sıkı biçimde tek elde toplamayı, tümüyle kendisine biat edecek biçimde düzenlemeyi hedeflemektedir.

“Dinin güncellenmesi” söylemi, dinci-hurafeciliğin büyük sermayeyi rahatsız ve tehdit eden yönlerine ayar çekmek için kullanılırken, Deizm tartışması da, din eğitimi gören gençler ve dindar kitleler içinde başgösteren saltanatçı, sermayeci din anlayışına karşı başgösteren tepki ve hoşnutsuzluk eğilimine karşı sınır çekmek ve bastırmak için kullanıldı.

Deizm tartışması ise, Diyanet dergisinin Ağustos 2017 sayısında, “özellikle gençler arasında din karşıtı akımların dikkate değer bir artış kaydettiğini gösterdiğini” belirten ve “bilhassa genç kuşakların İslami-ahlaki değerler sistemine karşı ilgisiz, hatta mesafeli bir dünya görüşüne meylettikleri gerçeğiyle karşılaşıyoruz” diyen dosyasıyla başladı.

Konya Milli Eğitim Müdürlüğünün “din eğitimindeki tutarsızlıklar nedeniyle din eğitimi gören gençler Deizme kayıyor” raporu, Milli Eğitim Bakanının bu yöndeki açıklaması ve bir çok uzmanın da bunu teyit etmesi, rejimi ziyadesiyle rahatsız etti. Erdoğan’ın bunu “saçmalık” ilan etmesinin ardından, Diyanet başkanı da bunu “sapkınlık, din-peygamber düşmanlığı” ilan eden bir fetva yayınladı.

Eh, din tekelci oligarşik sermayenin azami kar ve egemenlik isterlerine daha uyarlı olmalı ama, dizayn edilmek istenen “dindar gençlik” içinde tam da buna bir tepki olarak doğan din, iman, ibadet ve hurafeciliğe karşı artın kuşkuculuk ve sorgulayıcılık da engellenmeli ve bastırılmalı!

Deizm, bilindiği gibi, tanrının rolünü bir “ilk yaratıcı/neden” olmaya indirgiyor, bunun dışındaki her türlü din, iman, ibadet, cennet/cehennem, kader, yasak vb anlayışını reddediyor, ya da en azından ciddi biçimde kuşku duyuyor ve sorguluyor. İdealizm/metafizikten kopmamakla birlikte, insana, dine karşı ya da din içinde kendi eylemlerinden kendine karşı sorumlu olacağı bir özerklik alanı açmaya çalışıyor.

Bu kadarı bile dini, Emevi/Selefi tarzı bir mutlakiyetçi güç, iktidar, dolandırıcılık, sefahat, saltanat, sömürü, zorbalık aracı olarak kullananlar açısından tehdit olarak algılanıyor.

Deizm tartışmalarında görmezden gelinden nokta, Deizmin sermayeleşmiş, saltanatlaşmış ve engizisyonlaşmış dine karşı bir tepki olarak, aynı zamanda kapitalizme karşı sezgisel ve potansiyel bir tepki ve arayışı içerebilecek olmasıdır.

Kitlelerin dine sarılmasının toplumsal kökenlerini Marx ve Lenin şöyle özetlemişlerdi:

“Din bu dünyanın genel kuramı, geniş kapsamlı özeti, yaygın mantığı, manevi yüceliği, coşkusu, ahlakça onaylanması, görkemli bütünlüğü, avuntu sağlamaya ve haklı kılmaya yarayan evrensel temelidir. İnsanın özünün hayali olarak gerçekleşmesidir, çünkü insanın sahici bir gerçekliği yoktur. Bu nedenle dine karşı savaşım, manevi kokusu din olan bu dünyaya karşı da dolaylı olarak savaşımdır. Din baskı altındaki yaratığın iç geçirmesi, taş yürekli bir dünyanın duygusu ve ruhsuz koşulların ruhudur. Halkın afyonudur. Bu nedenlerle de, halkın hayali mutluluğu olarak dinin kaldırılması, halkın gerçek mutluluğunu istemektir” (Marx)

“Bugün dinin en derine uzanan kolu, emekçi kitlelerin toplumsal ezikligi ve hergün her saat emekçilere en dayanılmaz acıları, savaş, deprem vb. dogal afetlerden çok daha beter kahırları çektiren kapitalizmin karanlık güçleri kar¸sısındaki çaresizligidir. “Tanrıları korku yarattı”. Sermayenin kör —halk kitleleri tarafından önceden sezilemedigi için kör— gücünün korkusu yani proletaryanın küçük-esnafın yaşamının her adımında “ansızın”, “beklenmedik” ve “rastlantısal” bir yıkıntı, yok olma, yoksulluk, fahişelik, açlıktan ölmek gibi tehlikeler yaratan gücün korkusu, modern dinin kökenidir. Maddeciler ana-okulu düzeyindekalmak istemiyorlarsa, öncelikle bunu hatırdan çıkarmamalıdırlar. Kapitalist düzenin agır işi altında ezilen ve kapitalizmin kör, yıkıcı güçlerinin insafına baglı olarak yaşamını sürdüren kitleler, dinin bu kökenine karşı savaşmayı, sermaye egemenliginin her türlüsüne karşı birlikte, örgütlü, planlı ve bilinçli bir savaş vermeyi kendi kendilerine ögrenmedikleri sürece hiçbir egitici kitap bu kitlelerin kafasındaki din inancını çürütemez.”

Dine sarılmanın temel toplumsal dinamiklerinden biri, kendini güçsüz hisseden kitlelerin kapitalizmin kör güçlerinden duyduğu korku, kapitalizmin eziciliğine, hiçleştiriciliğine, köleleştiriciliğine, sosyal yıkıcılığına, insanlık-dışılığına, atomize ediciliğine duyduğu bilinçsiz reaksiyondur. Peki ya aynı kitleler, kapitalizmin yıkıcılığına karşı kendilerini toplumsal ve insani olarak gerçekleştirdiklerini ve koruduklarını sandıkları dinde de aynı düşkünleşmeyi, köleciliği ve üstelik kapitalistleşmeyi gördüklerinde?

Et kokarsa tuzlarsın, tuz kokarsa? Deizm, tuzun da koktuğunun bir ifadesidir.

Günümüz deizminde kuşkusuz aynı zamanda post-modernizmin, bilinemezciliğin, nihilizmin vb de etkileri vardır. Hurafeciliğin, zırvacılığın büsbütün kafaları karıştırdığı yerde, bilmiyorum, kuşkuluyum, deyip işin içinden sıyrılmaktır. Ama Deizm bir yanıyla da, kapitalizme karşı hoşnutsuzluğun ve bunun artık din zırhına sığmadığının sezgisel, bulanık, gizemci bir belirimidir. Hiçbir yaratancılığı “daha az kötü” diye savunmayız ve uzlaşmayız. Dine karşı gerçek savaşım, onun sermaye egemenliğindeki köklerine karşı savaşım temelinde, sınıf savaşımı temelinde yürütülebilir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*