Anasayfa » DÜNYA » Dikkat dikkat! 2020’de her şey olabilir!

Dikkat dikkat! 2020’de her şey olabilir!

Dünya kapitalizminin daha 2008 krizinden toparlanamadan yeni ve daha ağır bir krize doğru gittiğinin sinyalleri artıyor.

İki büyük gösterge üzerinde durabiliriz.

Birincisi ve temel olanı, dünya kapitalist üretiminin ana halkalarında karlılık düşüşlerinin hızlanması ve/veya daralmanın başlamış olmasıdır.

ABD’de finans-dışı karlılık 2014’ten itibaren zaten düşüş eğilimindeydi. 2018’de üretim karlılığında azalma hızlandı ve 2019’un 2. çeyreğinde de sürdü. Almanya’da üretim son 3 ayda daralma sürecine girdi. Avrupa’nın diğer büyük 3 ülkesi, İngiltere, Fransa, İtalya zaten göreli üretim gerilemesinin başını çekiyorlardı, son 1 yıldır durgunluk ile daralma eşiğinde gelip gidiyorlar. Fakat bunlardan da daha kritik olan, dünya kapitalizminin yeni üretim (artı-değer) lokomatifi olan Güney ve Doğu Asya ülkelerinde olanlar: Çin’de üretim son 3 ayda daralma sürecine girdi. Güney Kore’de (ve Singapur’da) ise yılın başından itibaren hem üretim hem de ekonomi bütününde daralma görülüyor. Japonya ise zaten neredeyse 20 yıldır durgunluk ile düşük büyüme arasında salınıyor.

ABD, Almanya, Çin ve Güney Kore’de üretim karlarında hızlı düşüş ve/veya üretimde daralma eşzamanlı olarak sürerse, dünya ekonomisinde önümüzdeki yıl ciddi bir çatırtıya yol açmaya yeter. Fakat daha fazlası var: Latin Amerika, Güney Afrika, Türkiye zaten krizde. Almanya’nın yanısıra İngiltere, İtalya, Avustralya, Güney Kore krize doğru gidiyor. ABD ve Çin’de ise kriz sinyalleri artıyor.

İkinci gösterge, üretimde karlılığın uzun zamandır devam eden düşme eğiliminin ortaya çıkardığı (ve aslen ABD, Batı Avrupa, Japonya, Çin ve Körfez ülkelerinde yoğunlaşmış bulunan) dev asa para-sermaye fonlarının getirilerinin hızla düşmesi. 15 trilyon dolardan fazla “hayali değer”e sahip görünen büyük devlet ve büyük şirketlerin uzun vadeli “güvenli” borç tahvillerinin faiz getirileri negatife döndü. Başka deyişle, 12 kadar ülkede yoğunlaşmış bu devasa para sermaye fonları, bu ülkelerde üretim karlılığı sınıra dayandığı için, artan bir değersizleşme riski ve krizi içine giriyor. ABD’nin de üretim karlarında ve yatırımlarda gerilemenin artırdığı resesyon olasılığı nedeniyle, faizleri indirmesi, ve bunun Türkiye, Hindistan, Yeni Zelanda gibi sıkışmış bağımlı kapitalist ülkelerde zincirleme faiz indirimleri teşvik etmesi, kısmen ve kısa süreliğine borç batağındakilere soluk aldırmış görünse de, aslında daha büyük çatırtılara davetiye çıkarıyor.

Çünkü üretim krizinin derinleşme ve yaygınlaşma eğilimi gösterdiği koşullarda, faiz indirimi, değersizleşme krizi içindeki devasa para-sermaye fonlarını, yağma ve spekülasyona teşvik etmekten başka bir anlama gelmez. Türkiye gibi, özelleştirilecek bir şeyi de kalmamış bağımlı kapitalist ülkelerde, görülmemiş emek ve doğa yağması, değersizleşme krizi içindeki devasa para-sermaye fonlarına, yeni değerlendirme alanlarının, bundan sonra ancak nasıl açılabileceğini gösteriyor. Ama trilyon dolarlık para-sermaye fonlarından bahsediyorsak, Kaz Dağları devede kulak bile sayılmaz. Çünkü emperyalist kapitalist ülkelerdeki bu devasa aşırı sermaye birikimi, değerini ancak, bağımlı kapitalist ülkelerde ve tüm dünyada, emeği, insanı ve doğayı çok daha yıkıcı biçimde değersizleştirerek koruyabilir. Türkiye’de olduğu gibi dünya çapında, ücretlerin emekgücü değerinin altına düşürülmesi, asgari ücretin altında çocuk emeği sömürüsünün yığınsallaştırılması, sömürü şiddetinin artırılması, iş cinayetlerinde patlama, sosyal yıkım paketlerinin vites büyütmesi, azbuçuk kamusal emek fonlarından (emekli maaşları, işsizlik sigortası, kıdem, vd) geriye ne kaldıysa sermayeye çevrilerek yağmalanması, suların, ormanların, dağların yağmalanması; hepsi bu kapsamdadır.

Ama krizdeki sermayeye bunların da yetmediği görülüyor. Bu yüzden, kapitalist üretimdeki yavaşlama ve daralmalar artmaya ve yaygınlaşmaya devam ederse – ki faiz vb oyunlarıyla kısmi ve kısa süreli öteleme çabalarına karşın daha da yığılımlı olarak devam edecek gibi görünüyor- önümüzdeki süreçte, 2020’den itaberen, önce büyük spekülasyon fırtına ve hortumlarının kopması, ardından Türkiye kapitalizmi gibi en kırılgan ekonomilerden başlayarak, daha büyük çöküntülerin yaşanması, güçlenen bir olasılık haline geliyor. Çünkü “uzun vadeli” ve “güvenli” getiri olanağı kalmayan devasa para-sermaye fonlarının, krizdeki, kırılgan ekonomilerin çalkantıları üzerinden daha büyük çaplı spekülatif ataklara girişmesi, toplumsal artı’larını çekip alarak büsbütün kurutması ve çökertmesi kaçınılmaz olacaktır. (Ancak burada, krizin nedeninin spekülasyon, rant vb değil aşırı spekülasyon ve aşırı rantın nedeninin kriz olduğunu, spekülatif atakların zaten krizde olan ekonomilere sadece son darbeyi vurduğunu belirtelim.)

Ancak spekülasyon, devasa sermaye fonlarının daha az sayıda elde toplanmasına yol açmakla birlikte, asıl sorun artan sayıda ülkede ve dünya çapında kar oranlarının düşmesinin hızlanması olduğundan, kapitalizmi krizden kurtarmaz. Bu defaki kriz, 2008’den itibaren iyice kronikleşmiş bir kriz içinde bir kriz, yani katmerli, küresel planda yaygınlığı, derinliği, şiddeti ve yaratacağı sarsıntı ve altüst oluşlar daha büyük bir kriz olabilir. Başlıca fark, bu defa, Kuzey Amerika, Batı Avrupa ve Çin merkezli olarak Güney ve Doğu Asya’da eşzamanlı depresyon ve resesyonların ortaya çıkma olasılığının artmış olmasıdır. 2008 krizinden Çin, Almanya gibi daha yüksek sanayi kapasitesine sahip ülkeler de (ve Türkiye gibi bağımlı kapitalist ülkeler) ciddi biçimde etkilenmiş, ancak küresel para sermaye genişlemesi ile krizi nisbeten daha hafif geçirmişlerdi. Bu defa, ABD ile Çin, Japonya ile Güney Kore arasındaki (yani geleneksel emperyalist güçler ile yükselen ve kendi payını artırmak isteyen güçler) sertleşen rekabet ve ticaret savaşlarının da keskinleştireceği biçimde, daha büyük ölçekli ve daha sert bir kriz anaforu yaşanabilir. Devasa para sermaye fonları bunlara yaslanan emperyalist kapitalist güçleri ve bunlara erişme olanağı olan büyük şirketleri, bir kriz durumunda daha dirençli kılabilir; ama karlılık krizi derinleştikçe, daha büyük çöküntü olasılığı da artar. Ve örneğin 2008 krizinde ABD ve AB’nin Çin’den ve Körfez ülkelerinden borçlanarak yapabildikleri ve kitlelerin üzerine yıktıkları trilyonlarca dolarlık kurtarma operasyonlarını da artık yapamayacak hale geldikleri bir dönem de olabilir.

2020’den itibaren dünya kapitalizmin yeni bir daralma ve anafora girme olasılığı artarken; her durum ve koşulda, ve her düzeyde dünyanın ekonomik, siyasal, toplumsal, uluslar arası iklimi sertleşecektir. İşçi sınıfına, emeğe, insana, doğaya, yaşama karşı sermayenin ve sermaye devletlerinin saldırganlığı ve kıyıcılığı artmaktadır ve daha keskin biçimler alacaktır.

“Düzeltilmiş kapitalizm/demokrasi” beklentileri artık eğer embesillik değilse kapitalizm yalakalığından başka bir şey değildir. İşçi sınıfına odaklanmalı ve sert savaşımlara hazırlanmalıyız.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*