Anasayfa » GÜNDEM » Dijital ekonominin yükselişi ve kapitalist piyasanın gereksizleşmesi

Dijital ekonominin yükselişi ve kapitalist piyasanın gereksizleşmesi

Dijital gelişmeler rekor bir zaman içinde muazzam zenginlik yarattı, ama bu zenginlik çok az sayıdaki kişi, şirket ve ülkenin elinde yoğunlaştı. Mevcut politika ve düzenlemeler altında, bu durum, büyüyen eşitsizliği daha da kötüleştirerek, devam edeceğe benziyor. Dünyanın yarısının internete sınırlı erişiminin olduğu ya da hiç olmadığı yerde, bu dijital uçurumu kapatmak için birlikte çalışmalıyız. Kapsayıcılık herkesi içeren bir dijital ekonominin inşası için esastır. Yeni teknolojiler, özellikle de yapay zeka, kaçınılmaz olarak işgücü piyasasında kitlesel olarak büyük bir kaymaya yol açacak, bazı sektörlerde istihdam yok olacak ve yenilerinde başkaları için fırsatlar doğacak. Dijital ekonomi, çok sayıda yeni ve farklı beceriler, yeni sosyal güvence politikaları ve iş ile serbest zaman arasında yeni bir denge gerektirecek. Yalnızca öğreten değil öğrenmeyi öğreten ve herkes için yaşam boyu öğrenme fırsatlarına erişim sağlayan eğitime büyük bir yatırım yapmamız gerekiyor. Dijital ekonomi, sibergüvenlik sorunlarından yasadışı ekonomi faaliyetleri ve özel yaşam ihlallerine kadar yeni riskler de yarattı. Hükümetler, sivil toplum, akademi, bilimsel topluluk ve teknoloji sanayisi yeni çözümler bulmak için birlikte çalışmalı. Dijital teknolojinin herkes için barışı, insan haklarını ve sürdürülebilir gelişmeyi nasıl ilerletebileceğinin yollarını düşünmediğim gün olmuyor. Bu rapor değerli öngörü ve analizler sunuyor ve bugün hızlı-gelişen dijital ekonominin gerisinde kimsenin kalmamasını isteyerek, geniş küresel kamuoyunun dikkatine sunuyorum.”

Yukarıdaki sözler, Birleşmiş Milletler genel sekreterine ait. UNCTAD’ın (Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Örgütü) 2 Eylül 2019’da yayınlanan 190 sayfalık “Dijital Ekonomi Raporu”na yazdığı önsözden. Dijital teknoloji ve ekonominin (kapitalizm koşullarında) hızlı merkezileşmesinin büyüttüğü sorunlara ucundan dokunduktan sonra, bu sorunların yine aynı (kapitalist) kurum ve şirketler tarafından “birlikte çözülmesini” temenni ediyor!? Dijital teknolojinin hızlı yükselişi elbette yepyeni ve daha yüksek bir yaşamın daha gelişkin olanaklarını geliştiriyor; ama tabii, kapitalizmde değil. Kapitalizmde tam tersine, eşitsizlik, sömürü, kölelik, mali oligarşik güdüm ve asalaklığı derinleştirdiğini, zaten UNCTAD “Dijital Ekonomi Raporu” açık ve örtük olarak gözler önüne seriyor.

Malum UNCTAD, emperyalist kapitalizmin bir nebze “sosyal” ve “öz-eleştirel” soslu versiyonudur. “2019 Dijital Ekonomi Raporu”nun son iki bölümü de, dijital teknolojilerin çok gerisinde kalan bağımlı kapitalist ekonomilerin dijital ekonomi “fırsatları”ndan nasıl yararlanıp eşitsizliği kapatabileceği üzerine kuru-sıkı öğütlerin, “düzeltilmiş kapitalist dijital ekonomi” dilek ve vaatlerinin ötesine geçmiyor. Kapitalizmin yükselen dijital ekonomisinde, klasik analog ekonomisini bile aşan, olağanüstü mali oligarşik kar ve güç tekelleşmesini eleştiriyor. Ama tüm önerdiği “çözüm”, bağımlı kapitalist ülkelerin şimdi de bu emperyalist kapitalist dijital ekonomiyle daha fazla, daha hızlı, daha derinlemesine bütünleşmesinden ibaret.

Bununla birlikte “2019 Dijital Ekonomi” raporu (ilk 4 bölümüyle), kapitalist dijital ekonomi ve şirketlerin yükselişine ilişkin, şimdiye kadar somut verilere dayanarak yapılmış ilk ve en kapsamlı-sistematik araştırma olmasının yanısıra, içerdiği yarı-açıklayıcı ve yarı-eleştirel öğeleri de, daha yüksek bir bilimsel-eleştirel perspektiften, yani Marksist temelden ele alıp geliştirme olanağı sunuyor. Bu yüzden önce Raporun önemli gördüğümüz çizgilerini özetleyeceğiz. Bu, kapitalizmin uzlaşmaz çelişkilerin dijital teknoloji/ekonomi ile nasıl keskinleştirdiğine dair, Raporun satır aralarına gömülmüş ipuçlarını açığa çıkartıp tarihsel-mantıki vargılarına götürdüğümüz bir özet olacak. Daha sonra da, bu eleştirel özetten kendi Marksist tarih-bilimsel sonuçlarımızı çıkarmaya çalışacağız.

Raporun bizce önemli yanı şu: Kapitalist ekonominin kapitalist dijitalleşmenin derinleştirdiği bir dizi kritik sorunu azçok eleştirel olarak gözler önüne sermesine karşın, kendisinin bile inanmadığını apaçık belli ettiği neoliberal dijital-reformizm dışında hiçbir çözüm önerisi sunamaması. Bu rapor, özünde, kapitalizmin dijital teknoloji/ekonominin yükselişiyle büsbütün keskinleşen çelişkilerinin kapitalizm içinde hiçbir çözümünün olmadığının, en üst düzeydeki bir itirafıdır!

Rapor açıkça sergiliyor: Dijital teknolojinin/ekonominin yükselişi, kapitalist toplumdaki tüm eşitsizlikleri “hafifletmek” bir yana, büsbütün derinleştirdi ve her geçen gün derinleştirmeye devam ediyor. Kapitalizm koşullarında dijital teknoloji/ekonomi, emek-sermaye çelişkisini keskinleştiriyor; kadın-erkek eşitsizliğini büyütüyor; kent-kır eşitsizliğini büyütüyor, emperyalist kapitalist güçler ile bağımlı kapitalist ülkeler arasındaki eşitsizliği büyütüyor; bizzat emperyalist kapitalist güçler arasındaki eşitsiz gelişmeyi hızlandırıyor.

Emek-sermaye çelişkisi

Rapordan:

“Dijitalleşme yalnızca düşük vasıflı işçiler tarafından yapılan rutin işleri değil, aynı zamanda orta-vasıflı işçileri de etkiliyor, orta sınıfın içinin boşalmasına yol açıyor. Dahası, dijital platformların (internet tabanlı şirketler-bn) artan yoğunlaşması ve merkezileşmesi, işçilerin pazarlık gücünü daha fazla zayıflatabilir. Ancak, teknolojik gelişme eşitsizliğe ilişkin faktörlerden yalnızca biri. Dijitalleşme, bu yüzden, istihdam ve eşitsizlikte 1980’lerden beri görülen aşırı endişe verici küresel eğilimlere ek bir faktör olarak görülebilir.

Dijital hazırlık açısından çok geride olan gelişmekte olan ülkelerde, dijitalizasyonun karşılaştırmalı avantajlarını ortadan kaldırıp kaldırmayacağı tartışılıyor. Gelişmiş ülkelerde dijital teknolojiler maliyeti azaldığından ve daha yaygın olduğundan, gelişmekte olan ülkelerde düşük vasıflı ve ucuz işçiler uluslar arası ticarette artık avantajını kaybedebilir. Gelişmiş ülkelerdeki üreticiler üretimlerini daha düşük maliyet bölgelerine taşımayı sınırlandırabilirler ve hatta geri çekebilirler, bu da gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerdeki istihdam üzerinde ciddi olumsuz etkiler yaratabilir.

Dijitalizasyonun cinsiyete bağlı farklı etkileri de olabilir. Kadınlar, rutin işlerde daha yaygın çalıştığından otomasyondan daha çok etkilenebilirler. Dahası, kadınların vasıf düzeyi, çoğu ülkede, ortalama olarak erkeklerinden daha düşük olduğundan, kadınlar, daha yüksek ve teknik vasıflı işler yaratacak dijitalizasyondan daha az yararlanabilirler. Bu yüzden, teknolojik gelişmeyle kadınlar daha fazla istihdam yitirebilir veya yeni işlerde çalışmakta daha az şansa sahip olabilir.

Rapor bunları alenen söyledikten sonra şöyle devam ediyor; “dijitalleşmenin gelişmekte olan ülkelerde ve kadınlarda istihdam konusundaki etkileri belirsiz. Mevcut belirtiler, teknolojinin istihdam üzerindeki etkileri üzerine endişe ve paniği körükleyecek düzeyde değilse bile, politikacıların geleceğin çalışma dünyasındaki potansiyel dijital rahatsızlıklara daha iyi hazırlanmasını gerekir.”

Bu da, paniğe gerek yok ama, kapitalist dijitalleşmenin fazladan yaratacağı emek ve kadın yıkımının ve işsizlik patlamasının doğuracağı daha büyük hoşnutsuzluk ve isyanlara şimdiden hazırlanmak lazım dememin, pek nazik biçimi! Rapor, dijital ekonomiye geçiş sürecinde iş kayıpları daha fazla olabilir ama, uzun vadede yaratılacak yeni işlerle bu dengelenebilir, vb diyerek aklınca, işçi sınıfında büyüyen huzursuzluğu yatıştırabileceğini sanıyor!

Kapitalist dijitalleşme işsizlik patlamasını büyütmek, ücret ve hak düşürümlerini hızlandırmakla kalmıyor, (geleneksel kır küçük burjuvazisinin erimesinin yanısıra) modern kent küçük burjuvazisinin geniş kesimlerinin ücret, vasıf, statü, özerklik yitimiyle yıkıcı biçimde işçi sınıfına doğru çözülmesini hızlandırıyor. Kapitalist dijitalleşme, bir kutupta ve azalan sayıda elde trilyon dolarlık servetlerin birikmesi, diğer kutupta, kendi emeklerini bunlara sermaye (ve dijital sermaye) olarak üretenlerin tarafında sefaletin birikmesiyle, sınıfsal kutuplaşmayı (“iki sınıf vardır!”) hızlandıran kritik etkenlerden biri.

Rapor, bilişim-iletişim alanında çalışanları ikiye ayırıyor.

1- Dijital ekonominin çekirdek ve dar tanımıyla, Bilişim-İletişim Teknolojileri (BİT) imalatında çalışanlar. Bilgisayar, elektronik ve optik ürünler imalatı, elektronik bileşenler imalatı, iletişim araçları (cep telefonu, vd) imalatı, tüketici elektroniği, bunlar arasında yer alıyor. Bunların çekirdeğini dijital ar-ge ve inovasyon alanında çalışanlar oluşturuyor. Ağırlıklı ve daha hızlı genişleyen kesimini ise BİT hizmet endüstrileri denilen, bilgisayar programcılığı, yazılım, telekomunikasyon, enformasyon hizmetleri, bilgisayar ve iletişim araçları teknik bakım ve onarım işçileri oluşturuyor. Bu kesimin çekirdeğini ise bilişim/yazılım işçilerioluşturuyor. 2013-17 döneminde, bu alanlardaki küresel istihdam, toplam istihdamın yüzde 2.1’inden yüzde 2.5’una çıkabilmiş.

2- Dijital ekonominin geniş tanımıyla, kapitalist ekonominin bütününde ve tüm şirketlerin bilişim-iletişim bölümlerinde çalışanlar. Ekonominin bütünündeki BİT istihdamının toplam istihdam içindeki oranı ise daha yüksek: 2013-17 döneminde yüzde 2.3’ten yüzde 3.2 çıkmış.

Bu durum, bilişim-iletişim teknolojilerinin ekonominin bütününe nüfuz etmeye başladığını gösteriyor. Bilişim-iletişim işçilerinin tüm kademelerinde, ama yukarıdan aşağıya sayı, artış hızı ve toplam istihdam içindeki payı olarak, artan bir büyüme var. BİT işçilerinin en üst tabakasını oluşturan çekirdek işgücü oldukça yavaş, orta kademesini oluşturan yazılımcılar nisbeten daha hızlı, en alt tabakasını oluşturan veri giren, veri oluşturan, veri düzenleyenler ise (çağrı merkezi işçileri dahil) en hızlı büyüyor. Dünya çapında ve bağımlı kapitalist ülkelerde genellikle outsource yazılım tedarikçisi “silikon vadileri”nin hızla yaygınlaşması ve her türlü yazılımın artan bir hızla standartlaşması, orta kademe yazılımcıların da ücretlerini ve çalışma koşullarını durmaksızın aşağıya çekiyor. Bizzat raporun ortaya koyduğu gibi, en alt veri-bilişim işçisi kesiminin en hızlı genişlemesi ise, bu alanda yaratılabilen yeni istihdamın büyük bölümünün durumunu gözler önüne seriyor: Yaratılan yeni işlerin artan bölümünü, free lance, sözde “kendi-hesabına”, kısmi-zamanlı, çağrı üzerine, özel kiralık işçilik şirketleri yoluyla, outsource ve evden çalışma, geçici, güvencesiz, esnek, asgari ücret dolayında ve altında ücretli olanlar oluşturuyor.

Rapor, platform (internet tabanlı) şirketlerin son 10 yıldaki başdöndürücü yükseliş ve büyümesine karşılık, platform şirketlerinde yaratılabilen yeni istihdamın durumuna değinmeden edemiyor. Raporda bir özetine yer verilen İLO’nun platform şirketlerinde çalışan işçiler araştırmasından görelim.

İLO’nun araştırması, 2018 yılında, dünya çapında platform şirketlerinde çalışan 3500 işçiyle yapılmış. Bu tür part-time ya da evden çalışmalı platform şirketi işlerine, ABD ve Avrupa’da “kalabalık işleri” (ya da “gig işleri”) deniyor. Ortalama yaşları 33. Üçte biri kadın, ama kadınların oranı “gelişmekte olan ülkeler”de 5’te bire düşüyor.

Tamamına yakını yüksek eğitimli. Yüzde 56’sı bir yıldan fazla, üçte birinden fazlası 3 yıldan fazla süredir bu tür işlerde çalışıyor. Neden bu tür işlerde çalıştıkları sorusuna ağırlıklı yanıtları, yeterli ücret getirmeyen diğer işlere ek olarak bu işleri yaptıkları (yüzde 32) ve “evden çalışmayı tercih ettikleri” için oluyor. Örneğin kadın işçilerin yüzde 13’ü çocukları nedeniyle “yalnızca evden çalışabileceğini” gerekçe gösteriyor. İşçilerin yüzde 10’u ise sağlık sorunları nedeniyle evden ancak bu tür işleri yapabildiklerini belirtiyor. Araştırmanın yürütüldüğü en büyük 5 platform şirketinde, ücretler yalnızca ödenen işle sınırlı düşünüldüğünde saatte 4.43 dolar, ödenmeyen mesailerle birlikte düşünüldüğünde saatte 3.31 dolara düşüyor. Ortalama ücret ise saatte 2.16 dolara kadar düşüyor. Bu ücretler, ABD’de fast food zinciri işçilerini dahi isyan ettiren fedaral asgari ücret olan saatte 7.25 dolardan kat kat düşük. Amazon Mechanical Turk’te çalışan işçilerin 3’te ikisi de bu asgari ücretin altında çalışıyor, Almanya’daki Clickworker platform şirketin çalışanların ise yalnızca yüzde 7’si Almanya’daki asgari ücretin üstünde alabiliyor. Platform şirketi işçilerinin ortalama saat ücretleri Kuzey Amerika’da 4.7 dolardan, Avrupa ve Orta Asya’da 3 dolara, Asya-Pasifik’te 2.22 dolara, Afrika’da 1.33 dolara kadar düşüyor. Kesin olan, platform şirketlerinde çalışan işçilerin artan bölümü kendi ülkelerindeki asgari ücret dolayında ya da altında ücretler alabiliyor.

Ücretlerin düşüklüğünün nedenlerinden biri, iş ararken parasız çalışma dayatması. İşçiler ortalama her saatin 20 dakikasını ücretsiz çalışmaya harcıyorlar, ücretsiz deneme testleri, rapor yazma, vd. İşçilerin yüzde 88’si geçinemediği için bu tür platform şirketlerinde daha fazla (tam zamanlı) iş yapmak istediğini belirtiyor. İşçiler bu platform şirketlerinde, ortalama olarak haftada 24.5 saat (18.6 saati ücretli, 6.2 saati ücretsiz) esas iş, ya da ek ve yan iş olarak çalışıyorlar. İşçilerin yaklaşık yarısı, birden fazla bu tür platform işinde çalışıyor. Yüzde 21’i, üç ya da daha fazla platform şirketine birden iş yapıyor. Yüzde 41’i bu tür “kalabalık işleri”nde çalışırken, “kalabalık işi olmayan, ücreti ve koşulları daha iyi olan işler” aramaya devam ediyor. Çoğu işçi, borçları nedeniyle bu tür işlere mecbur kaldıklarını, 3’te biri bunun tek gelir kaynağı olduğunu söylüyor. Çalıştıkları işlerden aldıkları ücretlerin yüzde 59’u bu tür “kalabalık platform işlerden” geldiğini söylüyor.

Bu tür işlerde esneklik, asosyalleşme ile kodlanmış durumda. İşçilerin yüzde 36’sı haftanın 7 günü çalışıyor, yüzde 43’ü geceleri ve yüzde 68’i akşamları (18.00-20.00) çalışıyorlar. Çoğu kadın işçi “kalabalık işi”ni çocuk ve hasta bakımı ile birlikte yürütüyor. Bu kadınlar haftada 20 saat platformda (internet işlerinde) çalışabilmek için, genellikle akşamları ve geceleri (çocukları uyuttuktan sonra) çalışmak zorunda kalıyorlar.

Bu tür işlerin çoğu, sayfalar dolusu araştırma ve anketlere yanıt vermek (yani veri oluşturmak), yeni sürümlerin test ve denemelerinde yer almak (yüzde 65), web sitelerine içerik girmek (yüzde 46), veri toplamak (yüzde 35), kopya çıkarmak ve uyarlama yapmak (yüzde 32) gibi boğucu şeylerden oluşuyor. İşçilerin 5’te biri içerik yaratma ve düzeltmeyle uğraşırken, yüzde 8’i yapay zeka ile ilgili işlerde eğitim sahibi. Çoğu mikro-iş aşırı basit ve tekrarcı, ve işçilerin yüksek eğitim düzeyine uzaktan yakından uymuyor.

İşçilerin sosyal güvenlik olanakları da oldukça düşük. Yalnızca onda altısı sağlık sigortasına sahip, ve yalnızca yüzde 35’i emeklilik sigortasına sahip. Ancak bu kısmi haklar da, yaptıkları on-line işlerden değil, çalıştıkları diğer klasik işlerden, ya da diğer aile fertlerinden geliyor. Platform şirketleri ve on-line işlerinde ise sosyal güvenlik dibe vurmuş durumda. Salt bu tür işlerde çalışan ve başka sosyal güvenlik dayanağı olmayan işçilerin ise, yalnızca yüzde 16’sı bir emeklilik sigortasına bağlı.

İşçilerin onda 9’u, yaptıkları işlerin ödemesiz geri çevrildiğine tanık olmuş. Çoğu işçi yaptıkları işlerin çeşitli bahanelerle parasının ödenmemesine ve hak arama kanallarının olmamasına büyük tepki duyuyor. Çoğu platform şirketi, işçileri ve yaptıkları işleri keyfi ve tek taraflı olarak ölçme sistemine sahip. İşçiler iş yaptıkları şirket ve platformlarla iletişim kurabilmek için de büyük mücadeleler vermek zorunda kalıyorlar. Çalıştıkları platformlara göre yüzde 28-yüzde 60 arasında işçi, online işçi forumlarına ve sosyal medya sitelerine, karşılaştıkları haksızlıklara karşı “kalabalık işçisi” arkadaşlarından tavsiye almak veya yaşadıkları sorunlar üzerine tartışmaları izlemek için giriyor.

Google, Facebook, Spotfy, Uber, Netflix gibi şirketlerde çalışanlar denilince kafanızda canlananlara hiç benzemiyor değil mi? Gerçek şu ki, dijital/internet işlerinde çalışanların oldukça sınırlı bir kesimini yüksek ücretli, yüksek vasıflı çekirdek işgücünü oluşturuyor. Bu alanda çalışanların artan bölümünü ise İLO araştırmasının ortaya koyduğu, işçi kesimleri oluşturuyor.

Yalnızca büyük internet şirketleri ve internet tabanlı şirketler değil, tüm büyük şirketler veri-merkezli işlere yöneldikçe, tüm kobiler de kendilerini internet platformları üzerinden varetmek zorunda kaldıkça, bu tür “işler” de hızla artıyor ama tamamı taşeronlaştırılıyor. Bu işlerde çalışanların bir kısmı gaspedilen aşırı düşük ücretleri bir yana, tüm maliyeti de işçilerin üzerine yıkılıyor. Rapor, bilişim-iletişim sektöründe bu tarz taşeron ve esnek çalışanların tam sayı ve oranına ulaşmanın imkansız olduğunu belirtmekle birlikte, resmi istatistiklerde görünenin kat kat üzerinde olabileceğini ima ediyor. Türkiye’de ise bilişim-iletişim ve internet işlerinin; taşeronluğun, esnek, güvencesiz ve düzensiz çalışmanın, düşük ücretlerin, ücret gasplarının, angaryanın en yaygın olduğu sektörlerden biri olduğu ne yazık ki halen bilinmiyor.

Rapor, kapitalist dijitalleşme ve platformlaşmanın, geleneksel sektörlerdeki işçilerin işsiz kalmasını artıracağını, sosyal haklarda erimeyi hızlandıracağını, bir bütün olarak işçiler içinde esneklik, güvencesizlik, atomizasyon ve dibe doğru yarış “riskini” artıracağını, küresel platform şirketlerinde yoğunlaşma ve merkezileşmenin işçilerin kolektif pazarlık gücünü kırdığını, dünya çapında halen tek bir platform işçileri sendikası olmadığı gibi konulara ucundan değiniyor, ama tabii, “ömür boyu öğrenme”, “insanların yeterliliklerine yatırım yapma” gibi bayat hikayelerden başka söyleyebileceği bir şey yok.

Veri Değer Zincirleri

Rapordan:

“Veri değer yaratma ve elde etmenin yeni bir ekonomik kaynağı haline geldi. Veri üzerinde kontrol, bunları dijital bilgiye dönüştürme yeteneği açısından stratejik öneme sahip. Her değer zincirinde, veriyi toplama, depolama, analiz etme ve dönüştürme yetisi güç ve rekabet avantajlarını artırıyor. Dijital veri, veri analitiği, yapay zeka, blockchain, nesnelerin interneti, bulut sistemleri ve tüm internet tabanlı hizmetler gibi hızlı gelişen teknolojilerin hepsinde çekirdeği oluşturuyor. Şaşırtıcı olmayan biçimde, veri-merkezli işletme modelleri, yalnızca dijital platformlarda değil, ama aynı zamanda, çok çeşitli sektörlerdeki büyük şirketler tarafından uygulanıyor.”

“Dijital ekonominin yeni işletme modellerinde, iki yükselen ve bağlantılı kuvvet değer yaratmayı artan ölçüde sürüklüyor: çok hızlı genişleyen veri hacimlerini platformlaştırma ve paraya çevirme. Dijital platformlar bu ekonomide merkezi aktörlerdir, ve değer yaratmaya çevrilebilecek dijital veri ekonomik süreçlerin anahtar kaynağıdır. Bunların etkileşiminin yaratılan değeri ele geçirmede büyük önemi vardır.”

“Yeni olan hızlı teknolojik süreçlerin bu olguyu farklı bir düzeye taşımasıdır; karmaşık algoritmalarla ve büyük ölçüde düşen maliyetlerle, veriyi toplamak, aktarmak, işlemek ve analiz etme olanaklarında üstel büyümedir. Veri bağlantılı faaliyetler artık yalnızca mal ve hizmetlerin üretiminde yan işler olmakla kalmıyor, tersine, üretim sürecinin merkezi özelliği ve ekonomik faaliyetin anahtar meselesi haline geliyor.”

“Dijital bilgi çok çeşitli ekonomik ve ekonomik-olmayan alanlarda kullanılabilir. Ekonomik açıdan, hizmet olarak veya üretim süreçlerinde kullanılarak doğrudan değer haline gelebilir. Dijital ekonomide üretkenlik büyük ölçüde dijital bilginin uygun kullanımı tarafından belirlenir. Özellikle, bunun ortaya çıkardığı yetkinleşme ve kontrol gücü ile yüksek ekonomik getiriler sağlar. Dijital bilgi, şu süreçlerin sonucu olarak ‘dijital sermaye’ haline gelir: 1) Bağlantılı verilerin büyük miktarlarına erişim; 2) kullanımları üzerinde kontrol sağlanması; 3) verinin işlenmesi ve dijital bilgiye dönüştürülmesi süreçlerinde hakimiyet; 4) bunların üretim süreçlerine uygulanması. Bu dijital sermayenin ekonomik değeri, farklı veriyi paraya çevirme yöntemleriyle gerçekleştirilebilir.”

Rapor, veriyi paraya çevirmenin başlıca yöntemlerini şöyle özetliyor:

Reklam plaftormları (Google, Facebook, Twitter, vb). İnternet platformları üzerindeki kişisel verileri toplayıp analiz ederek reklamveren şirketlere satarlar. Muazzam karlarının yüzde 80-100’ü reklamlardan gelir.

e-ticaret platformları (Amazon, Ali Baba, eBay, vd). Alıcı ve satıcıları online platformlarında biraraya getirerek satışları artırırlar ve satışlardan komisyon alırlar. Uber, Airbnb gibi versiyonları da vardır.

Ürün platformları (Rolls Roys jet motorlar, Mobike, vd). Geleneksel ürünleri satmak yerine kiralarlar, ve rant gelirinin yanısıra, diğer tüm platform işletmelerinde olduğu gibi, ürünlerinin kullanımından veri çıkartıp veri kontrolüyle piyasa hakimiyet ve karlarını artırırlar. Nesnelerin İnternetinin gelişmesiyle, yani her türlü ürün ve şeye sensör takılarak internete bağlanabilir hale gelmesiyle, bu işletme yönteminin yaygınlaşacağı tahmin edilmektedir.

Bulut bilişim platformları (Alibaba Bulut Sistemleri, Amazon Ağ Hizmetleri, Google Bulut Platformu, Microsoft Azure). Bunlar diğer şirketlere üretim ve satışlarını artırıcı yazılım, donanım ve diğer dijital sistem hizmetleri verir. Yani çoğu şirket çok maliyetli olan dijital sistemleri kendileri kurmak yerine bunlardan kiralar. Bulut bilişim devleri, bu sistemleri görece ucuza, hatta bazan bedava diğer şirketlere kiralarken bu şirketlerin her türlü verilerine erişir ve kendi karları için kullanır. Bulut bilişimin, imalatta (General Electric’in Predix’i ve Siemens’in MindSphere’i) ve tarımda (Monsanto’nun FieldView ve John Deere’in MyJohnDeere’i) uzmanlaşmış platformları da vardır. Bunlar da üretkenliği artıracak bulut sistemleri kiralayarak bu alanlarda her türlü veriyi toplayıp kara çevirirler. Bulut platformları, 21. yüzyılın küresel ekonomisi için temel bir altyapı sağlıyor. Büyük çaplı veriler birkez toplanabilir ve işlenebilir hale gelince, bunlar piyasa ve gelecek öngörüsünü belli ölçüde mümkün kılıyor ve şirketleri, devletleri veri-temelli olarak işlerini geliştirebilmesini sağlıyor. “Bu yüzden, dijital platformların veri toplama, işleme, aktarma, depolama, analiz etme ve dijital bilgiye dönüştürme kapasiteleri, onlara değer elde etme olanağı sağlıyor. Dijital veri ve dijital platformlar, dijital ekonomide değer elde etmenin birbirinden ayrılmaz iki yüzüdür.”

Raporda verilen rakamlara göre, küresel dijital ekonomi, dar tanımıyla (BİT imalat sanayi) dünya GSMH’sinin yüzde 6.5’unu, geniş tanımıyla (BİT hizmet sanayi) ise yüzde 15.5’unu oluşturuyor. Bu oranlara 2017 itibarıyla, ABD’de sırasıyla yüzde 6.9 ve yüzde 21.6’ya, Çin’de yüzde 6 ve yüzde 30’a çıkıyor. 2017 itibarıyla, BİT sektöründe üretilen katma değerde: ABD 1 trilyon dolar, Çin 550 milyar dolar, Japonya 300 milyar dolar, Almanya 180 milyar dolar, Güney Kore 130 milyar dolar ile ilk 5 sırayı alıyorlar. BİT hizmetlerinde üretilen katma değerde (2017), ABD 500 milyar dolarla ilk sırada, ardından 80-100 milyar arasında, Japonya, Almanya, Hindistan, Fransa geliyorlar.

AB, dijital ekonomi katma değerinde ABD ve Çin’in çok gerisinde kalmış görünürken, başta akademik, kültürel ve sanatsal eserler olmak üzere, dijital içerik ve ortak dijital eserlerde dünyada ilk sırayı alması ilginç.

BİT sektörü katma değerinin GSMH’leri içindeki payıyla, Tayvan, G. Kore, Singapur, Malezya BİT imalatında, İrlanda, İsveç, İsrail, Hindistan, Finlandiya, Romanya, Çekya, Polonya, Sırbistan ise yazılım hizmetlerinde uzmanlaşmış olarak ilk sıraları alıyorlar.

Bu tablodan Doğu Asya ülkelerinin daha yüksek katma değerli BİT imalatında, Hindistan, İrlanda ve Doğu Avrupa ülkelerinin ise yazılım tedarikçiliğinde uzmanlaştığı görülebilir.

Yazılım hizmetleri (“hizmet” olarak geçmekle birlikte bu da aslında bir sanayi dalıdır) BİT içinde görece daha hızlı genişleyen alt sektör. Nitekim dünya çapında, 2010-17 döneminde telekominikasyon katma değeri artmazken, BİT imalatı katma değeri yalnızca yüzde 1, yazılım hizmetleri katma değeri ise yüzde 8 büyümüş. Yazılım hizmetleri en hızlı büyüyen alt sektör olmakla birlikte, bu alanın çok sayıda yeni parça-yazılım tedarikçisi ülkeyle genişlemesi, BİT işçilerinin orta kademesinin ücretlerini düşüren, çalışma koşullarını artıran, yıkıcı işçileşme süreçlerini hızlandıran bir etken.

BİT imalatı katma değerinin yıllık büyüme hızının neredeyse sıfıra yakın olması, kritik bir nokta. Giderek daha az göreli artı-değer artışı, çok daha büyük yatırımlar gerektiriyor. En yüksek katma-değerli bu alanda, üretken güçlerin gelişmesi ile kapitalist üretim ilişkileri arasındaki artan bağdaşmazlığın en çarpıcı ifadelerinden biri. Teknolojinin bu en çekirdek alanında, sermaye yığınağı ne kadar büyüyüp göreli artı-değer ne kadar artmışsa, daha fazla artırmanın (yani işçinin kendisi için çalıştığı süreyi daha fazla düşürüp karşılıksız çalıştığı süreyi artırmanın) o kadar zorlaştığını gösteriyor. BİT’in en çekirdek alanında, kar oranlarının düşme eğilimini de gösteriyor.

Yazılım tedariki daha hızlı büyümekle birlikte, onun da yıllık büyüme hızı, dünya üretim ve ekonomisinin aynı dönemdeki yıllık büyüme hızının altında, yüzde 1 civarında. Rapordaki ifadeyle “dijital ekonomi”nin asıl yüksek katma değer üretilen bu iki çekirdek alanındaki yavaş büyüme, göreli artı-değer ne kadar artmışsa, daha fazla artırmanın (yani işçinin kendisi için çalıştığı süreyi daha fazla düşürüp karşılıksız çalıştığı süreyi artırmanın) o kadar zorlaştığını gösteriyor. BİT’in en çekirdek alanında, kar oranlarının düşme eğilimini de gösteriyor. En yüksek katma değerli BİT imalatının en yavaş büyüyebilirken, yazılım hizmetleri uluslar arası ihracatının, veri ticaretinin, e-ticaretin çok daha hızlı büyümesi, bir avuç dijital platform devinin piyasa kapitalizasyonu ve karlarında muazzam büyüme, kapitalizmin durumunu yansıtıyor. Raporda merkeze koyulan “veri değer zincirleri”nde gerçekte yeterli artı-değer üretilemediği, (artı-değer) üretkenliğinin artırılamadığını gösteriyor. Bu tam da kapitalizmin krizinin, hem de en çekirdek ve en fetişleştirilmiş alanlarından birindeki krizin ifadesinden başka bir şey değil.

Rapor, bunu, biraz bulanık ifadelerle de olsa şöyle açıklamaya çalışıyor:

“Artan dijitalleşme, modülerleşme ve hizmetleşme, üretimdeki yaratılan değeri düşürürken üretim-öncesi ve sonrası yaratılan değeri artırıyor. Üretimde, (dijital-bn) hizmetlerin büyümesi, bu aşamada yaratılan değerin azalmasına neden olan otomasyon süreçlerini hızlandırıyor. Bu arada, dijitalleşmiş hizmetlerin genişlemesi, aslen üretim-öncesi aşamada (daha büyük çaplı tasarım yazılımları ve yeni mal ve hizmetleri keşfetmeye dönük veri-çekişli hizmetler gibi) ve üretim-sonrası aşamada (bilgisayara bağlı hizmetler ve satış-sonrası hizmetler gibi) ortaya çıkıyor.”

Kapitalist artı-değer sınai üretim sürecindeki işçiler tarafından üretilir. Alıntıdaki bulanık ifadelerin aksine, ticaret ve finans alanında artı-değer üretilmez. Hizmet alanında üretilen artı-değer ise sanayidekine göre oldukça düşüktür. Üretim öncesi faaliyetlerde ise (AR-GE, tasarım, yeni ürün geliştirme, inovasyon, vb) fiili değil potansiyel (geleceğe dönük) artı-değer kapasitesi üretilebilir. Kapitalist üretim krizi, yani üretimdeki aşırı sermaye birikimi ve aşırı üretim krizi ise, her türlü karın asıl kaynağı olan artı-değer büyümesini sınırlandırıyor ve kar oranlarını düşürüyor. Bu, üretime teknolojik yatırımları da sınırlıyor. İşte bu yüzden, yeni teknolojik yatırımlar ve dijitalleşme, asıl olarak üretim öncesi ve sonrası aşama ve alanlarda (ticaret, finans, arge, vd), yani yeni artı-değer üretmekten ziyade, mevcut üretilmiş artı-değerin yeniden paylaşılmasını ve azalan sayıda elde merkezileşmesini sağlayan alanlarda yoğunlaşıyor. Dolayısıyla kapitalizmde dijital ekonominin yükselişi, kapitalizmin asıl sorunu olan üretim tarzındaki krizine çare olmadığı gibi, asıl olarak (bu alanda üretilen artı-değer halen oldukça sınırlı olduğundan) asalaklığı büyütüyor ve pekiştiriyor.

Oysa, dijital veri platformları ve işletmeciliği sermayenin yeni biçimi ise, sermayenin özsel çelişkisinin ve iç engellerinin bu alanda da nasıl işlediğini görmek zor değildir. Üretici güçlerin dev çaplı toplumsallaşmasına karşılık kapitalist üretim ilişkileri (özel temellük) çelişkisi, dijital ekonomide de aynen geçerlidir. Olağanüstü daha büyük miktarda veriler toplanıp olanağanüstü daha büyük bir hızla işlenebiliyor, ve bunun maliyetleri hızla düşse bile, içerdikleri canlı emek miktarı (artı-değer) göreli olarak daha hızlı düşüyor. Daha yüksek artı-değerli BİT imalat ve yazılımları alanında da canlı emeğin/ölü emeğe oranı düşüyor. Dolayısıyla, bu alanda da kar oranlarının düşme eğilimini ortaya çıkıyor. Bütün büyük sermayenin karların daha yüksek olduğu bu alana yönelmesi de, bu alanda aşırı sermaye birikimini ve aşırı üretim eğilimini güçlendirmekte, kar oranlarının düşme eğilimini şiddetlendirmektedir.

Buradan, yine Raporda söylenmeyen, daha kritik bir sonuç da çıkarabiliriz: Kapitalizmin dijital ekonomisinde büyük bir hayali ve spekülatif sermaye balonu oluşmaktadır. Dünyanın en değerli on şirketinin 8’ini dijital platform şirketlerin oluşturur hale gelmesi, Apple, Amazon, Microsoft’un piyasa kapitalizasyon (borsa) değerlerinin 2018’de, 1’er trilyon doların üstüne çıkması, Google, Facebook, Alibaba, Tecent dahil bu alandaki piyasa kapitalizasyonun 4 trilyon doları aşması, bu alanda oluşan hayali ve spekülatif sermaye balonunun göstergesidir.

Bu muazzam hayali sermaye, aslen başka yatırım alanı bulmakta zorlanan dev banka ve para-sermaye fonlarının, dijitalleşme ve platformlaşmanın, enerji, tarım ve diğer sektörlere yayıldıkça, bu şirketlerin dev karlarının artması beklentisi üzerinden kumar oynuyorlar. Ama benzer tekno hayali sermaye şişmesinin, 2001 yılında Nasdaq (tekno-şirketlerin hisselerinin alınıp satıldığı borsa) çöküşünün 2008 küresel krizinin habercisi olması gibi, şimdi de bir avuç dijital ekonomi tekelinin karlarını hızla ve sürgit yükselteceği beklentisiyle hisseleri üzerinden yapılan spekülasyon ve hayali değer şişirme, ergeç daha büyük çöküntüyle sonuçlanacak; daha büyük bir krize yol açacaktır. Çünkü Raporun bir dizi göstergesinden açık olduğu gibi, büyük bölümü bu şirketler tarafından yapılan, işlenen veri hacmi ve hızında muazzam bir büyüme var, bu şirketlerin değerinde muazzam bir şişme var, fakat, buna mukabil, bu alanda yaratılabilen gerçek yeni değerde aynı ölçüde bir artış yok, hatta dikkate değer bir artış yok. Teknolojik yenilik ve yatırımların, ağırlıklı olarak üretimin alanının dışında, ticaret, finans gibi (artı-değer üretmeyen yalnızca mevcut artı-değerin yeniden paylaşılmasını ve daha az sayıda elde merkezileşmesini sağlayan) alanlarda yapılabilmesi, hızlı teknolojik gelişmelere karşın toplam faktör verimliliği artışının azalmaya devam etmesi, kapitalist üretim ilişkilerinin (özel temellük ve kar için üretim), toplumsal üretken güçlerin gelişmesini nasıl engellediğini apaçık gösteriyor. Raporun onca fetişlerdiği kapitalizmin dijital ekonomisine ilişkin asıl söyleyemediği işte budur.

Dijital mali oligarşi

Rapor, dijital ekonomide iki emperyalist kapitalist gücün (ABD ve Çin) ve ağırlıklı olarak bu iki ülke merkezli bir avuç dijital platform şikretinin (Apple, Amazon, Google, Facebook, Microsoft, Alibaba, Tecent, Samsung) bu alandan ekonominin diğer alanlarına da yayılan olağanüstü tekelleşme düzeyini sorun ediniyor ve bunu değişmez olarak sunuyor. Dijital platform kapitalizmin, yeni bir olağanüstü sermaye yoğunlaşması ve merkezileşmesini, muazzam bir kontrol ve güç temerküzünü ortaya çıkardığı doğrudur.

Günümüz emperyalist kapitalizminde, muazzam üretim ve sermaye yoğunlaşması, ölçek ekonomileri, teknolojik üstünlük, tekelci oligarşik birleşme ve ele geçirmeler, dev çaplı sınai, ticari, para sermayeyi kaynaştırma, devlet gücüne nüfuz etme ve kullanma gibi etkenlerin yanısıra, “ağ etkisi” ve “dev çaplı veri kaynaklarına erişim ve veri-değer zincirleri üzerinde hakimiyet kurma”nın tekelci kontrol gücünü artırıyor. En büyük güçleri ise, daha önceki banka sermayesi ile sanayi sermayesi kaynaşması olarak mali sermayede, bankaların kredi verdikleri şirketlerin bir çok üretim bilgisine sahip olmasının ötesine geçen biçimde, dijital dev platform şirketleri hizmet verdikleri sanayi, ticaret, finans şirketlerinin tüm iç ve piyasa verilerini kolayca ele geçirip denetleyebiliyor. Örneğin Google ve Facebook’un milyonlarca kullanıcıya parasız hizmet sunma adı altında tüm kişisel verilerini çekip analiz edip reklamverenlere satması gibi; ürün ya da bulut platformu tekeli de sanayi ve ticaret şirketlerine parasız ya da ucuz platform hizmeti sunarken tüm iç ve dış ticari bilgilerini toplayıp analiz ederek, yine bu şirketlere kar ve satışlarını artıracak işlenmiş bilgi olarak satıyor, vb.

Sonuçta ellerinde o kadar kapsamlı ve analitik üretim ve ticaret bilgisi toplamış oluyorlar ki, en büyük sanayi, ticaret tekelleri bile, işlerini büyütmek, satışlarını artırmak, piyasayı manipule etmek, yeni ürün ve hizmet tasarımları yapmak için bu platform şirketlerine yüklü haraçlar ödemek zorunda kalabiliyor.

Apple, Microsoft, Amazon, Google, Facebook, Alibaba, Tencent’in dijital alanda dev çaplı satın almaların yanısıra, kendi büyük finans kurumlarını kurmada J.P Morgan gibi dev bankalarla işbirliği yapmaları, geleneksel dev sanayi ve ticaret tekellerine AR-GE ve İnovasyon platformları anlaşmaları ve birleşik çalışmaları (Facebook-İntel, Google-Wall Mart, Google’ın Android Automativ Platformu ile Volvo ve Audi, Baidu’nun Apollo İnovasyon Platformu ile Ford ve Daimler, Microsoft’un Azure Bulut Sistemleri ile General Electric’in ortak yapay zeka platformu oluşturması, ki Çin merkezli dijital platform devleri de çok sayıda sanayi, ticaret, finans devi ile işbirliği yapıyor, vd) sınai-ticari-finansal-dijital mali oligarşik sermaye yoğunlaşma ve merkezileşmesinin geldiği düzey hakkında bir fikir verebilir.

Tabii Raporun söylemedikleri de var: Bu dijital platform tekellerinin kendi devletleriyle, askeri, istihbarat ve uzay-havacılık kurumlarıyla derin bağıntıları… Google’ın ABD güvenlik teşkilatı NSA ile istihbarat ve ulusal güvenlik işbirliği ve Titan Aerospace drone şirketini satın alması; Facebook’un yine İnsansız Hava Aracı ve güneş enerjisiyle çalışan droneler üretmek için Connectivty Lab. İle işbirliği; Apple’ın elektrikli otomobil ve uzay mekiği üretimi için devlet destekli uzay ve havacılık şirketleri ve NASA ile işbirliği, vd.

Bununla birlikte eşitsiz, dengesiz, kesintili ve çatışmalı gelişmenin de kapitalizmin yasası olduğu ve hiçbir tekelin de mutlak tekel olamayacağı da doğrudur.

Dünyanın en büyük, en değerli, en güçlü emperyalist kapitalist tekelleri arasında, 30-40 yıl önce imalat sanayi tekelleri başı çekiyordu; 20 yıl önce petrol tekelleri başı çekiyordu; 10 yıl önce banka ve finans tekelleri başı çekiyordu; bugün dijital tekeller başı çekiyor. Kapitalizmin uzatmalı genel krizi içindeki her yeni kriz, bu sıralamayı alt üst ediyor; her dönem en tepeye çöreklenmiş, en karlı, en güçlü tekelci şirketler çok geçmeden aşırı sermaye birikimi, aşırı üretim ve yeniden değerlenme krizleri ile çatırdıyor, yerlerini daha azgın, daha saldırgan yenilerine bırakıyor. 20. yüzyılın ortalarında tekelci büyük şirketlerin ortalama ömrü 50 yıldı, bugün 14 yıla kadar düşmüş durumda. Bir 20 yıl sonra, 4-5 yıla kadar ineceği tahmin ediliyor. Bir dönem için her biri kendi alanlarında yıkılmaz ve kımıldatılamaz görünen bir tekelci hakimiyete sahip görünen, Nokia, iTunes, MySpace, Netscape, Yahoo, AOL, İBM, GM şimdi nerede? Ya yutulmuş ya da gerilere düşmüş durumdalar. Günümüzde de örneğin ABD merkezli dijital tekeller dünya veri piyasası ve karlarının yüzde 54’ünü ellerinde tutmalarına karşın, Çin merkezli Huwai, Tecent, Alibaba gibi teknoloji devlerinin yükselişini engelleyemiyorlar ve ABD artan ölçüde siyasal-askeri gücünü devreye sokmak durumunda kalıyor.

Bununla birlikte, bir 1950-70 döneminin Amerikan tekellerinin konformizminin aksine, diken üstündeler. Birbiriyle de kıyasıya rekabet etmek zorunda oldukları gibi, asıl, günümüz teknolojik değişim hızının sıçramalı gelişmeyi ve yeni piyasa dizaynını daha fazla olanaklı kıldığından, asıl yeni buluşlar yapan, yeni yükselen rakiplerinden korkuyorlar, ve her yıl, dünya çapında, yüzlerce, yeni teknolojik buluşlarla yeni piyasalar açan binlerce start-up şirketleri satın alarak, pozisyonlarını güçlendirmeye ve korumaya çalışıyorlar. Piyasa hakimiyetlerini sürdürebilmek için, durmaksızın ve hep daha kısa sürede yeni ürün, hizmet ve işlevler geliştirmek durumundalar, bunun için ar-ge ve inovasyona durmaksızın daha büyük yatırımlar yapmak zorundalar. Aşırı sermaye birikiminin doğurduğu aşırı üretim ve kar realizasyon sorununu hafifletmek ve satışları hızlandırmak için de ticarete daha fazla yatırım yapmak zorundalar.

Veri-merkezli şirketlerin asıl avantajı, dev imalat sanayi tekellerine (örneğin otomotiv tekelleri gibi) göre, oldukça düşük bir değişmeyen sermaye ile çalışabilmeleri, bu yüzden ortalamanın çok üzerinde kar oranları ve birikim hızına sahip olabilmeleridir. Ama kaçınılmaz olarak sermaye yığınağı büyüdükçe, kar oranları düşer, realizasyon ve yeniden değerlenme krizleri büyür. Günümüz kapitalizminin genel krizi içindeki her kriz devresi, ortaya yeni teknolojik ve sermaye birikim ve organizasyon değişiklikleri dalgaları ortaya çıkardığından, bir önceki dalga üzerinde en tepeye yerleşmiş olanları alaşağı edip, yerlerine yenilerin geçmesi bir iki on yılı bile bulmuyor. Günümüzün fetişleştirilen, değişmez görünen Apple, Amazon, Microsoft, Google, Facebook’un da, ne yaparlarsa yapsınlar, çok uzun geçmeden krize düşenler, çatırdayanlar, yerlerini engelleyemedikleri yeni rakiplerine bırakanlar, ve/veya kendi aralarında da birleşme ve satın alınmalar, olacaktır.

Kapitalizm, genel krizi içinde, her kriz çöküntüsünün ardından ortaya çıkan yeni ve daha üst tekelci oligarşik sermaye yoğunlaşması ve merkezileşmesi biçim ve organizasyonuna dört elle sarılıyor, ve onu, krizden çıkmanın, büyümenin, karlılığı yükseltmenin biricik ve ebedi çaresi ilan ediyor! Bu evvelsi gün petrol-enerjiydi, dün “finansallaşma”ydı. Genel kriz koşullarında petrol-enerji fiyatları düştü, en büyük petrol üreticisi ve ihracatçısı ülke ve tekeller bile şiddetli sarsıntılar yaşadı. Sonra yine mutlak ve ebedi ilan edilen finansal köpük te sarsılmaya başladı, kaçınılmaz olarak kar oranlarına bağlı olan faiz oranları da düşmeye başlayınca, devasa para fonlarının yeni değerlenme alanları bulması zorlaştı, “finansallaşma”da yavaşladı. Dün parayı her şey ilan edenler, ve eskisi kadar kar getirmeyen “üretime karşı para” formülleri yapanlar, bugün de veri’yi her şey ilan ediyor ve “paraya karşı veri” formülleri yapıyorlar. Demek ki şimdi sıra, hayali ve spekülatif sermayenin şişirdiği dijital hayali sermaye balonunun patlamasında, bu da çok gecikmeyecek.

Çünkü, Marx’ın bilimsel-eleştirel kapitalizm tahlilinde ortaya koymuş olduğu gibi, “sermayenin en büyük engeli kendisidir.” Onun iç engel ve çelişkilerini aşmak için geliştirdiği her yeni biçim ve yöntem, çok geçmeden daha büyük bir engel haline gelir. Bugün Birleşmiş Milletler-UNCTAD raporlarından İMF raporlarının, AB raporlarının satır aralarına kadar bu dev tekno-tekellerden rahatsızlığın yansıması, “dijital veri ekonomisi”de epey geride kalan ve giderek ABD’nin veri pazarına dönüşen AB’nin ABD’nin veri tekeline karşı ciyaklaması ve ABD’yi kontrol ettiği veri/bilgi tekelini “kendisiyle paylaşmaya” çağırması, Trump’ın bile bu tekno-tekellere cephe alması, bunun göstergesi. Emperyalist kapitalizmin BM, İMF, AB, Davos gibi kolektif stratejik organlarının bile, bu tekno-tekellerine yönelttiği eleştiri de oldukça ironik: Teknolojik gelişme ve dinamizmi engellemek! Tüm bunlar, kapitalizmin bir dönem için krizin çözümü ve yeni yüksek karlı birikim kanalı diye sarıldığı “veri ekonomisi” ve dev tekellerinin de bir tıkaca dönüşmeye başladığının sinyallerini veriyor.

Marx ve Engels’e kulak verelim:

“Bütün sabit, donmuş ilişkiler, beraberlerinde getirdikleri eski ve saygıdeğer önyargılar ve görüşler ile birlikte tasfiye oluyorlar, bütün yeni oluşmuş olanlar kemikleşmeden eskiyorlar. Yerleşmiş olan ne varsa eriyip gidiyor, kutsal olan ne varsa lanetleniyor, ve insan, kendi gerçek yaşam koşullarına ve hemcinsiyle olan ilişkilerine nihayet ayık kafa ile bakmak zorunda kalıyor.” (Komünist Manifesto)

Kapitalizmin (cehalet) uzmanı ideolog ve raportörlerinin anlamadığı da bu. Çünkü sermayeyi uzlaşmaz iç çelişkinliği içinde bir toplumsal üretim ilişkisi olarak kavrayamıyorlar, yalnızca bir takım fiziksel ve dijital ürünler toplamı sanıyorlar. “Değer”den bahsettiklerinde de bu değerin nereden geldiğini anlamazdan geliyorlar. Bu yüzden krizin nedenini de anlamıyor, bir dönem yere göğe sığdıramadıkları (krizin nedeninden çok sonucu olan) finansal şişmeyi ve spekülasyonu sonra krizin nedeni diye suçluyorlar; bugün de yere göğe sığdıramadıkları “dijital veri ve platform ekonomisi” balonlaşıp patlayınca, sadece veri-tekellerini krizin nedeni diye suçlayıp, kapitalizmi bir daha aklamaya çalışacaklar. Bu yüzden, bu raporlar, kapitalizmin geleceğinden artan endişelerini yansıtsa da, tüm yaptıkları bu “veri kapitalizmi”ni “doğal veri”ymiş gibi kabul etmek, sadece dijital platform-tekellerine karşı “anti-tekelci” yasalar yapmaya çağırmak, ya da diğer şirketleri de, biricik büyüme ve kar artışı çaresiymiş gibi sermaye stoklarında “veriye daha fazla yer açmaya” çağırmak oluyor. Tıpkı UNCTAD raporunun, bağımlı kapitalist ülke şirketlerine önerdiği gibi!

Bağımlı kapitalist ülkelerde dijital ekonomi

ABD ve Çin merkezli bir avuç platform şirketinin, dünya çapında veri zincirleri ve dijital ekonomide olağanüstü hakimiyeti, aynı zamanda emperyalist kapitalist hakimiyetin yeni biçimlerinden biridir.

BM-UNCTAD raporu, bunu açıkça söyleyemese de, ucundan itiraf ediyor:

“Ancak, mevcut durum şunu gösteriyor ki, mallar ve hizmetler standartize edilip (dijital olarak) verileştirildikçe, üretimin kontrolü, artan ölçüde küçük ve orta boy şirketlerden tedarik zincirlerini organize eden ve alıcı büyük şirketlere, ve aynı zamanda büyük platform şirketlerinin eline geçiyor. Daha küçük üretici şirketler, çıktıları dijitalize edilip standartlaştırıldıkça, kolayca değiştirilebilir ve dolayısıyla değersizleştirilebilir olduklarını görüyorlar.”

“Bu dinamiklerin işaret ettiği şu ki, geriden gelenlerin veri ekonomisini yakalamak bir yana, tabiyet konumu artabilir. Risk, çoğu ülkenin, özellikle de az gelişmiş olanların, ham veri ihraç edip değer eklenmiş veri içeren ürünlerin ithalatçısı olarak kalması, bu ilişkiyi potansiyel olarak değiştirme konusunda yerel bir yetiye sahip olmamalarıdır.”

Kapitalizmin dijital ekonomisinin, geleneksel analog ekonomisinden önemli bir farkı var. Bağımlı kapitalist ülkeler, geleneksel sanayi, ticaret alanında yine emperyalist kapitalist tekel ve finansmana bağımlı da olsa, büyük uluslar arası mali sermaye grupları çıkarabilirken, aynısını dijital ekonomide yapamaz durumdalar. ABD ve Çin merkezli emperyalist kapitalist dijital platform ve şirketler, bırakalım bağımlı kapitalist ülkeleri, AB’ye bile bu alanda göz açtırmıyor. Bağımlı kapitalist ülke merkezli dijital platform ve şirketler ise biraz büyüyünce ya hemen ABD veya Çin merkezli dijital tekeller tarafından satın alınıyor (Türkiye’de Yemek Sepeti’nin 800 milyon liraya, Hindistan’da Flicker’ın 22 milyar dolara ele geçirilmesi gibi) ya da satmaya yanaşmayanlar eziliyor (Güney Kore’nin devlet destekli ve nüfusun yarısını kapsayan dev sosyal medya platformu Cysphere’in Facebook tarafından ezilmesi gibi).

Dolayısıyla dijital ekonomi, uluslar arası planda, aynı zamanda dijital emperyalist kapitalizm olarak işliyor. Raporun bu konuda tüm söylediği, “gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerin” bu sefer de küresel dijital ekonomiyle daha fazla bütünleşmeleri gerektiği. Bu konuda söyledikleri özetle; “gelişmekte olan ülkelerin e-ticaret ve dijital ekonomide yer alması ve yarar sağlayabilmesi için hazırlığını güçlendirmek; dijital girişimcilik ve inovasyon politikaları, niş alanları ve yerel fırsatlar yaratmak (kadınlar dahil), KOBİ’leri dijitalleştirmek, değer elde etmek için veri politikaları, dijital çağ için rekabet politikaları, dijital platformlar için vergi politikaları, işgücü piyasaları, yeni vasıflar ve sosyal güvenlik politikaları, dijital ekonomide fikri mülkiyet hakları, dijital boyutu daha fazla dikkate alarak kalkınma işbirliği politikaları, vb.”

Bunların yalnızca tüm ekonomiyi değil tüm toplum ve devleti kapsayan, neoliberal kapitalist yeniden yapılandırmanın devamı ve derinleştiricisi olan, devasa bir yeniden yapılandırma programı olduğunu görmek zor değil. Rapor, sonra dönüp bağımlı kapitalist ülkelerin “dijital çağı” yakalaması için asıl son maddeyi öne çıkarıyor, bu ülkelerin (emperyalist kapitalist) dijital ekonomi ve küresel platform şirketleriyle daha fazla işbirliği yapmalarını, “uluslar arası kurumlar”ın da bu ülkelerin, dijital ekonomiye hazırlık çalışmalarını desteklemeleri ve yönlendirmeleri gerektiğini söylüyor.

Sosyalizm

“Kapitalist üretimin çelişkili niteliğine dayanan sermayenin kendi kendini genişletmesi, ancak bir noktaya kadar gerçek serbest bir gelişmeye izin verir ve böylece, aslında, sürekli olarak kredi sistemi ile yıkılması ve kopartılması gereken kaçınılmaz engeller ve bağlar yaratır. Dolayısıyla, kredi sistemi, üretken güçlerin maddi gelişmelerini ve dünya-piyasası kurulmasını hızlandırmaktadır. Yeni bir üretim tarzının bu maddi temellerini böyle bir yetkinlik derecesine yükseltmek, kapitalist üretim sisteminin tarihsel görevidir. Aynı zamanda, kredi, bu çelişkinin şiddetli patlamalarını -bunalımları-hızlandırır ve böylece eski üretim biçimini çözüp dağıtacak öğeleri oluşturur.” (Marx, Kapital cilt 3, 27. bölüm: Kapitalist Üretimde Kredinin Rolü. Sol yay.)

Marx, Kapital’de kredi sistemi ve hisse senetli şirketleri, “özel mülkiyet olarak sermayenin, kapitalist üretimin kendi çerçevesi içerisinde ortadan kalkması” olarak tanımlıyordu. Yani hem kapitalizmin uzlaşmaz çelişkilerini alabildiğine yoğunlaştıran hem de yeni ve daha yüksek komünist bir toplumun koşullarını oluşturan “toplumsal sermaye” olarak tanımlıyordu. Bugün sermayenin özel sermayeden toplumsal sermayeye bu nitel dönüşümü, uluslar arası planda genelleşmiş, devasa boyutlara varmıştır.

Marx Kapital’in 3. cildinde, kredi sistemini, hisse senetli şirketleri ve kooperatif işletmeleri bu çerçevede inceler. Engels Anti-Duhring’te, sermayenin devlet mülkiyetini bu açıdan ele alır. Lenin ise Emperyalizm kitabında tekelleri, banka sermayesi ile sanayi sermayesinin kaynaşması olarak mali sermayeyi, holding sistemini bu dönüşümün yeni (ve artık emperyalist kapitalist) biçimleri olarak inceler.

Bugün sermayenin toplumsallaşmasının bu biçimlerinin herbiri uluslar arası biçimler aldığı gibi yeni biçimleri de ortaya çıkmıştır. Dijital platformlaşma da bunlar arasındadır. Dünya çapında her türlü üretim, tüketim, karar vd süreçlerin birbiriyle artan ölçüde toplumsal bütünleşmesini, artan ölçüde öngörülebilir ve gerçek zamanlı olarak planlanabilir hale gelmesi doğrultusunda gelişmeleri hızlandırmaktadır.

Şimdi, “2019 Dijital Ekonomi Raporu”nun en ilginç paragrafına geliyoruz:

“Dijital ekonomide, platformlar aynı anda üreticiler ve tüketiciler/kullanıcılar hakkında birincilerin üretim sistemlerine ikincilerin kişisel virtüel çevrelerine nüfuz ederek devasa enformasyon miktarlarını kontrol ediyor. İki taraf -üreticiler ve tüketiciler/kullanıcılar- birbirleri hakkına, hatta kendileri hakkında bile enformasyona sahip değilken, bu ayrıntılı enformasyonun zenginliğini ve derinliğini platformlar elde edebiliyor. Dolayısıyla, platform sahipleri üreticilerin başarısına onların piyasasındaki tükecinin derin davranış/psikolojik yörüngelerini dayanan “talebini” analiz ederek ya da “yaratarak”, etkide bulanabiliyor. Bu bir yanda platformlar, diğer yanda platformları kullanan aktörler arasında belirgin enformasyon asimetrileri yarabilir, böylelikle piyasanın işleyişine etkide bulanabilir. Bu anlamda, piyasanın görünmez eli, artan ölçüde platform şirketleri tarafından yönetilen dijital bir el haline geliyor. Piyasaları düzenleme düşünceleri, örneğin açık pazar, maksimum satın alma fiyatını belirleme, rekabet eden firmalar, fiyat sabitlemeye karşı denetim ve çatışmalar, fiyatlar özel firmalar tarafından dinamik ve şeffaf olmayan bir tarzda, bazan algoritmik olarak belirlendiğinde, anlamını kaybediyor. Merkezsiz bir ekonomik organizasyonda piyasa sinyallerine dayalı olmak yerine, platformlar, derin dijital bilgiyi kullanarak, merkezi ekonomik “planlama” yapma ve bir sektör veya değer zincirini yönetme yetisine sahip olabilir. Bu tür bir ekonomik (re)organizasyon o kadar yüksek bir etkinlikte olabilir ki, herhangi bir sektördeki yaratılan değer çeşitli ekonomik aktörler arasında, onları platforma çekmek için, paylaşılabilir. Dijital tekeller güçlendikçe, bu platformlara katılmanın sonucu giderek platform sahiplerinin çıkarlarına doğru kayabilir. Buna karşı,dijital platformlara katılan çeşitli ekonomik aktörlerin çıkarlarını korumak için politikalar gereklidir, tercihen platformlaşmanın şu erken aşamasında.”

Bu paragrafta, neoklasik ve neoliberal burjuva iktisadının terminoloji ve fikirleri içine gömülmeye çalışılsa da, dijital platform kapitalizminin nereye doğru gittiği de ortaya konmuş oluyor: Neoliberalizmin o en kıymetli piyasasanın kapitalizmin kendi çerçevesi içinde kalarak da olsa, ortadan kaldırılması! Ve bunu bir BM-UNCTAD raporunda okuyoruz!

Raporun, “dijital ekonomi”nin nereye gittiğine dair bu aleniyetine karşı tüm söyleyebildiği ise, dijital platformlara katılan her türlü ekonomik aktörün (şirket, tüketici, kullanıcı ve hatta devletler) dev dijital platform tekellerine karşı “korunması”! Günümüz kapitalizminin içindeki uzlaşmaz çelişkilerin tarihsel gelişme sürecine ilişkin artık UNCTAD Raporuna bile giren bu öngörüye karşı ne kadar umutsuz ve zavallıca telafi isteği! Fakat bu paragraf, tüm o “piyasa elden gidiyor bari daha zayıf sermaye kesimleri korunsun” vızıldanmaları bir kenara itildiğinde, günümüz üretici güçlerin toplumsal gelişme düzeyinin geldiği düzeyde, artık yalnızca özel mülkiyetin değil piyasa/metanın da gereksizleşen bir kabuktan ibaret olduğunun itirafı niteliğinde!

O zaman asıl tarih bilimsel çözüm de açıktır: Günümüzde üretimin geldiği toplumsal gelişme ve bütünleşme düzeyinde, çok daha gelişkin ve en baştan itibaren komünizmi de içerimine alacak olan bir sosyalizm olanaklı ve zorunludur. Sosyalist devrimle, yalnızca mülkiyetin ve iktidarın gerçek ve doğrudan toplumsallaştırılması değil, piyasa/meta da daha hızlı biçimde ortadan kaldırılmış olacaktır. Tüm üretim ve yönetim araçlarıyla birlikte platformların da toplumsallaştırılması, (defedilen sömürücüler dışında) herkesin hep birlikte özgürce toplumsal-bireysel ihtiyaçlarını belirleyebileceği ve bunların gerçekleştirilmesi için toplumsallaştırılmış üretimin planlanmasına ve örgütlenmesine özgürce katılabileceği ve yer alabileceği yeni ve daha yüksek bir üretim tarzının önünü açacaktır.

“(Üretim, iletişim, ulaşım araçları-bn) İnsan beyninin, insan eliyle yaratılmış organlarıdır; bilimin nesnelleşmiş gücüdür. Sabit sermayenin gelişme düzeyi, genel toplumsal bilginin, knowledge’ın (bilginin-bn), ne dereceye kadar dolaysız bir üretici güç haline geldiğini ve dolayısıyla toplumsal yaşam sürecinin koşullarının ne dereceye kadar general intellect’in (genel zekanın-bn) kontrolü altına girmiş olduğunu, ne dereceye kadar dönüştürülüğü ve ona uyarlı biçime sokulmuş olduğunu gösterir. Toplumun üretici güçlerinin, salt bilgi biçiminin ötesinde, ne dereceye kadar toplumsal pratiğin, maddi yaşam sürecinin dolaysız organları halinde üretilmiş olduklarını ortaya koyar.” (Marx, Grundrisse, s654. Alt çizmeler Marx’a ait)

Yapay zekaya doğru gelişim sürecine giren dijital olarak işlenmiş bilgi ve platformlar, toplumsal bilginin dolaysız bir üretici güç haline gelmesinin yeni ve en üst derecesidir. İlk sosyalizm deneyiminde olanaklı olmayan, çok daha gelişkin bir sosyalist toplum açısından bugün iki kritik süreç daha olanaklı hale gelmiştir. Kafa emeği ile kol emeği arasındaki toplumsal işbölümünün ortadan kaldırılması, ve emeğin dolaysız bir üretici güç olmaktan çıkarılması.

Günümüzde kafa emeğinin de bilginin üretiminin de dev çaplı toplumsallaşması, dahası dolaysız ve en büyük üretici güç olarak toplumsallaşması (üretici güçlerin bu açıdan da toplumsallaşmasının derinleşmesi) söz konusudur. Buna karşılık dijital (bilgi) üretim araçları üzerinde özel mülkiyet çelişkisi, kapitalist dijital ekonomiyi de boylu boyunca kesmektedir.

Tıpkı banka ve yatırım fonlarının kendilerinin olmayan devasa para meblağlarını para sermayeye çevirip bundan muazzam karlar etmesi, ama para-sermayenin sermayenin yoğunlaşmasını ve merkezileşmesini hızlandıran sosyal-sermaye olarak kapitalizmin çelişkilerini azdırması, yeni bir üretim tarzının koşullarını oluşturması gibi: Platform şirketleri de kendilerinin olmayan devasa veri ve bilgileri dijital sermayeye çevirip bundan muazzam karlar elde ediyorlar, ama dijital sermayede sermayenin çok daha üst düzeyde yoğunlaşması ve merkezileşmesini hızlandıran sosyal sermayenin yeni bir biçimi olarak, kapitalizmin uzlaşmaz iç çelişkilerini (toplumsal üretici güçler/özelleştirici üretim ilişkileri ve emek/sermaye) keskinleştiriyor, yeni ve daha gelişkin bir üretim tarzının koşullarını olağanüstü yetkinleştiriyor.

Çok kritik bir öğenin daha, yani bilginin de, dijital geribesleme altyapısı (platformlar vb) ile birlikte doğrudan ve gerçek toplumsallaştırılmasını olanaklı kılıyor, kolaylaştırıyor, zorunlu kılıyor. Şu da daha bir açığa çıkıyor: Bilginin, bilgi üretim araçlarıyla birlikte (günümüzde dijital platformlar, vd) gerçek toplumsallaştırılması gerçekleşmeden, giderek daha fazla bilgi-yoğun haline gelen üretim ve yönetimin de gerçek ve doğrudan toplumsallaştırılması gerçekleşemez. Çünkü kafa emeği/kol emeği arasındaki ayrım bu durumda kalkmaz. Günümüz üretici güçlerin geldiği bilgi yoğun toplumsal gelişme ve bütünleşme düzeyi, sosyalist devrimle birlikte sosyalist bir toplumda, bu yüzden, kafa emeği/kol emeği, kadın emeği/erkek emeği, kent/kır ayrımları ile birlikte, devletin ve metanın birlikte sönümlendirilebilmesini kolaylaştıracak ve hızlandıracaktır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*