Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Devrimsiz, işçisiz “Devrimden sonra”

Devrimsiz, işçisiz “Devrimden sonra”

Uyarı: Bu yazı film hakkında bilgi vermekte ve “Devrimden sonra” ismi nedeniyle film konusunda oluşan olumlu önyargıları etkilemektedir.
Nazım Hikmet Kültür Merkezi tarafından yapılan “Devrimden Sonra” filmi geçtiğimiz günlerde gösterime girdi. Film anlatmayı hedeflediği tarihsel kesit nedeniyle merak uyandırmıştı. Bizde isminin cazibesine kapılarak büyük bir heyecanla gittik ”Devrimden Sonra” filmine. Eminiz ki bu isimde bir film, sosyalizm inancı olan herkesde bu heyecanı yaratmıştır.

Sosyalist cepheden sanat üretiminin toplam siyasal tabloyla ilintili olarak oldukça kısır olduğu bu günlerde sosyalist devrim sonrasını anlatmayı hedefleyen uzun metrajlı bir filmin yapılmış olmasının yarattığı heyecan haksız da sayılmaz. Ancak filmin gösterime girişinin ardından yapılan değerlendirmeler, filmin pek çok çevrede hayal kırıklığı yarattığını gösterdi.

Mehmet Kenan Aybastı‘nın yönetmenliğini yaptığı film gerçekleşen devrimden sonra, ülkeyi terk etmek zorunda kalan bir burjuva çiftin diyaloglarıyla başlıyor. Bu arada radyodan devrim yasaları halka anlatılıyor, Bu bölümden anlaşılan kamulaştırmanın yoğun bir şekilde başladığı ve mülk sahiplerinin rahatsızlığı.

Filmin internet sitesinde şu ifadeleri yer alıyor.

“Devrimden Sonra, Türkiye’de gerçekleşebilecek bir devrimin hayata ve sokağa nasıl yansıyabileceğini, devrimin, sıradan insanların, işçilerin, gençlerin, emeklilerin hayatlarında neleri değiştirebileceğini anlatıyor.”

Film, birbirinden bağımsız 8 öyküden oluşuyor, ve her bir öyküde, yaşanılan sorunların sosyalizmde nasıl ”çözüldüğü” gösteriliyor, birbirinden ve devrimden bağımsız ve habersiz 8 öykü, Sosyalizmin insanların hayatlarında yarattığı değişikliklere değinmeye çalışıyor. Patron, köylü, emekli, işçi birbirinden kopuk olarak karşımıza çıkarak sosyalizmi öğrenmeye çalışıyor. Gariptir ki, filmin tamamında göze çarpan sıkıntı, ülkede devrim olmuş lakin bundan işçi sınıfı dahil kimsenin haberi yok! Devrimin hemen sonrasında, köyde boş boş oturup, kahvede okey oynayan komünist Ömer abi tiplemisi ile birlikte hayret noktamız doruğa doğru yol almaya başlıyor. Bu devrimin nasıl ve kimler tarafından yapıldığı da bir muamma!

Filmde dikkatimizi çeken ilk şey yapılan devrimin niteliği. Filmin ortalarında kendine yer bulabilen işçiler gerçekleştirilen devrimden habersizler. Onlar fabrikada çalışmaya devam ederken gelen güzel bıyıklı, sakallı “komünistler” artık fabrikanın kamulaştırıldığını duyuruyor. Fabrikadaki işçilere devrim müjdesi veriliyor fakat işçiler buna ne tepki vereceğini bilemiyor, kaygıları sadece ücretlerin düşüp düşmeyeceği! Vardiya sonunda ürkekçe biraraya gelip “komünistler”den kaba ajitasyon cümleleriyle artık nasıl üreteceklerini öğrenmeye çalışıyorlar. 2 işçi devrim müjdesinden sonra olayı değerlendiriyor: “Yahu bunlar işsizlik yasak filan diyorlar, şimdi bizi işten atıp, hapse mapse atmasınlar”

Film ilerledikçe anlıyoruz ki sadece işçilerin değil toplumun hiçbir kesiminin devrimden, sosyalizmden haberi yok. Küçük bir grup topluma devrim yaptıklarını anlatmaya çalışıyor, radyo bildirileri, gazeteler yayınlıyor. Öyle ki sokakta satılan “Devrim” adlı gazeteler dahi yanından geçenlerden pek ilgi görmüyor. Toplumsal hayatta hiçbir değişiklik yok, herkes işine bakıyor. Marketlerde Eti, Ülker ürünleri rafları doldurmuş, Türk bayrakları da gözden kaçmıyor. Dikkat çeken bir sahnede, 18 kitap yazmış ve devrimin öncülerinden olan bir profesörün evde çalışırken çalan kapıya karşı kayıtsız kalıp, ısrarlı ding donglardan sonra karısı olduğu tahmin edilen kadına buyurgan bir şekilde “Seviiiiiim, baksana şu kapıya” şeklindeki tavrı.
Filmde Kürt işçi sınıfına tleplerine özlemlerine rastlamak ise mümkün olmuyor. Filmde birçok şey gibi Kürtlerde yok.

Peki bu devrimi kim yaptı?

Filmde kulakları çınlatan soru peki bu devrimi kim yaptı?! Sosyalist devrim, işçi kitlelerinin tüm toplumsal yaşamı özel mülkiyetin cenderesinden kurtararak yeniden yapılandırdığı bir süreçtir. Yeni toplumsal sistem eski sistemin içinde mayalanır, gücünü üretici güçlere dayanmasından alır. Üretimi elinde bulunduran toplumsal sınıf dinamik ve güçlü olandır. Sosyalist devrimin yeniyi yaratma gücü, bugünün üretici gücü işçi sınıfının ellerinde somutlanır. Filmdeki sosyalist devrim ne işçi sınıfına dayanıyor ne de onun elleriyle toplumsal yaşamı yeniden organize ediyor. Diğer yandan parlementer yollarla başa gelmiş bir grup olsalar yine bu süreçte toplumun onları tanımaması pek makul bir seçenek değil. Kısacası filmdeki devrimin nasıl bir şey olduğunu anlamak mümkün değil.

Sanat yapıtı hiçbir zaman sadece sanat yapıtı değildir. O bize hem kendi üretim sürecine hem de siyasal, sınıfsal arka planına dair bağlantılar verir. Filmdeki devrim, onu üreten grubun devrim tahayyülünü bize anlatıyor demek yanlış olmaz. Aydın “komünistler”, bir türlü sosyalizmi öğrenemeyen işçiler, aptal yerine konan ve dönüşümde hiç parmağı bulunmayan toplum TKP‘nin devrime bakışını da gözümüzde somutluyor. Ne komiteleri kuran ne de dönüşümü başlatan kimse yok. Gariptir, fabrika komiteleri devrimden sonra kuruluyor.

Küçük burjuva devrimimiz, devrimden sonra da kendini zorlu bir savaşım içinde bulmuyor. Patronlar taksiye atlayıp rahatça havaalanının yolunu tutarken sokaklarda kimse yok. Sadece başka bir kesitte 20 kadar öğrencinin iktidara destek eylemi yaptıklarını görüyoruz. Milisinden komite sorumlularına film işçisiz olmaya yemin etmiş gibi. Her yerde öğrenciler karşımıza çıkıyor. Filmi üreten kurum aklımıza geldikçe bu durumu pek te garip karşılamıyoruz. Filmin hemen her kesitinde eleştirilecek bir çok nokta daha var. Ancak hepsi bu ana sorunla ilişkili. İşçisiz devrim bu kadar oluyor.

Teknik sorunlar, amatörlük bir yere kadar anlayışla karşılanabilir fakat burada sosyalizmin içinin epey boşaltıldığı görülüyor. İşçisiz devrim bir o kadar da coşkusuz. Her yerde sıkıntılı, soğuk yüzlü toplum bireyleri ve “komünistler” var. Filmindeki coşku sorununu da yapılan devrimin sınıf niteliğiyle açıklamak gerekiyor. Toplumun dönüştürücü gücünü oluşturan işçiler bu kadar dışarıda kalınca haliyle filmdeki karakterler de pek dinamik olamıyorlar. Nasıl olduğu belirsiz bir devrime inanmaya çalışıyorlar. Film ne yazık ki dar propagandif niteliğe dahi sahip değil. Coşku sorunu motive etmekten çok sıkıntı veren bir filme dönüştürüyor.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*