Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Devrimci Tutsaklar Mahmut Soner ve Erol Zavar’dan Gelen Mektup

Devrimci Tutsaklar Mahmut Soner ve Erol Zavar’dan Gelen Mektup

Devrimci tutsaklar Mahmut Soner ve Erol Zavar imzalı, tarafımıza gelen yazıyı paylaşıyoruz.

YERLİ-MİLLİ-PARALI

Milliyetçilik kapitalizmin şafağında, ulusların ortaya çıkmasıyla doğmuş, kısa bir süre boyunca, toplumun gelişmekte olan sınıflarının kesiştiği ve etkilendiği bir ideoloji halini almıştır. Ne zaman ki işçi sınıfı, çalışma koşulları ve ücretler için mücadele etmeye, bir sınıf olduğunun farkına varmaya başlamış, o zaman milliyetçilik esas sahibine, burjuvaziye kalmıştır. Elbette işçi sınıfı içinde ve toplumun diğer alt tabakalarında etkisini sürdüregelmiş, özellikle sınıf mücadelesi zayıfladıkça bu etki yükselmiştir.

Burjuvazi açısından ulusal sınır, ayağını basacağı toprak parçası, “doğal” egemenlik kuracağı pazara sahip olmanın ifadesidir. Milliyetçilik de bunun ideolojisidir.

Kapitalizm gelişip bir dünya sistemi halini aldıkça, milliyetçilik de toplumun uru haline gelmeye başlamıştır. Burjuvazi milliyetçiliği kışkırtarak başka pazarları zorla ele geçirmek için, işçi ve emekçileri, yoksul köylüleri canlarını feda etmeye zorlamış ve aynı zamanda, esas olarak, içte “doğal” egemenliğini tesis ettiği pazardaki hakimiyetini işçi sınıfı ve emekçilere karşı koruyup pekiştirmek için de hem içeriyi hem dışarıyı kana bulamıştır. 19. ve 20. yüzyıllar milliyetçiliğin yarattığı yıkımlarla doludur. İçte sıkışan burjuvazi, her zaman milliyetçiliği kullanarak işçi ve emekçilerin mücadelesini “ortak düşman” yaratarak manipüle etmeye çalışmıştır. Durmaksızın işlenen milliyetçi ideoloji, toplumun alt katmanlarına, işçi sınıfına sızdırılmış, burjuvazinin sınıf çıkarlarını tüm toplumun çıkarları olarak gösterebilmenin sömürü ve baskıyı gizleyebilmesinin ve meşrulaştırabilmesinin aracı olmuştur. Günümüzde de yeni bir milliyetçi dalgayla, işçi ve emekçilerin hoşnutsuzluklarının bir uyanışa dönüşmesi başlamadan boğulmak isteniyor, burjuvazi sıkışan, sınırlarına ulaşan kapitalist düzeni savaşlarla yaşatmaya çalışıyor.

Milliyetçilik, burjuvazinin her zaman son sığınağıdır. Burjuvazinin vatanı ve doğal olarak milleti yoktur. Onun için esas olan artı-değer sömürüsüdür. Bu yüzden en çok vatan-millet söylemi ondadır. Burjuvazinin kasası hergün dolarken, o kasayı alınterini akıtarak dolduran işçi ve emkçiler sefalet içindedir. Hergün TV lerde ilaç parası ya da ameliyat parası olmadığı için ölümle yüzyüze olan dünya güzeli çocuklar gösteriliyor. Aileleri yardımseverlere çağrı yapıyor. Oysa bu devletin işidir. Her aile gibi o aile de hem gelir vergisi hem de aldığı her ürüne dolaylı vergi ödüyor (ödemese de fark etmezdi). Yani burjuvazi kendi devletinin giderlerini de işçi ve emekçilere ödetiyor. Dolayısıyla milliyetçiliği bayrak edinmiş, hergün vatan ve millet sevgisiyle gözlerimizi yaşartan iktidar ve muhalefet partileri “milletin yüce çıkarları” için sağlığı her aşamada neden parasız hale getirmiyor? Yoksa “milletin yüce çıkarları” milletin fertlerini kapsamıyor mu? Bu sorunun cevabı, hem kapsıyor hem de kapsamıyordur. Çünkü kapitalist sistemde bir bütün olarak millet (ulus) ve milli (ulusal) çıkar yoktur. Her ulus iki ulustur. Burjuva ulus – ki, “milli çıkar” tüm fertlerini kapsar, ve proleter ulus – ki “milli çıkar” hiçbir ferdini kapsamaz. Üretim araçlarına ve ürüne sahip olan ulus ve bunlardan yoksun olan ulus; patronların ulusu ile alınterini sel edenlerin ulusu; tenceresinde hergün et kaynayanların ulusu ile eti yılda belki bir iki kez görebilenlerin ulusu; istediği heryere en rahat vasıtalarla gidenlerin ulusu ile hergün metrobüslerde tıkış tıkış yolculuk yapanların ulusu… Yani bolluk içinde yaşayanlarla, kıt kanaat geçinebilenlerin ulusu. Doğaldır ki bu durumda ortak ulusal çıkar diye Bir şey yoktur. Bir kesimin, sınıfın çıkarı, diğer kesimin, sınıfın çıkarına karşıttır. Ortak çıkar diye en çok bağıranlar, başı sıkıştığında milliyetçiliğe sarılanlardır; işçilerden,emekçilerden evlatlarının canlarını vatan için diyerek isteyen, “millet” e en büyük düşmanlığı yapan da onlardır. İşçi ve emekçiler, açlık ve sefalete hep “milli çıkar” uğruna itilir.

MİLLİYETÇİLİK İŞÇİ SINIFINI KEMİREN URDUR

Milliyetçilik özellikle bağımlı kapitalist toplumlarda daha yaygın olarak kullanılsa da, kapitalizmin gelişkin olduğu metropollerde de topluma şu ya da bu şekilde nüfuz etmiştir. Bağımlı kapitalist toplumlarda burjuvazinin sermaye birikimi ve çevrimi yetersiz olduğundan, burjuvazi kendini rahat hissedemez ve siyasi çalkantı yüksektir. Bu yüzden burjuvazi o “son sığınak” tan hiçbir zaman çıkamaz, durmadan milliyetçiliğe vurgu yapar, durmadan kendi çıkarlarını herkesin çıkarı olarak ilan eder. Bu arada emperyalist tekellerle ortaklık kurarak hem ülkenin doğal zenginliklerini hem işçinin alınterini sömürür, kendinin ve emperyalist tekellerin kasasını doldurur.

Ülke açısından da durum üç aşağı beş yukarı böyledir. Ayırdedici yan, ulusal sorunun varlığıdır. Bu sorun, milliyetçi taban yaratmada ve emekçi kitleleri yine emekçi kitlelere karşı baskı aracı olarak kullanmakta burjuvaziye olanak sunmaktadır. Böylesi bir tabanın varlığında oluşturulan milliyetçi “hassasiyetler” histeriye dönüştürülüp her türden muhalefeti bastırmak için milli-anti milli karşılaştırması yaptırılıyor. Burjuvazinin tüm kesimleri “en milliyetçi kim?” yarışına girişiyor, hepsi birbirini milli olmamakla suçluyor.

Kuşkusuz bunu en çok iktidar partisi AKP yapıyor. Özellikle son dönemde dilinden düşürmediği moda söylem “yerli ve milli” dir. Şu anda sadece kendi çıkarını, hatta neredeyse birkaç ailenin çıkarını korumak dışında politikası olmadığından, bu sözü öyle yerli yersiz kullanıyor ki, “yerli ve milli”nin de kendi çıkarı olduğunu ortaya seriyor. İşte AKP ve ileri gelenleri için yerli ve milli olanlarla olmayanlar:

Tarımı yok ederek, tarım bittiği için Arjantin ve Hindistan’dan fasulye, Rusya’dan buğday, Bulgaristan’dan saman ithal ettirmek yerli ve milli politikadır.

Hayvancılığı bitirerek, bu vesileyle kıymanın kilosunu 50 TL’den yani asgari ücretle çalışan bir işçinin tam gün çalışmasının karşılığı fiyattan sattırmak yerli ve milli politikadır.

Zeytinlikleri imara açmak, su havzalarına villalar kondurmak en iyi tarım arazilerini maden sahaları haline getirmek, HES’lerle canlı yaşamın kaynağı suları kurutmak ve doğayı tüketmek yerli ve milli politikadır.

Sağlığı, eğitimi her aşamada paralı hale getirmek, ilaç sanayisini geliştirmek yerine ülkeyi ilaç tekellerine mahkum etmek, eğitimi cehalet üretmenin temeli yapmak yerli ve milli politikadır.

Dünyanın en pahalı mazotunu satmak, dolaylı vergileri her kalemde % 60-70′ lere çıkarmak, zenginden az, yoksuldan çok vergi almak yerli ve milli politikadır.

Asgari ücreti yüksek bulup, vali ve milletvekili maaşlarını düşük bulmak yerli ve milli politikadır.

Toplumu inanan-inanmayan, müslüman olan-olmayan, sunni-alevi, yerli ve milli olan-olmayan diye yapay sınıflandırmaya tabi tutup bölmek , birbirine düşman etmek, iktidarı için iç savaşı kışkırtmak yerli ve milli politikadır.

Tarım yok edilmesin, tarım arazileri imara açılmasın, su havzaları korunsun, zeytinlikler sökülmesin, dereler kurumasın, doğa talan edilmesin demek ise gayri milli politika, diyenler ise vatan hainidir.

Asgari ücret yoksulluk sınırı üzerine çıkartılsın, inançlara, vicdanlara karışılmasın, sağlık ve eğitim gibi temel alanlar parasız olsun demek gayri milli politika, diyenler ise vatan hainidir.

Ekmeği, onuru için direnen, açlığa yatan akademisyenler, öğretmenler gayri milli ve vatan hainidir. Onlar gibi hak-hukuk diyerek yola düşenler de gayri millidir.

Grev yapan işçi, ülkemizin gelişmesini istemiyordur, gayri millidir. Yüce milli çıkarlar için sefalet içinde kalmayı kabul etmelidirler.

Ve elbette toplumun üreten, yoksul ulusunun çıkarlarını savunarak tüm bunları isteyenlere karşı acımasızca saldırmak, hakaret etmek, onlar için hapishaneler inşa etmek, KHK’lerle işten atmak, mal varlıklarına el koymak da yerli ve milli davranmaktır.

Tablo uzatılabilir ama gerek yok. Herşey açıkça ortada. Toplumun sınıflara bölündüğü bir dünyada ortak, milli çıkar diye bir şey olamaz. Ortak çıkar, milli çıkar zenginlerin, sömürücülerin çıkarıdır ve işçileri, emekçileri bu çıkarlar uğruna dövüştürmekten başka bir anlamı da yoktur. İşçi ve emekçiler, kendi ortak çıkarlarını ancak kendileri için dövüşmeyi öğrendikleri zaman savunabileceklerdir. Bunun için işçi sınıfının burjuvaziden koparak kendini bağımsız bir sınıf olarak ortaya koyması gerekmektedir. Aksi halde, bugün ki gibi, burjuvazi için sınıf kardeşlerini bastırmaya yeltenmeye, bu yüzden her gün erimeye, hiçleşmeye, sefaletini kendi eliyle derinleştirmeye devam edecektir.

Burjuvazinin tüm dünyada ve ülkemizde savaş, ölüm ve hapishane dışında bir vaadi kalmamıştır. Yerli ve milli politikaların vardığı ve varacağı yer de budur. Burjuvazinin ideolojik alıklaştırmasına karşı, sefalete ve çürümeye karşı toplumsal dirilişi ancak ve ancak işçi sınıfı devrimci rolünü oynarsa kazanmak mümkündür. Bunun için de görev öncelikle komünist öncülere düşmektedir.

MAHMUT SONER Elazığ 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Hapishane

EROL ZAVAR Bolu F Tipi Hapishanesi

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*