Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Devlet yenilmiştir!

Devlet yenilmiştir!

Türk devleti Kürt isyanı karşısında yeniliyor. 7-8 Eylül faşist saldırılarının arkasında bu basit ve üzeri örtülemez gerçek yatıyor.

Devlet neden yeniliyor? Birincisi mevcut haliyle ve tarihsel olarak biriktirdikleri, yapıp ettikleriyle devlet Kürt coğrafyasında meşru değil. İkincisi şu an siyasi yönden bir kriz, kaos, belirsizlik ve çıkmaz yaşıyor. Üçüncüsü askeri strateji açısından PKK karşısında hazırlıksız ve karşılık veremiyor.

Neden karşılık veremiyor? Çünkü bu kez düşman dağ gerillası değil (ki onu da yenememişti). Çatışmaların ilk aşamasında karşısında Kürt milisleri, silahlı kent eylemcileri vardı. “Kamu düzenini tesis etme” adına ilçelerde sokağa çıkma yasaklarıyla, fiili olağanüstü hal uygulamalarıyla sonuç almaya çalıştı, çalışıyor. Ancak bu kez karşısındaki “düşman” halkın kendisi, bu çocuklar anne babalarıyla evlerde yaşıyorlar, kendi mahallelerinde hendekler kazarak, silahla, sokak mevzilerinde, olağanüstü bir hareketlilikle çatışıyorlar. Bölgedeki halkın nefretini kazanmış Türk ordusu ve polisinin bu hantallığıyla bu yeni mücadele yöntemi karşısında kazanma imkanı yok. Sokağa çıkma yasağı ilan edip tek tek evleri basıp kimi alacağını bilmeden adam toplamaya çalışmak başarısızlığa mahkum. Sonuç, beyhude bir çabayla ortamı yüzü maskeli özel timlerle terörize etmek ve öfkeyi büyütmek oluyor.

Çatışmaların ikinci aşamasıyla birlikte bu kez gerillanın da devreye girdiği görülüyor. Gerilla kitlesel birliklerle karakol saldırıları düzenlemek yerine, görünmez olmayı seçiyor. Yola el yapımı patlayıcı döşediği iki eylem yaptı ve onlarca asker ve polis bir hamlede öldürüldü. Bu eylemler istihbarat bilgisine, iyi bir eylem öncesi hazırlığa ve belli bir savaş deneyimine dayalı profesyonel eylemler. Suriye’de ve Irak’ta IŞİD’le mücadeleden öğrenilen profesyonel taktikler bunlar. Onca gece görüş sisteminin, zırhlı aracın, insansız-insanlı hava aracının çaresiz kaldığı; teknolojinin, silah ve mühimmat üstünlüğünün ikmal yollarının tuzaklanmasıyla yaratıcılık ve planlama karşısında yenildiği bir çaresizlik söz konusu. Kürt gerillalar devletin çalışmadığı yerlerden vuruyor ve devlet yeniliyor.

Bir savaş düşünün. Bir halkın ulusal hakları tanınmadığı için onyıllardır iniş-çıkışlarla sürsün. Bu savaşta son yıllarda dolaysız muhatap alma yoluyla barış görüşmeleri gerçekleştirilsin, ancak bu görüşmelerde Kürtler hep oyalansın, onlardan devletle savaştıkları onca yılın ardından devletin önünde kayıtsız koşulsuz eğilmeleri beklensin. Müzakere müzakere deyip koşullar uygunken bir türlü müzakerelere geçilmesin. Bu zaten bir yerde patlar. Buna bir de Kürt ulusal hareketinin Suriye’de PYD eliyle edindiği mevzileri, IŞİD’e karşı savaşta elde ettiği başarıyı ve uluslararası plandaki yeni meşruiyetini ekleyin. Karşısındaki hasmının Ortadoğu politikası iflas etmiş olsun. Kimsenin ciddiye almadığı Sünni-Müslüman aleminin liderliği pozlarından IŞİD’i bombalamak zorunda kalan NATO ülkesi gerçeğine dönüş yapsınlar vs.

Çatışmaları ilk kimin başlattığından bağımsız olarak bu koşullarda müzakerenin artık silahlı yollarla, kan dökülerek devam etmesi şaşırtıcı değildir. Müzakere bitmiş, savaş başlamamıştır. Müzakere Türk devletinin taş koymasıyla hiç başlamamış, bu yüzden ilişki biçim değiştirmiş, müzakere ve pazarlık karşılıklı ve fiili bir güç sınamasına evrilmiştir. Şimdi hasmını önce pes ettiren taraf yeniden ister istemez kurulacak masada avantaj elde edecektir (“masa da masaymış ha!”). Hasmınızı eğmek, bükmek için onun istemediği, en istemeyeceği geleceği bir potansiyel olarak oyun masasına koyar, rakibinizi onun gerçekleşmesiyle tehdit edersiniz. PKK’nin tehdidi kopuşa da gidebilecek bir fiili özerkliktir, devleti Kürdistan’da zorla sonuç alamaz hale getirmek, şehit cenazelerinin iç politikada AKP aleyhine yaratacağı basıncı büyütmek, “ben savaşmayı da barışmayı da bilirim, beni yok sayamazsınız” demektir. Devletin ve onun gayrimeşru yürütücüsü AKP’nin tehdidi iç savaştır. MHP destekli 7-8 Eylül saldırılarının anlamı budur. HDP’nin genel merkez dahil basılmadık binası kalmamıştır.

Türkiye’de bir sosyalist-komünist parti yoktur. Kendisini bu sıfat çerçevesinde konumlandıran güçlerin hemen hepsi ise PKK’den farklı olarak zor koşullar altında direnç gösterebilecek bir sınıfsal ideolojik mücadele geleneğine sahip değildir; zaten bu yüzden pek çoğu HDP çatısı altında toplanmıştır. Bu kesimler dün gece doruğa ulaşan saldırılar karşısında paniklemeye, orta sınıf huzurlarını, küçük burjuva particilik oyunlarını tehdit altında duyumsamaya teşnedirler. Gelişmeleri hep “devlet saldırıyor, katlediyor, AKP çıldırmış” odağından değerlendirip kendi gölgelerinden korkmaları bundandır. Bizler ’90’ları yaşadık. O dönem bir gözaltı, bir işkence, bir tutuklama, bir cezaevi operasyonu olduğunda insan hakları odaklı mücadele yürüten arkadaşların abartmalarına şaşkınlıkla bakardık. “Çocuklarımızı şöyle öldürüyorlar, şunu yapıyorlar, oysa onlar mazlum, garip, suçsuz, öğrenci vs”. Oysa devlet dersine çıkan bir sade militanın gözünde herşey daha açık, daha stratejik bir netliktedir. Devlet devletliğini yapmaktadır, yıkılmadıkça da yapacaktır, burada şikayetlenmenin, paniklemenin anlamı yoktur. Önemli olan şu ki biz yapmamız gerekeni iyi yapalım, daha çok, daha etkili yapalım. Yoksa oyunun kuralları bellidir ve en baştan bu seçim yapılarak yola çıkılmıştır.

AKP son kartlarını oynuyor. Yaklaşan seçimi yapamaz hale gelirse sistemin bariz tıkanması derinleşecek, başka bir evreye geçilecektir. Amaç HDP’nin seçimlere girmemesiyse bu taraflar arasında kan ve ölüm pahasına yürütülen bilek güreşinin çok daha türbülanslı, öngörülemez bir hal almasına neden olur. Seçimlere girdiğinde de AKP kaybedecektir.

Seçimlere kadar bu gerilimli ortam sürdürülemez, 7-8 Eylül faşist saldırıları devam ettirilemez. Bunun reaksiyonu sert, içeride ve dışarıdaki faturası çok ağırdır. Hesabı da sorulur.

Devlet yenilmiştir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*