Anasayfa » GÜNDEM » Devlet krizi ve tarikat-cemaat pazarlığı

Devlet krizi ve tarikat-cemaat pazarlığı

fft64_mf1837320Diyanet İşleri Başkanlığının Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir “Cemaat ve Tarikatlar Buluşması” örgütleyeceği açıklandı.

15 Temmuz’dan bu yana tekelci oligarşik burjuva kesimleri, devleti, AKP’si, burjuvalaşmış cemaat ve tarikatları ile bu konuda yoğun bir tartışma zaten sürüyordu.

15 Eylül’de Hürriyet gazetesi yazarı ve Erdoğan’ın eski danışmanı Akif Beki’nin, Kemalizmin zaten ahı gitmiş vahı kalmış “Tekke ve Zaviyeleri (yasaklama ve -bn) kapatma kanunu”nunun kaldırılarak yeni bir yasal düzenleme yapılmasını öneren yazısı, tartışmayı daha da kızıştırmıştı: “Karanlıkta ve denetim dışı iş görmelerindense bırakalım dini yapılar gözümüzün önünde faaliyet göstersin. Bırakalım bir denetim mekanizmasına tabi olsunlar.”

En sonu, Rus Büyükelçisi süikastı, Reina katliamı, Cübbeli gibi şeyh, şıh bozuntularının birbiriyle yarışan provokatif ve hedef gösterici videoları, günlük yaşamda hızla artan dinci linç ve saldırganlıklar… yalnız devletin ve toplumun içinin cemaat, tarikat, cihatçı kesimlerle kaynadığını göstermekle kalmadı, devletin bunları kontrol edemez ve zaten etmez olduğunu daha bir göze batırdı.

Erdoğan’ın hem himaye hem kesin biat istediği, hem artık kendisinin de kontrol edemez hale geldiği, hem de tabanının ve gücünün önemlice bir bölümünün bunlardan oluştuğu için karşısına da alamadığı cemaat ve tarikatlar konusunda epey sıkıştığı ve yine onları “incitmeden” bir çözüm aradığı biliniyor. Erdoğan ve hükümet; cemaat, tarikat ve cihatçıları kontrol edemez hale geldiği ölçüde emperyalist burjuvazi ve Türkiye büyük burjuvazisi tarafından tekmelenmekten korkuyor. Cemaat ve tarikatlar ise, Gülen cemaatinin başına gelenlerin kendi başına gelmesinden, yani din kılıflı holdinglerini, görülmemiş karlarını, uluslar arası din ticaret ve rantlarını kaybetmekten korkuyor.

Zenginler klubü olarak bilinen Reina katliamının epey tedirgin ettiği TÜSİAD’ın da yasal denetim ve düzenleme yapılması için bastırdığı anlaşılıyor.

Burjuva devlet ve toplum içinde giderek kabaran dinci gericilik, cihatçılık, hurufeçilik dalgasının, zaten başlı başına bir devlet krizi, toplumsal kriz etkeni olduğunu zaten artık görmeyen, bilmeyen kalmadı.

Yeni Şafak’ın haberine göre, Diyanet bir süredir, çok sayıda cemaat ve tarikat ile Erdoğan ve hükümet adına ön görüşmeler yürütüyor. (Büyük olasılıkla, “Tekke ve Zaviye Kanunu”nun kaldırılması ve her türlü dini kılık kıyafet, örgütlenme ve faaliyetin serbest bırakılması – sanki değilmiş gibi!- karşılığında) Cemaat ve tarikatlardan şunlara uyması istenecekmiş:

“1-Tekfir etmeyeceksin: Sadece kendini hak bilip, kendin gibi inanmayan, kendin gibi düşünmeyen ve kendin gibi yaşamayanları dinden çıkmakla suçlamayacaksın.
2- Ötekileştirmeyeceksin: Kendin gibi inanmayanı ve yaşamayanı ötekileştirmeyeceksin, azınlığa düşürmeyeceksin.
3- İslam’dan ayrılmayacaksın: İslam ilminden ayrılmayacaksın, İslam’ı kendine göre yorumlamayacaksın.
4- Şahısçı olmayacaksın: Şahısları hakikatin yerine ikame edemezsiniz, baki hakikatleri fani şahsiyetler üzerine bina edemezsiniz. Biz irademizi bir faniye teslim edemeyiz.
5- Şiddete karşı duracaksın: Kim olursa olsun şiddete başvurduğu zaman, toplum olarak, millet olarak hepimizi karşısında bulmalı.”

Ne de güzel “dinci-gericilik demokrasisi”! Dinci-gerici saldırganlığı teşhir edip “laiklik çağrısı” yapanları tutuklarken, Erdoğan dışında şeyhcilik yapmama ve (asıl) burjuvazinin yaşam tarzı ve mülklerine tehdit oluşturmama şartıyla, dinci-gericiliğe, tarikatçılığa her şey serbest! Burjuva devlet, işçilere, emekçilere, Kürtlere, kadınlara, lgbtilere, gençlere, muhaliflere hiçbir katılım, müzakere, tartışma, söz, örgütlenme, gösteri hak ve özgürlüğü tanımaz, canlarını okurken, hepsini fazlasıyla tanıdığı (tabii ki zaten iktidar aracı olduğu burjuvaziyi saymazsak) yalnızca iki kesim var: faşistler ve dinci-gericiler.

Bu “ilkeler”in ne getireceği anlamak için, bir dönem, liberal halkçı solun da desteklediği “türban demokrasisi”nin bugün kadınlar için nasıl daha katmerli bir kölelik haline geldiğini hatırlamak yeter. Şimdiki “uzlaşma”nın anlamı ise, “Erdoğan’a şirk koşmama” ve burjuvazi ve “business”i rahatsız etmeme koşuluyla “tekke ve zaviyelere özgürlük”!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*