Anasayfa » GÜNDEM » Depreme karşı özsavunma, kapitalizme karşı mücadeleden geçer!

Depreme karşı özsavunma, kapitalizme karşı mücadeleden geçer!

İstanbul orta şiddetli bir depremi, şimdilik birkaç bina çöküntüsü ve 50 kadar hafif yaralıyla atlattı.

Büyük Marmara depremini yaşayanlar, dün bulundukları binalar zangırdamaya başlayınca soluklarını tuttu. Böyle başlar, ardından dipten güm diye binayı sarsan bir vuruş gelir. Bu dipten gelen vuruşun şiddetine göre bina sarsılır, çok şiddetliyse çökebilir, orta şiddetteyse biraz sallanır.

İstanbul’daki orta şiddetteki deprem, doğanın bir uyarı sinyaliydi. İstanbul’un şiddetli bir deprem riskinin yıllardır bilinmesine karşın hiçbir hazırlığın yapılmadığı, göstere göstere gelen büyük faciaya karşı kitlelerin 20 yıl öncesine göre bile daha savunmasız bırakıldığını gözler önüne serildi.

Erken uyarı sisteminin olmadığı, orta şiddette bile başta kamu binaları olmak üzere bir dizi binada hasar ve çatlaklar oluştuğu, minarelerin yıkıldığı, toplanma alanlarının rant alanına dönüştürüldüğü, telefon hatlarının çöktüğü, saatlerce doğru dürüst bilgi alınamadığı görüldü.

Marmara Denizi’ndeki fayların İstanbul’da 7.1-7.4 civarına bir depreme yol açacak yoğun enerji barındırdığı biliniyor. Deprem araştırmalarına göre, İstanbul’un batı şeridi ve Tekirdağ’ın Marmara kıyıları depremi en şiddetli yaşayabilecek bölgeler. Ancak, araştırmalara ayrılan fonların yetersizliği, bilinen faydaki kırılma yönünü ve tektonik hareketi öngörmeyi, kırılma noktasına dair tahminleri olanaksız kılıyor. Sınırlı ekipmanlı deprem uzmanlarının tüm yapabildiği, Marmara fayı üzerinde gerçekleşen ufak ve orta şiddetli depremler ve kırılma hareketlerininin girildiği veri tabanları üzerinden geleceğe dönük yorumlar yapabilmek. Farklı deprem araştırmacıları ve uzmanları arasında kolektif bir çalışma da olmadığından, yorumları da farklılaştırıyor, devlet kurum ve yetkililerinin ciddiyetsizliği ve güvenilmezliğiyle de birleşerek, spekülasyona da fazlasıyla yer açıyor. Dünkü deprem sonrasında gece 3-4.00 arasında büyük bir deprem olacağı söylentilerinin yayılması, onbinlerce insanın geceyi dışarda geçirmesine yol açtı.

Ancak tüm deprem araştırmalarının ve uzmanlarının ortaklaştığı nokta, İstanbul’da daha büyük bir depremin giderek yaklaştığı, ve bunun İstanbul’da 20 yıl öncekinden daha büyük bir faciaya yol açacağı. Başka deyişle, 20 yılda bilim-teknolojideki muazzam gelişmelere karşın İstanbul’un deprem karşısındaki çaresizliğin azalmak bir yana daha da artmış olması.

Deprem araştırmalarına daha büyük fon ve altyapı ayırmak yerine, mevcut fonlar bile kısılıyor. Bina yapımları üzerinde hiçbir denetim yok. Mevcut bina denetimleri sadece ranta ayarlı. Zemini daha sağlam bölgelerde rantlar -dünkü depremle olacağı gibi- yükseliyor, işçiler ve kent yoksulları daha şiddetli deprem riski içeren bölgelere sürülüyor. Depremi birkaç saniye öncesinden haber verebilecek, örneğin anında dijital sistemlerle cep telefonlarına otomatik olarak mesaj geçebilecek, -birkaç saniye bile onbinlerce hayat kurtarabilir- erken uyarı sistemleri yok. Deprem anında ve sonrasında iletişim sistemlerinin çökmesini engelleyecek ya da yedek kapasiteleri devreye sokabilecek bir sistem yok. Büyük ve yüksek binalarda deprem sarsıntısı ve sallanması sırasında kolon ve kirişlerin kırılmasını engelleyecek raylı yuva sistemleri yok. Okullarda, medyada doğru dürüst deprem eğitimi ve bilgilendirme sistemleri yok. Depreme göre şehir planlaması yok. Yüksek deprem riskli bölgelerde yaşayabilen işçi ve kent yoksulları için sağlam alanlarda ucuz sosyal konutların yapılması yok. Depremde yeterli toplanma alanı, yeterli mobil sağlık ve arama kurtarma altyapısı yok.

Ama zaten kapitalizm ve kapitalist devletinden beklenecek bir şey de yok. Deprem değil ama, 2019 yılının teknoloji düzeyine karşın depremi faciaya dönüştürmek, deprem karşısında işçileri ve kent yoksullarını çaresiz bırakmak bunların eseri. Kapitalizmin biricik sloganı: Paran kadar deprem önlemi. Tıpkı paran kadar eğitim, sağlık, gelecek güvencesi açısından olduğu gibi. Dijital borsa, finans, sömürü teknolojilerine yapılan yatırımın binde biri bile deprem araştırma ve tedbir teknolojilerine yapılmıyor. Kapitalizmin tüm yaptığı gibi, depremi de kendisi için karlı bir piyasa alanına çevirmek. Tıpkı iş cinayetlerinin özel “iş sağlığı ve güvenliği” şirketlerine havale edilerek, işçilerinin kanının da kapitalist borsa karlarına tahvil edilmesi gibi… Tıpkı hava kirliliğinin bile karbon piyasası ile şirket karlarına çevrilmesi gibi… Depremi de çoktan bir sermaye piyasasına çevirmiş durumdalar ve yüzbinlerce işçi emekçinin kitlesel ölüm riskini, kendileri için sermayeye çevirmekle meşguller.

Bu yüzden, kitlelerin deprem gibi büyük facialara karşı özsavunması, kapitalizme karşı sınıf mücadelesiyle mümkün. Kitleler ancak kendi aralarında sınıf dayanışması ve yardımlaşması, gerçek bilimsel bilgi ağları kurarak, ancak birlikte kapitalist kar ve piyasa diktatörlüğüne karşı mücadele ederek yaşamlarını savunabilir.


Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*