Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Deniz Bitiyor-Ercan Akpınar

Deniz Bitiyor-Ercan Akpınar

Hep böyle olur. Ne zaman ki işçi, emekçi, ezilen kesimler sömürü düzeni ve onun ilişkilerine ; bu sömürü düzeninin üzerine inşa edildiği kamu düzenine (buradaki “kamu” bir bütün olarak toplumu değil, küçük bir sömürücü, asalak azınlığın çıkarlarını topluma zorla dayatmasıdır) karşı isyana geçer, egemenler cephesinde bütün içsel dengeler tarumar. Sınıf mücadelesinin görece sakin olduğu dönemlerde egemenlerin o kendine güvenli halleriyle sergiledikleri belagat ve onun sözde içsel tutarlılıkları devrimci bir karşı koyuşla sınandığında paramparça olur. Krizin çözücü etkisi işçi, emekçi, ezilen kesimleri sermaye düzeninin ideolojik, kültürel kodlarından uzaklaştırdıkça bütün defolar ortaya çıkmaya, maskeler düşmeye ve her türlü saçmalama özgürlüğü politik argüman olarak dökülmeye başlar! Öncesi bir yana Gezi Direnişi günlerinde siyasal iktidar tarafından söylenenler hala hafızalardadır. Direnişin özgürleştirici, bilinç açıcı ve gerçekleri çırılçıplak bir hale getiren, dezenformasyon ve demogojilere izin vermeyen içsel karakteri nedeniyle böyle olmaktadır.

gezi-direnişi-dayanışma

Egemen sınıfın genişin kitlelerin çıkar ve beklentilerinden ne kadar uzakta oldukları, söylemlerindeki sahteliğin ortaya saçılmasıyla artık herkes tarafından görülür hale gelir. Tabi bu durum alenileştikçe de toparlamak ve kitlelerin ruhlarını okşamak adına ettikleri yeni her lafın da samimiyetsizliğinin, arkasındaki gizli niyetin açığa çıkması da gecikmez.

Haziran seçimlerinin ardından mali oligarşik tekelci iktidarın Kürt halkına ve onun mücadelesine karşı giriştiği topyekün savaşta, Kürt direnişçilerin şehirleri bir direniş kalesine çevirmeleri her türlü ağır silahın kullanılmasına, on binlerce asker, polis, özel timin kuşattığı şehirlerde destansı bir direniş göstermeleri egemenlerin tüm dengelerini sarstı. AKP iktidarının böylesi kapsamlı bir direniş karşısında çaresizce giriştiği katliam saldırıları ve kadim şehirlerin yakılıp yıkılmasına, Kürt halkının neredeyse bir bütün (Kürt burjuvaları bir yana) olarak sistemden uzaklaşmasına yol açmıştır. Biraz da bunun farkındalığı ve getirdiği çaresizlikle, yaklaşan baharın da baskısıyla kent savaşlarını hızla sonuçlandırmak adına yapıp ettikleri her şey kopuşu ancak hızlandırabilir. Ve bu kopuşun çözüp harekete geçireceği enerjinin tahminsel boyutu, görünen o ki uykularını kaçırıyor.

Başbakan’ın bir yandan “istişare süreci” diye hasar tespitine çıkması ve tıpkı “istikşafi” görüşmelerde olduğu gibi zaman kazanmaya, tepkileri soğutmaya dönük çabalara girmesine paralel, pek de umutlu olmadığını ele veren “Sur’ u Toledo yapacağız” benzeri saçma laflar etmesi birlikte değerlendirmelidir.

Başbakanın Örnek Gösterdiği Toledo Nedir (2016)

Toledo’ nun tarihi, bugünkü siyasal, hukuki konumu; Özerklik, Franco, direniş-barikat kavramlarının birlikteliği karşısında pişmanlık duyduğu kesindir. Toledo gerçekliğinin hatırlatılmasıyla ettiği lafa duyduğu pişmanlıkla da iç içe “Franco’ yu da, faşizmi de öğreteceğiz” saçmalıklara –Cumhurbaşkanı’nın başkanlık sistemine örnek olarak Hitler faşizmini göstermesine benzer şekilde- devam etmesi (Haziran Direnişi günlerinde kendisine yapılan “sosyolojik” hatırlatmalara “biz sosyolojiyi de iyi biliriz” diyen dönemin Başbakanı R.T. Erdoğan’ı hatırlatmıyor mu?) savunma argümanlarının tükenişini ve direnişin gücünü gösteriyor.

Yalnız burada önemli bir nokta var: “istişare süreci” ve “Toledo” örneğini söyleten politik yönelim biz ne anlatıyor? Sistemin, neoliberal demokrasinin Kürt halkını, onun emekçi, ezilen kesimlerine vaat edecek bir şeyi olmadığı gibi, bu kesimlerin onu kulak verdiği de yoktur. Bundan dolayı mesajlarıyla Kürt burjuvazisiyle onun rant bekleyişlerine yanıt oluşturuyor. Toledo örneğini politik konumu dışında, düşününce ve “istişare sürecinde” hedefin ekonomik düzenlemelerle Kürt burjuvazisini kırıntılar üzerinden (yakılıp yıkılmış şehirlerin TOKİ eliyle bir rant pazarına dönüştürülmesinde taşeron müteahhitlik kadrosu açılarak) sisteme daha çok bağlamak ve buradan bir nefes borusu açmak istemektedir. Yeni eylem planında da ağızlara bir kaşık bal çalma dışında Kürt halkının taleplerinin karşılanmasını içeren bir şey çıkmayacak, ki konsept “terörle mücadele” olunca daha çok asker, polis, karakol, hapishane dışında bir şey olmayacaktır. “çözüm süreci” denen sürecin esasında da aslında benzer şekilde, neoliberal demokrasiye ulusal hareketin ve Kürt halkının entegre edilmesi, çürütülmesi vardı. O gün ulusal hareketle diyalogla yapılmaya çalışılan şey bugün tank ve topla, şehirler yakılıp yıkılarak yapılıyor. Tarihin geldiği aşama da hayat kendi hükmünü yürütüyor, dün diyalog süreci nasıl çöktüyse yarın savaş süreci de öyle yıkılacaktır. Deniz bitiyor, bastırma araç ve kavramları da. Sahte laflar da işe yaramıyor, tehdit ve baskılar da…

dittmar2-323

Geri tipteki bu neoliberal burjuva demokrasisi yönetemiyor, kamu düzenini tesis edemiyor, edemeyecek de. Kamu düzenini tesis etme iddiası uluslararası burjuvazinin neredeyse 200 yıldır gördüğü rüyadır. Nerede ezilenler isyana kalksa orada burjuvazi, egemenler “kamu düzeni” diye ortalığı ayağa kaldırırlar. 1848 devrimleri çağında da, Paris Komün’ ünde de, Franco faşizmine karşı sosyalist cumhuriyetçi direniş karşısında da… ve muhtemelen duymaya da devam edeceğiz. Uzlaşmaz sınıfsal çelişkilerin varlığı bunu söyletmeye devam edecektir. Ne zaman ki onlara bunları söyleten maddi koşulları savaşımla ortadan kaldıracağız, o zaman işte kulaklarımız rahatlayacak!..

Ercan Akpınar
Sincan 1 No’lu F Tipi Hapishanesi
C-71 Sincan/Ankara

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*