Anasayfa » İŞÇİ SINIFI » Demokratik sendikacılık: Burjuva demokrasisi mi işçi sınıfı demokrasisi mi?

Demokratik sendikacılık: Burjuva demokrasisi mi işçi sınıfı demokrasisi mi?

Türk İş’e bağlı on sendika genel merkezleri düzeyinde, ‘güç birliği’ platformu oluşturduğunu ilan etti. Hava İş, Kristal İş, TGS, Tüm Tis, Deri İş, Petrol İş, Tekgıda İş, Belediye İş, Tez Koop İş, Basın İş sendikalarının oluşturduğu sendikal güç birliği platformu bir araya gelişlerini ortak bir açıklama ve çağrı ile duyurdu:

“Demokratik, mücadeleci ve güçlü bir sendikacılık için bir araya geldik!
Türkiye’de sendikal hareket ciddi bir tıkanıklık yaşıyor. Sendikal hareket emekçilerin karşı karşıya olduğu sorunlara çözüm üretemiyor.

İşçi sınıfının hak ve çıkarları ciddi biçimde tahrip edilmekte, çalışma ve yaşama koşulları 19. Yüzyıl vahşi kapitalizmine benzer bir hal almaktadır. Sendikal hareket ise bu sürece müdahale etme ve tersine çevirme kapasitesinden uzak kalmıştır.

Yasal, siyasal kısıtlamalar ve işverenlerin sendika karşıtı uygulamaları sendikal hareketi güçsüz kılmıştır. Bunun somut sonucu sendikal hareketin toplumsal ağırlığının azalması ve tabanın daralması olarak ortaya çıkmaktadır.

Sendikal hareketin içinde bulunduğu bu tablo karşısında yapısal bir dönüşüme gitmek acil bir ihtiyaç haline gelmiş durumdadır.

Biz aşağıda imzası bulunan Türk-İş’e bağlı on sendika olarak sendikal harekete yeni bir ivme ve dinamizm kazandırmak amacıyla güç birliğine gitme kararı aldık.

1 Temmuz 2011, Cuma günü, İstanbul Taksim Meydanı’nda Tramvay Durağında, saat 11.00’de yapacağımız bir basın açıklamasıyla demokratik, mücadeleci ve güçlü bir sendikal hareket için bir araya geldiğimizi kamuoyuna duyuracağız.

Basın açıklamasının bitiminde hepimizin ortak iradesi ile oluşturulan çağrı metnini dağıtacağız.

Basın açıklaması son erdikten hemen sonra saat 12.00’de Taxim Hill Hotel’de düzenlenecek bir salon toplantısı ile bir ilk adım niteliğinde olan çağrı metnimizi tartışmaya açacağız.

Türk-İş içinde ortak yaklaşımlara sahip, aynı sendikal anlayışları benimseyen sendikalar olarak, demokratik ve sınıf mücadelesi perspektifine sahip, güçlü yeni bir sendikal hareket yaratmak üzere yola çıkıyoruz.”

İşçi sınıfının yeni yapısı ve bileşimi, sendikacılığı zorunlu olarak değiştirecek, ama hangi yönde?

Güç birliği oluşturanlar, Türk-İş içerisinde muhalif olarak bilinen sendikalar. Türk-İş’teki muhalif sendikalar, Türk-İş genel merkezindeki AKP Hükümetinin operasyon ve denetimine karşı bir direnç göstermeye çalışmışlar, içlerinde burjuva ulusalcı muhalefete destek verenler de olmuş, tekel işçilerinin direnişi sırasında da bazı ortak muhalefet girişimlerinde bulunmuşlar, ancak etkisiz kalmışlardı.

Platformun ortak kesenini AKP Hükümeti ve AKP denetimindeki Türk-İş yönetimine muhalefet oluşturuyor. “Türk İş yönetiminin çalışma hayatındaki sorunlar karşısında; iş yasalarında yapılan değişikliklerde, taşeronlaştırmanın yaygınlaştırılması için yapılan yasal değişikliklerde, sosyal güvenlik ve sağlık sisteminin dönüştürülmesi sürecinde’” AKP hükümetinin emek karşıtı politika ve uygulamalarına ortak olduğu belirtilerek, tutum alınmaya çalışılıyor.

Platform, Türk-İş’in aşırı daralmış ve dışa kapalı, ağırlıklı olarak kamu sektöründe çalışan, erkek ve orta yaşlı, geleneksel sendikalı işçi sınıfı yaklaşımından da bir kopuş gerçekleştirmeye çalışıyor. Platform oluşturulurken yapılan tartışma ve değerlendirmelerde, bu geleneksel işçi tanımından farklılaşan, sendikalı ve sendikasız, kadrolu ve taşeron, çalışan ve işsiz, mavi ve beyaz yakalı işçileri kapsamına alan daha geniş bir işçi sınıfı tanımına geçiş yapılmaya çalışılıyor.

Bu çok geç kalmış olsa da, giderek zemini kayan ve eriyen sendikalar için artan bir zorunluluktur. Daha önce KESK Eğitim-Sen de uzun zamandır ayak dirediği düzensiz çalışan ve güvencesiz eğitim emekçilerin de sendikal faaliyet kapsamına almaya doğru bir metazori bir “tüzük açılımı” yapmıştı. Türk-İş muhalif sendikaları da metazori olarak işçi sınıfının yeni yapısı ve bileşimine doğru, en azından düşünce düzeyinde bir adım atmak zorunda kalıyorlar. Ancak işçi sınıfının muazzam genişleyen, çok katmanlı ve parçalı hale gelen, yeni üretim ve emek organizasyonları ve yeni sektörlerle yeni bileşimler kazanan yeni yapısının mücadele ve örgütlenme gereksinimlerine yüzünü çevirmeye başlaması geç kalmış bir adım olmakla birlikte, iş ne tüzük değişikliği ne de bunu dile getirmeye başlamakla bitmiyor.

Mevcut aşırı dar, dışa kapalı, taban dinamizm ve örgütlülüğünden yoksun ve buna karşıt, bürokratik sendikacılık yerinde durdukça, işçi sınıfının muazzam genişleyen yeni kesimlerine ve yeni örgütlenme ve mücadele biçimleriyle hitap etmesi de olanaksız olmaya devam edecektir. Platformun bu konudaki samimiyet ve yönelimi, genel merkezler düzeyinde bürokratik bir muhalefet birliği mi olacağı, yoksa tabandan, işçi inisiyatif ve örgütlülüğünü geliştiren, işçi komiteleri ve kurulları ile taban dinamizmi mi yaratacağı konusunda ortaya çıkar. Mevcut sendikaların bugüne kadar ki -en son Tekel işçilerinin direnişindeki tutumları dahil- pratikleri, bir beklenti yaratmamaktadır. Tekel işçilerinin doğrudan Türk-İş genel merkezini hedef alan, geçen yıl Taksim 1 Mayıs’ında kürsü işgali, Türk-İş binalarının işgali gibi eylemlerine bile platform oluşturan sendikaların çok azı doğrudan destek vermeye cesaret edebilmişti. Kaldı ki, sendikal düzeyde bile sınıf mücadelesinin yeni düzlemine geçiş, artık zaten dikiş tutmaz hale gelen ve zemini kayan Türk-İş genel merkezine muhalafet kadar, kendi sendikalarında taban inisiyatifini geliştirmekten başlayan çok köklü değişiklikler yapmalarına bağlıdır. Bu köklü adımlar atılmadıkça, değişimin geleneksel sendikacılıktan ileriye değil DİSK’in başını çektiği sivil toplum sendikacılığına doğru bir evrimleşme biçiminde yaşanması da kaçınılmaz olacaktır.

Platformun diğer ortak keseni de neoliberalizme karşı mücadele oluşturuyor. Ancak platform içindeki ilk değerlendirmeler, burjuva demokrasisinin ufkunu da doğal olarak aşmıyor: ‘…kimliklerin dışlanmadığı, ayrımcılığın yapılmadığı, eşitlik temelinde hak ve özgürlüklere saygının tesis edildiği, barışın hâkim kılındığı, doğanın metalaştırılmadığı, cinsiyet ayrımcılığının son bulduğu; gençlerin geleceksizleştirilmediği- söz hakkı tanındığı; özgür ve demokratik bir Türkiye…”

Sorular…

“Yalnız ekonomik alanda kalmayıp her türlü sosyal, siyasal soruna emekten yana müdahale eden bir sendikacılık” yaklaşımı ne anlama geliyor? İşçi sınıfının bağımsız sınıf bilinci, örgütlenmesi ve mücadelesi ile diğer toplumsal mücadele dinamiklerine önderlik ve hegemonyası mı, yoksa işçi sınıfının “emekten yana demokratik anayasa” gibi söylemlerle burjuva demokrasisi ve sivil toplumu içinde eritilmesi mi?

Platform AKP’ye karşı CHP’ye mi yaslanarak yeni anayasa sürecinde yer alacak, yoksa burjuvaziye karşı işçi sınıfının gerçek sınıfsal mücadele istem ve özlemlerini mi temsil edecek?

Demokratik sendikacılık nedir, burjuva demokrasisi mi, proleter demokrasi mi esas alınacak?

Sendikal planda yaşanan derin tıkanma, sarsıntı ve arayışlar, Türkiye kapitalizmindeki dönüşümün kaçınılmaz sonucudur. Mevcut bürokratik düzen sendikacılığının, yalnız konfederasyon genel merkezleriyle değil en sol ve muhalif görünen sendikalar açısından bile zemini kaymakla kalmamış, işçi sınıfı hareketinin yeni bir mücadele düzlemine çıkmasının da engeli haline gelmiştir. Mevcut geleneksel sendikal anlayışlar, yalnız “tıkanan” değil “tıkayan” durumundadır. Onların sınırlarına dayanan ve aşan, güçlü işçi sınıfı hareketleri ve taban dinamizmi olmadıkça, mevcut sendikal yapılar içinde yapılacak tedrici reformlar, tepeden bürokratik güç birlikleri, işçi sınıfının yeni örgütlenme ve mücadele gereksinmelerine yanıt vermeyecektir.

Ancak her şeye karşın, artık kör gözüm parmağına olan geleneksel sendikacılıktaki tıkanma tespiti ve yeni arayışların ortaya çıkması önemlidir. İşçi sınıfı devrimcileri ve sınıf bilinçli işçiler, sendikalardaki bu gelişmeleri dikkatle takip etmeli ve mevcut sendikalardaki değişim söyleminden beklentiye kapılmadan, sürece daha gelişkin bir sosyalist sınıf sendikacılığının gerekleri, öncü işçiler açısından asıl bunun gündemleştirilmesi doğrultusunda müdahalede bulunmalıdır.

Geleneksel bürokratik düzen sendikacılığına karşı sosyal liberal, liberal demokratik anlayışlarla da sınır çeken işçi sınıfının öz mücadele inisiyatifi organları, işçi komiteleri, işçi meclisleri, öncü işçi kurullarını gündemleştiriceklerdir. Burjuvazinin yeni anayasa sürecinde işçi sınıfının her hangi bir burjuva sivil toplum ve demokratik muhalefet bileşeni olarak eritilmesine karşı sosyalist işçi demokrasisini gündemleştireceklerdir. Burjuvazinin yeni anayasa boyunduruğuna karşı sosyalist işçi anayasasını gündemleştireceklerdir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*