Anasayfa » GÜNDEM » Demokratik Hak ve Özgürlükler Ancak Mücadele ile Kazanılır

Demokratik Hak ve Özgürlükler Ancak Mücadele ile Kazanılır

CHP’den, ABD’ den, AB’den, TÜSİAD’dan (hatta NATO’dan!) örtük demokrasi beklentisi içine girmek, AKP’yi neomuhafazakar faşist düzenlemeleri noktasında dizginlemelerini ummak bugünün küçük burjuva ve orta sınıflarının temel beklentisi durumunda.

Emperyalist kapitalist üretim ve egemenlik ilişkilerinde, sınıf güçleri arasındaki ilişkilerden soyutlanmış, beyhude bir sınıfsız demokrasi beklentisi bu. Altyapı üst yapıdan, siyaset ve ideoloji sınıf ilişki ve karşıtlıklarından, egemenlik ilişkileri toplumsal ilişkilerinden birkez kopartıldı mı, emperyalist ve kapitalistlerden, sınıf düşmanlarından “demokrasi” beklemeninde önü kolaylıkla açılmış olmaktadır.

Türkiye’de özellikle 2010 sonrası AKP’nin iktidar merkezileşmesine paralel güç ve egemenlik ilişkilerinin faşizan düzenlemelerle daha da sıkılaştırmaya başlaması karşısında CHP ve TÜSİAD’ ın AB’nin “muhalefeti” orta sınıflar ve küçük burjuvazıdeki kafa karışıklığını derinleştirdi. Özellikle orta sınıflardan ve bunların ideoloğu konumundaki aydın, akademisyen çevreden yayılan sinizim, ürkeklik, pasifizm, öğrenilmiş çaresizlik halleri alt sınıfların mücadelesini de sakatlayan bir etki yapmaktadır. 15 Temmuz sonrası binlerce aydın, akademisyenin işten atılmaları karşısında -devrimci olanlarının direnişi dışında- bir ses çıkmayışının, ürkekliğin gerçek nedeni hala belli egemen çevrelerden demokrasi ve düzeltme beklemelerinden olduğu kadar fiili direnişi kendi steril, elit yaşamları içerisinde anlamlandıramamaları nedeniyledir. Polis şiddeti, baskı ve faşist zor, gözaltı, işkence,tutuklama gibi şeyler üzerine siyasal analiz yapabilirler ama bunlarla pratikte karşı karşıya gelmemek için de çok dikkatli, aslında silik bir hareket içinde olurlar. Aşağılanma, hakarete uğrama,işkence görme, bedel ödeme ve böylece bu aydın, akademisyen çevrelerine üzerinde konuşup, demokrasi -özgürlükler hakkında tahlil üzerine tahlil yapmalarını sağlama görevi devrimcilerin, işçi ve emekçilerin, Kürtlerindir! Sanki böyle bir iş bölümü vardır aramızda. Üretim sürecinin bütün kiri pası, acısı ve emeği işçinin payına düşerken sefasının patrona, sermaye sahibine düşmesi gibi! Her koşulda emekçilerin eylemlerinin -siyasal,ekonomik farketmiyor-sonuçlarından başkaları yararlanıyor.

OHAL-KHK faşizmi süreciyle bizden değil ama malioligarşik tekelci burjuvazi ve devletinden bu gidişata bir yönüyle dur denildi! Krizin derinliği ve yaygınlığı, 15 Temmuz’un “Allah’ın lütfu”yla da birleşince, tasviye sürecinin bu aydın ve akademisyen camiaya doğru genişletmeye zorunlayınca, içlerinde kamuoyunda yakından tanınan, demokrat kimlikleri ile bilinen birçok akademisyen de görevlerinden uzaklaştırıldı, tüm sosyal hakları ellerinden alındı. Ama buna rağmen steril yaşam biçimleri ve bilinç düzeyleri onları pratikten eyleme geçmekten halen alıkoyuyor. Ne zamana kadar peki? Bir düzelticinin çıkacağı ana kadar! Bu “düzeltilmiş kapitalizm” halet-i ruhuyesi tasfiye sürecine karşı tutumlarınıda belirlemekte, sevimsiz mızmızlıklarının sebebi olmaktadır.

Sistemin her krizinin yeniden yapılanma için fırsat olduğu 15 Temmuz sonrası için daha da geçerlidir. Bir dönemin sınıf savaşımlarının sonucu olarak yasal statü kazanmış tüm hukuk hak ve gelenekler, burjuva laiklik ve modernizmi simgeleyen toplumsal yaşama ait olgular 15 Temmuz süreci ile birlikte neoliberal demokrasinin bordasından aşağı atılmış ve tekelci sermayenin gerçek ihtiyaçları temelinde emekçi sınıfları tamamen yok sayan bir faşist yönelim ortaya çıkmıştır. OHAL ve KHK’lar cennetinde “darbeyle mücadele ediyorum” perdesinin arkasına gizlenerek her türlü itirazı daha kaynağında boğarak bütün düzenlemeleri peş peşe gerçekleştiriyorlar.

Faşist zor ve baskıyı sermayenin özel mülkiyet düzeninin çıkarlarını koruyup güçlendirecek şekilde üst ve alt yapıdaki düzenlemelerle konsolide ederken, beri yandan da neomuhafazakar milliyetçi, şoven -faşist dinbaz düzenlemelerle neoliberal konjoktürün faşizmine de bir ruh üflemeye gayret ediyorlar. OHAL-KHK düzeninde bu ideolojik formasyona uymayan, onu bozan özellikle sol-devrimci tandanslı kişileri bürokrasi ve akademisyen camiasından tasviyesini dönüş yollarını da kapatarak gerçekleştirirken, devlet krizini bu şekilde aşacaklarını; faşizmin keyfi, hukuku egemenler lehine artık açıkça eğen bir devlet kurumlaştırabileceklerini düşünüyorlar. Buradaki iki yönlü hareket tarzı kimi çevrelerde tek yönüyle, ajitasyon kolaylığı da sunduğundan olsa gerek kişi ve parti diktatörlüğü olarak tariflense de yaşanan şey kişi ve parti diktatörlüğü ile sınıf diktatörlüğünün birbirini güçlendirecek şekilde iç içe geçirilmesidir. Ne bilindik, geleneksel bir faşizm var karşımızda ne de küçük ve orta burjuva kesimlerin kafa karışıklığını bir tanımlaması olan kişi-parti diktatörlüğü. İktidar merkezileşmesinin bir ürünü olarak faşizm zaten bazı sembol kişi ve partilerde simgelenir ama onun özü üretici güçlerden kaynaklanmaktadır. Emperyalist kapitalizmin küresel ekonomik krizinini üzerinde yükselen küresel rejim krizlerinin bir yansıma olarak garip zamanların prizmasından kırılıp yansıyan bir devlet ve rejim biçimi şu an yaşadıklarımız.

Öyle ki, ucube bir “cumhurbaşkanlığı sistemi” yle, şefciliğin bir üst yapı kurumu olarak tanınmasını sağlama çabaları, bir bütün olarak sistemi daha da içinden çıkılmaz bir krizin, devlet krizinin içine soktukça dönemin, konjoktürün üzerinde yükselen bu faşist biçimde geleneksel öncellerinin aksine kendi iç sistemini kurmakta çok zorlanmaktadır. Neoliberalizmin ve postmodernizmin, muhafazakar feodal kültür öğreleri ile harmanlanmış, mitolojinin yarı hayvan, yarı insan “canlılarına” benzeyen bir şey olmaktadır. Ya o, ya o olmak yerine; hem o, hem o olmayı seçmiş bu da onun bir mutant olarak ömrünün çok da uzun olamayacağını garantilemiştir. Alt yapı ve üst yapıdaki tüm itiraz ve muhalefeti zorla bastırmaya, bu bastırma sonuç vermedikçe arttırılan şiddetin dozuda iktidar kurumlaşmasının ömrünü uzatamayacaktır.

İşçi sınıfı ve emekçileri üzerinde, alt yapıda daha da derinleştireceği ücretli kölelik düzeni, üst yapıdaki demokratik hak ve özgürlüklerin tamamen ortadan kaldırılması süreci ile birlikte, iç içe sürecektir. Bu düzeni yeni normal olarak, en azından %49’un zihninde kabu edilir hale getirene kadar OHAL’ i sürdürecektir Saray. Bu süreci yarabilmenin, demokratik hak ve özgülüklerin, kazanılmış hakların korunup, geliştirilmesinin tek yolu sonu ağır bedelleri de zorunlasa, dişe diş direniş ve mücadeleden geçmektedir. Liberal sol aydın ve çevrelerden yayılan pasifizmin boğucu ikliminden uzaklaşan, devrimci kararlılık ve militan duruşun devrimci öncü çevrelerden proletarya ya doğru genişletilme çabası ve arayışından. Karşımızdaki yapıyı dişe diş, güce karşı güç siyaseti ile geriletebilir, onun gerçek yüzünü ancak bu şekilde kitlelerin önüne serebiliriz.

Gezinin yıldönümündeyiz. Haziran Direnişinin kitlesel militan enerjisini pasifizm ve barışçılıkla boğan geriye çeken bu sol liberal “kanaat önderlerine” ve yapılara artık alan açılmamalı, bedeli ödeyenler hareket yön veren gerçek politik güçler olarak ortaya çıkabilmelidir.

Ercan Akpınar

Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Hapishanesi C-92

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*