Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Darbe yapamamanın dayanılmaz çaresizliği ve değişen güç dengeleri

Darbe yapamamanın dayanılmaz çaresizliği ve değişen güç dengeleri

“Cumhuriyet tarihinin ilklerinden biri” daha gerçekleşti. Parlamento boykotundan sonraki bu “ilk” alışılmadık, olağandışı bir ilkti. Türkiye’de yakın zaman öncesine kadar olabileceği düşünülemeyecek bir ilkti. Cumhuriyet tarihi boyunca adlarını muhtıra ve askeri darbelerle duyurmaya alışmış, postal sesleriyle yeri titreten Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları görev yapamaz hale geldiklerini ileri sürerek “çaresizce” istifa ediyorlardı. Son muhtıralarını Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığı öncesinde Cuma gecesi vermiş olan generaller, borsaya olan hassasiyetlerini unutmadan istifalarını yine bir Cuma akşamına denk getiriyorlardı.

Askeri darbelerden istifaya

Emekli generaller ve eski kuvvet komutanları ile başlayan tutuklama ve tasfiye sürecini, görevde olan general ve subayların tutuklanması izledi. Büyük bir bölümü halen görevde olan 250 subay Ergenekon, Balyoz davalarında tutuklandı. “İrtica eylem planı” ve “İnternet andıcı” ile ilgili açılan son dava ile aralarında Ege Ordu komutanının ve koramirallerin de bulunduğu generallerin yakalanma kararı ise tasfiyenin son adımı oldu. Generallere karşı AKP hükümetinin yürütmüş olduğu operasyon sadece tutuklama ve yargılamalarla sınırlı değil. Güç ve irade kırmayla toplum düzeyinde itibarsızlaştırma ile içiçe gelişiyor. Generallerin Kürt gerillara karşı yürütülen operasyonlarda yetersiz kaldıkları yönünde yürütülen propaganda, Silvan’da 13 askerin ölmesinden sonra “sivil otorite” adına İçişleri Bakanlığı’nın ayrı bir soruşturma açması ve iki subayın yerlerinin değiştirilmesi ile tescillendi. Genelkurmay Başkanı ve üç kuvvet komutanının istifasının Işık Koşaner’in “veda mesajı”nda açıklanan nedeni YAŞ öncesi tutuklamalar nedeniyle terfi ve atamaların yapılamaz hale gelmesi olsa da, ordunun kurum olarak yıpratılması, itibarsızlaştırılması ve etkisizleştirilmesi bunların ardısıra sıralanmaktadır. Orduda birbirini izleyen tutuklama ve tasfiyelerin ardından Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının muhtıra vererek hükümeti istifaya zorlamak yerine kendilerinin istifa etmek durumunda kalmaları, siyasal güç dengelerinin tümüyle değişmiş olduğunu göstermektedir. Yakın zaman öncesine kadar olabileceği düşünülemeyecek bu ilk karşısında Hükümetin yanıtı da siyasal güç dengelerindeki değişimin bir diğer göstergesidir. AKP hükümeti, Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarını emekliliğe uğurlayıp birkaç saat içinde Jandarma Genel Komutanını Kara Kuvvetleri Komutanlığına ve vekaleten de Genelkurmay Başkanlığına atayıvermiştir.

Tenzil-i rütbe ve ordunun yeniden yapılandırılması

Türkiye’nin siyasal tarihi sıkıyönetimler, muhtıralar, askeri ve yarı-askeri faşist darbelerin tarihidir. Devrimci halk hareketlerinin askeri faşist darbelerle bastırıldığı, generallerin iki dudağı arasından çıkan bir sözün kanun sayıldığı, ordunun temel ve kritik konularda son sözü söylediği, hükümetleri istifa ettirip yerine yenisini atadığı, parlamentonun işlevinin sınırlandırıldığı, bir tek assubaya dahi dokunulamayan bir siyasal tarih! Böylesi bir süreçten aralarında orgenerallerin, generallerin bulunduğu çok sayıda subayın yeraldığı tutuklamalara ve nihayetinde Genelkurmay Başkanı ve üç Kuvvet Komutanının istifasına uzanan bir duruma geçiliyorsa bu bir kurumun ve mensuplarının durumuyla ve ilk elde belirtilen gerekçelerle açıklanamaz. Hükümetin istifa restini görmesi ve durumu olağanlaştırarak yola devam etmesi ve yapılan çeşitli yorumlar, sadece güç dengelerindeki bir değişimi değil, rejimin yapısındaki değişimi de açıkça ve bir kez daha göstermektedir. Rejimin yapısında burjuva demokrasisi yönlü değişimle birlikte ordu da yeniden yapılandırılmaktadır.
 
Faşist diktatörlüğün belkemiği, “dış düşman”a karşı olmaktan çok iç düşmana, halk isyanlarını bastırmaya karşı örgütlenmiş, iç siyasette temel ve kritik sorunlarda ilk ve son sözü söyleyen ordu, iç siyasetteki belirleyici rolünün dışına çıkarılmakta, bölgesel güç olma stratejisi doğrultusunda yeniden yapılandırılmakta ve konumlandırılmaktadır. Ülke içerisinde kitleler, faşist terörle değil burjuva demokratik stabilizasyon ve zorbalıkla kontrol ve denetim altında tutulacaklar, siyasette belirleyici rolü burjuva parlamento, hükümet ve siyasal partiler oynayacaktır. Tekelci oligarşinin sınıf egemenliğinin, içteki ve dıştaki sermaye birikiminin istikrarını sağlayacak olan burjuva demokrasisi, günümüzde burjuva demokrasisinin neoliberal biçimidir.
 
Yargı ve ordudaki tasfiye ve güç kırma operasyonlarının, gidenlerin yerine yapılan atamaların, devlet içerisindeki denge değişimlerinin tekelci burjuvazi ve genel olarak burjuvazi içerisinde bazı grupları geriletip bazılarını güçlendirdiği açıktır. AKP, onu destekleyen MÜSİAD, TUSKON gibi tekelci ve tekelci olmayan burjuva kesimlerin devlet üçerisindeki güç mücadelelerinde, kurumlara hakim olmakta önceki dönemin tartışılmaz hakimi TÜSİAD karşısında mevzi kazandıklarını söylemek mümkündür. Hükümetteki AKP ve Fethullah Gülen özel örgütü tasfiye ve el değiştirmelerde etkin rol oynamaktadırlar. Bununla birlikte bu gelişmeleri, rejimin yapısındaki faşist diktatörlük biçiminden burjuva demokrasisine doğru olan değişimden ayırarak açıklamak mümkün değildir. Önceki dönemlerde faşist diktatörlüğün temel sınıf dayanağını oluşturan büyük bölümü TÜSİAD’da toplanmış tekelci burjuvazi, sermayenin içteki ve dıştaki yeni birikim koşullarına göre politik stratejisini değiştirdi. Neoliberal burjuva demokrasisi doğrultusunda gerçekleşen değişim, TÜSİAD’ın da, MÜSİAD, TUSKON gibi burjuvazinin tekelci ve tekelci olmayan kesimlerinin toplandığı diğer kesimlerinin de ortak politikasıdır. Ordudaki tasfiyelerin ve gerçekleşen istifaların burjuvazinin hangi kesimlerini devlet içerisinde güçlendirdiği hangi kesimlerini zayıflatttığından önce görülmesi gereken, bunların rejimin yapısındaki değişimle olan ilişkisi ve burjuvazinin hemen tüm kesimlerinin ortak çıkarlarını yansıtıyor olmasıdır.
 
Askeri darbelerin teşvikinden parlamentonun ve hükümetin desteklenmesine
 
Emperyalist burjuvazinin sesi Avrupa Parlamentosu ve ABD Dışişleri Sözcüsünün açıklamaları da bunu doğrulamaktadır. Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının istifaları karşsında Hükümetin tutumunu hızlı bir açıklamayla destekleyen AP’nin ortaya çıkan “kriz”i kriz olarak görmeyip “demokrasinin güçlenmesi” biçiminde değerlendirmesi, ABD’nin ise “Türkiye’nin iç sorunu” diyerek normalize etmesi de emperyalistlerin ve dünya burjuvazisinin konsept değişimini göstermektedir. Tekelci sermayenin günümüzdeki küresel birikim koşullarına en uygun rejim yapısını neoliberal burjuva demokratik biçim oluşturduğu gibi, Türkiye’ye biçilen bölgesel ve küresel rol, ordunun NATO’nun yeni konumlanma stratejisine uygun konumlandırılmasını, iç siyasetin dışına çıkartılmasını da gerektirmektedir. Bu alandaki boşluk, AKP‘nin Silvan sonrasındaki açıklamayla polis gücüyle doldurulacak, sayı ve silah donanımıyla, özel timleriyle ülke içindeki devlet terörünün uygulayıcısı bütünüyle polis olacaktır.
 
Ordunun iç siyasetteki belirleyici konumu, devrimci sınıf mücadelelerinin, halk isyanlarının ordu elyile bastırılması, sıkıyönetimler, faşist askeri darbeler, başta ABD olmak üzere emperyalist burjuvazinin desteği olmadan olanaksızdı ve NATO’nun savaş konseptinin bir parçasıydı. Generaller bugün darbe yapamaz durumdalarsa askeri faşist darbenin dıştaki dayanaklarından, emperyalist burjuva destekten yoksun olmalarındandır. Komünistlere, devrimcilere, işçilere, Kürt halkına kan kusturan generallerin emperyalist burjuvazinin ve onların savaş örgütü NATO’nun desteğini arkasına almadığında «tık» diyemez hale düşmesi, onun gücünün nereden geldiğini göstermektedir. Askeri darbelerin teşvikçisi, muhtıraların destekçisi ABD emperyalizminin dönemsel strateji değişimi, onun desteğinden yoksun kalan, dünün burnundan kıl aldırmaz generallerini elden ayaktan düşürmüş darbe yapmak yerine istifa yolunu tutturmuştur. Muhtıralarla hülkümetleri devirirken hükümet tarafından görevden alınmaları, içeriye tıkılır, tenzil-i rütbe edilirken ses dahi çıkaramamaları bundan dolayıdır. Görünür bir geleceği de içerecek biçimde burjuvazi içte ve dışta yeniden ihtiyaç duyuncaya dek askeri faşist darbeler dönemi kapanmıştır.
 
Burjuva demokrasisine ve devletin burjuva demokratik biçimine karşı mücadele
 
 
Son istifalar ve istifalar karşısında Hükümetin, AP ve ABD’nin tutumu rejimin yapısındaki değişimi keskin çizgilerle göstermektedir. Ordunun iç siyasetteki belirleyici konum ve rolü sona ermiştir; iç siyasetin dışına çıkartılmaktadır. Devletin yeniden yapılandırılmasındaki konum ve rolü de parlamento ve hükümetin altında, parlamento ve hükümet kararlarına tabi olma yönünde değişmektedir. Genelkurmay Başkanının Başbakana değil Milli Savunma Bakanına bağlanması da bu gelişimin uzantısı olarak gündemleşebilecektir. Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının darbe yapamayıp istifa etmeleri, Hükümetin generallerin restini görmesi güç dengelerinin açık değişimiyle birlikte tenzil-i rütbeye uğradıklarını da göstermektedir.
 
Bu gelişmeleri Türkiye tekelci burjuvazisi ve emperyalist burjuvazinin sınıf ilişkileri ve sermaye birikim koşullarındaki değişim temelinde açıklamak yerine AKP ve hükümetle açıklayıp buna karşı bir tavır geliştirmeye girişecekler olacaktır. Marksist Leninist sınıf analizi ve faşizm tahlilinden uzak, gelişmeleri AKP’nin ve AKP hükümetinin faşizmi, Amerikancılığı, «mağdur» edilen ordunun ise ulusalcılığı ile açıklayan, generallerin düştüğü-düşürüldüğü duruma üzülen CHP, İP, TKP, Halkevleri vb.leri -örneğin, sendika.org sitesi istifalardan sonra “imamın generalleri” yazısını yeniden yayınladı- sadece bu görüşleriyle sınırlı kalmayıp bu kez demokrasi savunuculuğu ile, maskeleyecekleri Cumhuriyet Mitinglerinin yeni bir versiyonuyla ortaya çıkabilirler. Türk-İş’e bağlı bazı sendikalar üzerinden işçileri de bu kumpasa çekmeye çalışabilirler. Yeni anayasa sürecinin bu yönden karşıdevrimci politizasyonuyla burjuvazi, devlet ve burjuva partileri arasındaki çatışmanın bir kanadını oluştururlar. İşçi sınıfı ve devrimci örgütler bu tuzağa düşmemelidir. AKP ve onun arkasında yer alan tekelci ve tekelci olmayan burjuva kesimler, burjuva demokrasisinde muhafazakar neoliberal bir görüşü temsil etmektedirler. Siyasal ve toplumsal bakımdan tutucu oldukları gibi, revize edilmiş olarak dinsel gericiliğe de dayanmaktadırlar. Burjuva sivil toplum dayanakları, bir kısım liberalle birlikte dini cemaat ve vakıflardır. Temsil ettikleri burjuva kesimleri ve genel olarak burjuvazinin sınıf çıkarları doğrultusunda işçi sınıfının, kent ve kır yoksullarının düşmanıdırlar. Bu partinin ve hükümetin gerici karakteri, işçi sınıfına, Kürt halkına yaklaşımında da, örgütlenme, toplantı ve gösteri, basın özgürlüğünde de, kadın ve aile konularına yaklaşımında da yansımasını bulmaktadır. Devletin yeniden yapılandırılması AKP ve cemaatlerin siyasal ve toplumsal alandaki rollerinin ötesindedir. Devlet burjuva sınıf egemenliğinin burjuva demokratik biçimi temelinde yeniden yapılandırılmaktadır. Bununla ve bu belirtilenlerle birlikte mücadelenin kapsamı ve içeriği burjuva demokrasisi içerisinde demokratik hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi ve burjuva demokrasisine karşı mücadeledir.
 
Sorun açık bir şekilde rejimin yapısındaki değişime uygun olarak burjuva demokrasisine ve devletin burjuva demokratik biçimine karşı mücadele olarak konulmadığında, tutumlar egemen sınıflar ve egemen sınıf partileri arasında birilerinin yanında yer alıp diğerlerine karşı olmak biçiminde belirlenir. İşte karşısına dikilinmesi gereken budur. Neoliberal burjuva demokrasisinin savunucusu olup faşizmi çözen parti olarak AKP’nin yanında yer almak, diğer yandan AKP’yi faşist görüp generallerle, CHP’yle aynı hatta yer almak, her ikisi de egemen burjuva siyasetine ve sınıf çıkarlarına hizmet etmektedir. Neoliberal muhafazakarlıkla neoliberalizme eklemlenmiş burjuva modernizmi biçimindeki burjuva kamplaşması, siyasete ve toplumun bütününe egemen kılınmak istenmektedir. Yeni anayasa sürecinin tartışmaları da bu eksene oturtulacaktır. Bunların birine ya da diğerine yedeklenenlerin aralarındaki fark, ittifak olarak hangi burjuva partilerini seçtikleri, burjuva ideolojisinin hangi biçiminin peşine takıldıkları, izledikleri politikanın burjuvazinin hangi kesimine hizmet ettiğidir.
Komünistler, işçi sınıfı ve devrimciler bu iki seçeneğin ikisini de red etmeli, mücadelelerini burjuva sınıf diktatörlüğüne ve burjuva demokrasisine karşı yöneltmelidirler.
 

3 yorum

  1. Genelkurmay Başkanı ve Kara Hava Deniz Kuv. komutanlarından aldığı gaz ile başçavuşa istifasını sunan kısa dönem askere 8 saat nöbet yazıldı

  2. Bir başka son dakika haberi:

    Asker uğurlama kavramını yanlış anlayan bir grup gencin Genelkurmay Başkanlığı önündeki heyecanlı bekleyişi devam ediyor…

  3. Yaşanan süreci iyi okumuş görünüyor yazı bence.Yazıda bence bir eksik var.Ulusalcı solla ilgili söylenenler doğru.Bence eksik olan “yeni Chp’nin genel başkanının tatilini yarıda keserek yayımladığı bildiri de kendi tarihinde bir ilk!Emine Tarhan’a okutulan metin şaka degilse,burjuva parlamentosuna ve seçilmişlere ciddi bir vurgu var.yani yeni süreçte Chp ulusalcı solun arkasına takılmayabilir.Bence takılmayacaktır.yeni dizayn da anayasa vs. tartışmalarda rol kapacak AKPnin o anlamda elini rahatlatacak(okunan metinde olduğu gibi) ve temsil ettiği(TÜSİAD)patronlarının yeni konsesünde rol kapacaktır.Emine Tarhan’ın
    “tarihi açıklama” diye okuduğu metni ben böyle algılıyorum.Ulusalcı sola gelince seçimlerdeki hezimetlerine yenilerini ekleyecekler bence.Tarihin akışı onlardan yana degil.Sınıfa karşı sınıf geliyor.Sınıf pusulasını yitirenlerin yapacakları fazlaca bir şey görünmüyor uzun vadede.Bazı geçici, gürültüler koparabilirler o kadar.Asıl iş sınıf devrimcilerine düşüyor.Kendini adanmışlık ruhu ve dili ile işçi sınıfına adamış lar vs. tarih sahnesine yeniden ve anlamlı bir şekilde çıkacaklardır.Tüm ara akımlar kadavraya dönerek tarih sahnesini terk edeceklerdir.Lafazan solculuk dönemi de bitiyor. bence İş zamanı.Ne ki, E.Çağlı’nın dediği gibi k.burjuva lafazan solculuğ uzun erimli ve sabırlı bir işçi çalışmasına gelemez.O nun dilini tutturamaz.Cıllazır.Ses verir.Gürültü yapar vs.Sınıfa karşı sınıf geliyor derken sınıf devrimcilerini de büyük tarihi görevler bekliyor.Çoğu “solcular” burjuva parlemento ve anayasa tartışmalarında eriyip gideceklerdir.Ya da şekilsiz vs. kalacaklardır.Yeni anayasa yapılacaksa kısaca( süreç o yönde gidiyor yazınında belirttiği gibi) bu aynı zamanda TÜSİAD ve Müsiat-tuskon’nun yeniden masada konsesününü oluşturacaktır.hak ve özgürlüklerimiz için mücadeleyi unutmadan nihai hedefe yürüyen geçiş talepleri ile sınıf,işçi sınıfı evet…D.Selamlar.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*