Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Çorlu’da bir metal grevi

Çorlu’da bir metal grevi

Çorlu Daiyang-SK metal fabrikası işçilerinin grevi, Türkiye’de son dönemki önemli işçi eylemlerinden biri. Türkiye’de büyük işçi havzalarında artan sınıf gerilimi ve mücadele dinamiklerinin de en iyi göstergelerinden biri.

Daiyang-SK fabrikası 200 civarında işçinin çalıştığı orta boy bir fabrika olmasına karşın grev şimdiden bir etki yaratmış durumda. Çünkü, Daiyang-SK fabrikası grevi:

Türkiye’de şu an sürmekte olan tek grev. Burjuvazi “işçiyi grev yapamaz hale getirdik. Yapsa da bize bir etkisi olmaz. Üretimi istediğimiz gibi sürdürürüz” diye kibirlene dursun! İşçi istediğinde ve yüklendiğinde etkili kitle grevlerin hem de nasıl çatır çatır yapılabileceğini gösteren bir grev.

Yakın zamana kadar, bırakalım grev yapmayı, sendikanın ve en basit işçi hak ve güvencelerinin esamisinin okunmadığı, asgari ücretin bile uygulanmadığı en vahşi serbest sömürü bölgelerinden birinde yapılan bir grev. Krizden ve işçi hareketinin daha güçlü olduğu ülkelerden kaçarak, yatırım ve üretimlerini yeni kan ter atelyesi ülkelere kaydıran küresel tekeller için, Türkiye’deki işçilerin de artık dikensiz gül bahçesi olmayacağının bir işareti.

Grev sırasında patronun keyfince grev kırıcılık yapmasına, yeni işçi alıp çalıştırmasına, mal çıkartmasına karşı kitlesel işçi eylem ve blokajlarının yapıldığı bir grev. Grev sırasında üretimi durdurmanın, mevcut iş yasalarını uygulatmanın bile ancak fiili kitle eylemleri ve devlet zorbalığına karşı militan bir işçi duruşuyla mümkün olacağını gösteren bir grev.

Daiyang-SK grevci işçileri, serbest bölge kapısı önündeki blokaj eylemleri ve polis saldırılarına karşı direnişlerinden sonra, Çorlu’nun en merkezi meydanına diktikleri grev çadırları ile 100-150 bin işçilik havzada işçi sınıfı mücadelesinin simgesi haline geldiler. 1 Mayısların bile 150 kişiyle yapılabildiği Çorlu’da, çevresinde toplanan Çorlu işçilerinin öncü kesimlerine ve toplumsal-siyasal muhalefetine de yeni bir soluk, bir umut, bir canlılık kazandırmaya başladılar.

Daiyang-SK işçilerinin Çorlu’nun en merkezi meydanına kurduğu ve dönüşümlü açlık grevi yaptığı grev çadırı, metropollerdeki rutin direniş çadırlarından epey farklı bir görünüm arzediyor. Grev çadırı, sabahın erken saatlerinden gecenin geç saatlerine kadar yüzlerce işçinin dayanışma ziyaretiyle soluk alıp veriyor. Grevci işçilere Serbest Bölgenin önündeki polis saldırılarından sonra, Çorlu merkezde grevle 600 kişilik bir dayanışma eylemi yapıldı. Bu Çorlu merkezde son 10 yıldaki en büyük işçi eylemiydi.

İşçilerin dayanışma için açtığı imza kampanyasına atılan imzaların “meslek” bölümüne bakıldığında, 4′te üçünün “işçi” olduğu görülüyor. Metal işçileri, tekstil işçileri, deri işçileri, gıda işçileri, inşaat işçileri, büro işçileri… Birerli ikişerli, küçük gruplar halinde çok sayıda Çorlu işçisi Daiyang-SK greviyle soluk alıp veriyor, ondan güç alıyor, ona güç veriyor. Grev ziyaretine gelen hemen her işçinin bir sendikal örgütlenme girişimi, bir direniş hikayesi var.

Grev çevresinde, Çorlu’da çok sınırlı sendikalar, sol ve devrimci siyasetler bir dayanışma platformu oluşturmaya çalışıyor. Öncü işçiler, öğrenciler, grev duyurusunu, dayanışma çağrılarını, sendika ve siyaset bildiri ve afişlerini Çorlu’daki işçi mahallelerine, dev asa işçi havzasındaki fabrikalara taşımak için seferber oluyor… Grev içerisinde ve çevresinde dar grupçu siyasal rekabet, adam kapmaca darlığı yine eksik değil. Fakat Çorlu’da sınıf mücadelesinin içinde yer alan az çok sınıf bilinçli tüm işçilerin, toplumsal-siyasal muhalefetin ortaklaştığı bir şey var: Metal sektörü farklı, daha önce tekstil, gıda, derideki sayısız direnişin makus kaderi bu grevle değişebilir, yeni bir yol bu grevle açılabilir. Serbest Bölgedeki blokaj eylemleri ve meydandaki grev çadırıyla bu grev Çorlu’da sınıfsal güç dengelerinin kıpırdatılmasında bir adım olabilir. Yalnız bu grevin kazanımla sonuçlanması için değil, bu grev çevresinde Çorlu işçilerinin toparlanması ve örgütlenmesi için seferber olmak gerekir.

 

Bir grevin tarihi, bugünü ve geleceği:  Çorlu’da kitle grevlerine doğru bir adım

Daiyang-SK işçileri, 2010 yılında Birleşik Metal-İş Sendikası’nda örgütlendi. İşçilerin çoğunun asgari ücretin altında (600 lira civarında) ücretlerle çalıştırılması, 500 liraya çalıştırılan taşeron işçilerin durumu, fazla mesai ödenmeden günde 12 saatlik çalışma, yoğun iş kazaları ve meslek hastalıkları, Güney Kore’deki yarı askeri iş disiplini benzeri uygulamalar, işçilerin sendikal örgütlenme mücadelesindeki ilk itilimi oluşturdu. İşçilerin çoğu 20-35 yaş arası genç işçiler olmasına karşın, daha önce çok sayıda metal fabrikasında ve büyük fabrikalarda çalışmış olmaları, sendikal örgütlenme deneyimine ve kısmi sol siyasal etkiye sahip işçilerin olması, Birleşik Metal’in son yıllarda Çorlu’da bir dizi fabrikada örgütlenme kazanımı ile şube açacak düzeye gelmesi, serbest bölgede küçük bir işyerinde örgütlenmesi, Daiyang-SK’nın hemen yanıbaşındaki Polypeks işçilerin Petrol-İş’te örgütlenme mücadelesi, Daiyang-SK işçilerinin sendikalaşma mücadelesini güçlendiren bir etki yarattı.

Sendikalaşmanın ilk kazanımı da, iş saatlerinin 12 saatten 8 saate indirilmesi ve asgari ücretin lütfen uygulanması oldu. Fakat “biz Kore’de sendikalaşma yüzünden fabrika kapattık, burada sendika tanımayız” diyen küresel tekelin sendikayı kırma hedefli saldırıları da yoğunlaştı. İçlerinde öncü işçilerin olduğu 16 işçi işten atıldı. Küresel tekel ve onun isterlerince sündürülen sendikal yetki, işkolu tespiti ve sonra Yargıtay süreçleriyle, işçinin toplu sözleşme hakkı 2 yıl boyunca gasp edildi. Mahkeme kararları sendika lehine çıkmasına ve işe iade kararına karşın, küresel tekel 2012 Mayıs ayında başlayan toplu sözleşme süreçlerinde “sigortalı ve asgari ücretle çalışıyorsunuz, daha fazlası neyinize” pervasızlığıyla görüşmeleri tıkadı.

İşçilerin istediği: Asgari ücretin üzerine 150 lira ücret artışı, 100 liralık sosyal paket, esneklik dayatmalarının geri çekilmesi. Pek öne çıkarmasalar da, bir de işten atılan arkadaşlarının işe geri alınması, işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınması. Fakat işçilerin TİS ve grev talepleri sorulduğu zaman, her seferinde “bunlar şirketin karşılayamayacağı şeyler değil”, “çok bir şey istemiyoruz”, “aslında görüşmeye otursaydı bir orta yol bulunurdu” vurgularını yapmak zorunda hissetmeleri, sadece Daiyang-SK’nın pervasızlığından kaynaklanmıyor. Çorlu’da işçilerin ezici büyük çoğunluğu asgari ücret ve altında ücretlerle çalıştırılıyor. Asgari ve altında ücretlerle, hiçbir sosyal hak ve güvence olmadan, günde 11-12 saat (ya da yine asgari ücret üzerinden fazla mesaiyle) işçi çalıştırabilmeleri, zaten sermayenin Çorlu’ya üşüşmesinin asli nedenlerinden biri. Asgari ücret üstü ücretler, örgütlülük ve en temel işçi hakları, Çorlu’daki tüm patronların en katı (bunu aşmaya çalışan her işçinin kara listeye alınması, her işçi direnişine devlet copu, gazıyla da hatırlatılan) kırmızı çizgisi. Bu yüzden “daha ne istiyorsunuz” sorusu, arka planında, işçinin en temel haklarını bile “gayrı meşru” ilan eden, onu patronlar için “kabul edilebilir” en geri sınırlar içine hapsetmek isteyen bir baskı anlamını taşıyor. Çorlu işçisinin buna karşı yapması gereken, taleplerinin ne kadar az, patron için “kabul edilebilir”, grevlerinin ne kadar yasal olduğunu anlatmaya çalışmak değil, kendi meşru-fiili örgütlenme ve mücadele alanını yaratmak, genişletmektir. Çorlu gibi vahşi küresel sömürü bölgelerinde patronların, işçilerin en geri, en dağınık, en düşük ücretli geniş yığınları üzerinden daha ileri ve mücadeleci kesimlerine çektikleri kırmızı çizgileri fiili kitle grev ve direnişleri ile parçalandıkça, işçi sınıfının iç dengeleri de, geri kesimlerden ileri kesimlere doğru değişecektir. İşçilerin en basit mücadele taleplerinin düzen içi meşruluğunu anlatma zorunluluğunun yerini, genişleyen işçi kesimleri için asıl bu kırmızı çizgiler dışında, giderek ücretli kölelik düzeni dışında meşru-fiili örgütlenme ve eylem anlayışı alacaktır. İşçilerin mücadele taleplerinin meşruluk sorunu yoktur. Biz patronların kırmızı çizgilerini parçaladıkça, bırakalım sermaye vahşi neoliberal uygulamalarının “meşruluğunu” bize anlatmaya çalışsın!

Küresel tekelin TİS sürecini bastırma saldırganlığı karşısında, Daiyang-SK işçisi, artık yeter, grev, dedi. Küresel patron, fabrikada beyaz yakalı personelden ve satın aldığı bir iki sınıf haini işçiden topladığı imzalar, baskılar ve tehditlerle grev oylaması dayattı. İşçinin mücadele iradesi bir kez daha sınandı, ve büyük çoğunluk ve coşkuyla grev kararı çıktı. Patronun grev kırıcı saldırganlığı daha da artmasına karşın, 14 Kasım’da başlayan grevin ilk 1, 1.5 ayı oldukça pasif kaldı. İçlerinde fabrikadaki sendikalaşma mücadelesini ilk başlatan bazı işçilerin de olduğu zayıf iradeli 20 işçiyi patronun adamlarının içki masalarında ve ceplerine para koyarak satın alıp grev kırıcılık yaptırması, içki masalarındaki satışın fotoğraflarının grevci işçilere nispet gibi internete koyulması, üstüne Güney Kore’den grev kırıcı işçilerin getirilmesi, greve karşın fabrikadan tırlar dolusu mal çıkartılmaya devam etmesi, grevci işçilerin ailelerine ve cep telefonlarına tehdit mektup ve mesajları, grevci işçilerin iradesini birkez daha sınayıp biledi.

Çorlu’da sayısız kendiliğinden örgütlenme girişimleri ve direnişlerde, patronların sınıf bilinci gelişmemiş, ağır kredi borcu içindeki öne çıkan işçileri içki masalarında ve ceplerine para koyarak satın almaya çalışması yaygın bir uygulamadır. Onca baskıya, tehdite direnen kendiliğinden işçi örgütlenmelerinin önemli bir bölümü, öne çıkan işçilerden bazılarının en ilkel içgüdülerine ve zaaflarına yenilmesiyle çözülmüştür. Bu yüzden Çorlu’da, sayısız örgütlenme girişimini satan sarı sendikacılık kadar, borç içindeki, içki, bireysel kurtuluş hayali zaaflarını aşamayan işçilerin satın alınması yöntemi, işçiler arasında zehirli bir güvensizlik iklimini yaygınlaştırmıştır. Daiyang-SK grevine dayanışma ziyaretine gelen çoğu öncü işçinin de “içimizdeki hainler olmasaydı…” diye başlayan bir hikayesi vardır. Bu, Çorlu’da işçinin her türlü sendikaya başka türlüsünü pek görmediği ve sayısız satış deneyimi yaşadığı sarı sendika diye bakmasıyla birlikte, “hiçbir örgütlenme ve direniş sonuna kadar götürülemez, bu işçiye güvenilmez tarzı”, geri bir kanının yerleşiklik kazanmasının da önemli bir nedenidir.

Daiyang-SK’da ise, birkaç deneyimsiz işçi ile sınırlı olmayan deneyimli öncü işçilerin, az çok mücadeleci sendika ve siyaset bağlantılarının ve 25-30 işçilik bir öncü işçi kesiminin varlığı, bu güvensizliğin aşılmasını sağladı. İşçiler pasif, içi boş grev tarzına da yeter deyip, Serbest Bölge’nin önünde grev kırıcılığa ve mal çıkarmaya karşı blokaj eylemi yaptılar. İki gün üst üste, polisin havaya ateş açmaya ve işçilerin üzerine araba sürmeye varan vahşi saldırılarına karşın 100′e yakın işçinin katıldığı blokaj eylemleri, grevi yeni bir mücadele düzlemine çıkarmakla kalmadı, taşıdığı gerçek fiili kitle grevi dinamiğini de açığa çıkardı. Daiyang-SK grevine polis saldırısına karşı, Çorlu merkezde 600 kişinin grevci işçilerle birlikte yaptığı yürüyüş de, grevin bir Çorlu direnişine dönüşme olanaklarını ortaya koydu.

Çok sayıda işçinin yaralandığı serbest bölge önündeki polisle çatışmalı eylemlerden sonra, sendikanın grevi Çorlu merkez meydanında kurulan grev çadırına taşıması ve dönüşümlü açlık grevine çevirmesi, işçiler ve grevin çevresinde toplanan sol gruplar arasında epey tartışıldı. Bu serbest bölge çıkışında dövüşerek kazandığımız mevziden geri adımdır, ordaki mevzimizi korumalıydık, fabrikayı işgal etmeliydik, açlık grevi geri bir eylem biçimidir, diyen de var. Grevin merkeze taşınması iyi oldu, grev Çorlu işçisine mal oldu, diyen de. Eylemlerde en önde yer alarak işçinin güvenini kazanan Birleşik Metal İş Şube Başkanı, “işçi her gün orda polisle karşı karşıya gelmeyi, dayak yemeyi kaldıramazdı, şimdi biraz kamuoyu oluşturup farklı eylemlere bakacağız” dese de, bu eylemlerin tam tersine işçiyi bilediği, toparladığı ve asıl kamuoyunu oluşturup dayanışma halkalarını genişlettiği bir gerçek. Yine bu eylemler sayesinde, sendikal yetki bürokrasini 2 yıla yayan devlet, hemen fabrikaya müfettiş gönderip zabıt tutmak zorunda kaldı. Çorlu’da her gün yüzlerce işçi tarafından ziyaret edilen bir grev çadırının merkezi meydanda kurulabilmesi de, yine bu eylemler sayesinde kazanılan bir mevzidir. Ancak gerçek şu ki, bir çadıra çakılıp kalan, fiili daha etkili işçi eylemleri, kitlesel dayanışma eylemleri ile bütünleşmeyen bir grev de, Çorlu’daki patronları ve patron devletini rahatsız etmekten çıkar, hızla kitle grevi karakterini ve yaptırım gücünü kaybeder ve rutinleşir. Bu yüzden, serbest bölge önündeki eylemler sıcaklığını kaybetmeden, Çorlu meydanını grev meydanı haline getirecek, serbest bölge ve kaymakamlık ve hükümet üzerindeki grev basıncını artıracak, işçi ve kitle eylemlerine, grevi fiili ve eylemli bir kitle grevi olarak sürdürmeye ihtiyaç var.

 

Ek:  SK Group üzerine

Sunkyung Group, Güney Kore merkezli en büyük 3. küresel tekelci sermaye grubudur. Yine Güney Kore merkezli, Türkiye’de Arçelik gibi beyaz eşya tekellerine ve Avrupa’ya tedarik üretimi yapan Daiyang şirketi, aslen dünya devlerinden SK Group’un ortaklığı ve denetimindedir. SK Group, dünya çapında 90 ülkede, telekominikasyon, elektronik, metal-silah teknolojileri, gemicilik, inşaat gibi alanlarda faaliyet sürdüren, 30 bin işçi çalıştıran, 80 milyar dolarlık cirosu ile Fortune Global 500 listesinde 72. sırada olan bir küresel tekelci sermaye grubudur. Türkiye’de Doğuş Grubu ile stratejik ortaklık anlaşması ve yarı iletken teknoloji tesisi yatırımı vardır. Yanısıra Marmaray, 3. Köprü, Avrasya Tüp geçidi, nükleer santral ihalelerine girmiştir. İstanbul’da kurduğu bölgesel merkezinden çok sayıda başka iş çevirmektedir. SK Group’un yönetim kurulu başkanı, Güney Kore eski devlet başkanının kızıyla evlidir, bu sayede Güney Kore’de kitlelerin büyük protestolarına yol açan açığa çıkmış 1.2 milyar dolarlık yolsuzluğu da örtbas edilmiştir. Ancak SK Group, yalnız Güney Kore’de değil, küresel mali oligarşi içinde etkin bir küresel sermaye grubu olarak, Türkiye’de de tekelci burjuvazi ve devleti içinde etkin ilişkilere ve forsa sahiptir.

Çorlu Daiyang-SK fabrikasındaki grevde, gerek sendika, gerek grev içinde şu veya bu düzeyde bir etkisi olan reformist siyasetler, sanki Çorlu’da işçileri sömüren yüzlerce ABD, Avrupa, Çin, Hindistan, İstanbul merkezli tekel ve bunlar arasında ortaklıklar yokmuş gibi, Daiyang-SK’nın Güney Kore merkezli bir şirket olmasını öne çıkaran, Trakya’da işçiler arasında oldukça güçlü olan ulusalcı damara hitap eden bir propaganda yapıyorlar. Bu, Asya tarzı üretim ve emek organizasyonu ve yönetim tarzına pek alışık olmayan, Güney Kore’den grev kırıcı işçi getirilmesine kızan işçiler arasında da belli bir zemin de buluyor. İşçiler her dayanışma ziyaretinde, şirketin Güney Kore merkezli olmasına, “taa Güney Kore’den gelip Türkiye’yi sömürmesine” vurgu yapma gereği duyuyorlar. “Biz şimdiye kadar bunca fabrika gördük, böylesini görmedik” diyorlar. İşçilere, bu tür küresel tekellerin yalnızca Türkiye’de değil, dünya çapında işçileri vahşice sömürdüğü, Çorlu’da asgari ücret ve altında hiçbir hak ve güvence vermeden işçileri sömüren ve sendika ve direnişlere karşı azgınca saldıran sayısız küresel tekelin fabrikası olduğunu, bunların Türkiye’deki tekelci sermaye gruplarıyla ortaklığını, Koç’un Doğuş’un da Çin’de, Güney Kore’deki işçileri sömürdüğünü, sermayenin vatanı olmadığını, işçilerin de olmaması gerektiğini, enternasyonalist sınıf dayanışmasını, Güney Kore’deki büyük tekellerin oradaki güçlü işçi mücadelelerinden kaçıp Türkiye’ye geldiğini, Renault işçilerinin eyleminin Fransa ve Güney Kore’deki metal işçileri ve sendikalarının dayanışma eylemi yaptığını anlatıyoruz….

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*