Anasayfa » GENÇLİK » Cinsiyetleştirilmiş Kent Mekânları

Cinsiyetleştirilmiş Kent Mekânları

Malioligarşinin Mekânsal İşgali

“Mekân ideoloji ya da siyasetten ayrılmış bilimsel bir nesne değildir; her zaman politik ve stratejik olmuştur. (…) mekân elbette tarihsel ve doğal unsurlarca biçimlendirilmiştir, ama bunun kendisi politik bir süreç olmuştur. (…)bir mekân ideolojisi vardır. Neden? Çünkü saf biçimde türdeş ve tümüyle nesnel görünen mekân toplumsal üründür. (…) (Lefebvre,1973)
Mekânın özellikle apolitik, saf ve nesnel bir gerçeklik olarak ele alınması bilimsel bir tutum değil, düşünülenin aksine son derece ideolojik bir yaklaşımdır. Çünkü mekân, toplumun sınıfsal yapısının somutlaştığı heterojen yapısıyla karşımıza çıkmaktadır. Bu noktada mekânda karşıt sınıfların dolayısıyla farklı cinslerin ve farklı etnisitelerin kısacası burjuvazinin mali oligarşik egemenliğinin sistematik bir karşılığını görmezden gelmek mekâna dair birçok gerçeği göz ardı etmektir.Kentlerde mekânın üretim, eğitim, ticaret vb. kullanımları tümüyle burjuvazinin çıkarlarına hizmet eder durumdadır. Bunu Engels dönemin İngiltere’sini inceleyerek açıkça gözler önüne sermektedir. Engelsin çalışması, sınıf savaşımını özellikle makineleşmeyle beraber gelişen kapitalist modern kent kavramını ve toplumdaki mekânsal, sınıfsal, sosyolojik ayrışmayı ortaya açıkça koymuştur.
“Emeksizleşme, tüm içerimleriyle birlikte emeğin sosyal, tarihsel ve mekânsal dokuda görünmezleşmesini; kentin dışına sürülmesini, kentin tarihsel belleğinde görünmezleşmesini; kendisine ait kamusal alanları, yaşam alanlarını, üretim alanlarını kaybetmesini ve kendi ürünü olan kentsel mekâna yönelik yaşadığı yabancılaşmanın derinleşmesini anlatıyor.”
İşçi sınıfının mekândan ayrıştırılması mekân içinde görünmezleşmesi sınıfsal ve mekânsal olarak homojen varsayılan kent algısına oldukça ters düşen bir durumdur. Bu noktada kapitalizmin yarattığı kentlerin, sınıfsal çıkarlara hizmet ettiğini söylerken bir taraftan farklı cinsiyetlere hatta farklı türlere bile hizmet eder hale geldiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

crowd-gendered-spaces

Malioligarşinin Kentsel Yaşam Rejimi: Cinsiyetleştirilen Kent Mekânları

Mekânın cinsiyetleştirilmesi sanayi devrimiyle beraber gelişen kapitalist modern kent olgusundan çok daha öncesinde ortaya çıkan bir durumdur ancak sanayi toplumunda üretimin aile etrafında dönmesinden dolayı kamusal alan ve özel alan arasında keskin bir çizgi olmadığından mekânlara bugünkü gibi keskin bir cinsiyetçi rol biçildiğini söylemek doğru olmayacaktır. Ancak özel mülkiyetin güç simgesi haline gelmesinden bu yana, mekân; belirli bir sınıfın çıkarına hizmet etmenin yanında bir cinsiyete hizmet eder hale gelme durumunu da doğallığında yaşamıştır.
Kent mekânları bu anlamda en kaba biçimde kamusal alan ve özel alan olarak ayrılırlar. Kamusal alan erkek egemen geleneğin ağırlı olarak hissedildiği alanlardır. Özellikle Türkiye’de modern kent anlayışı içerisinde dahi; kadınlar için yasaklanmış, kadınların giremediği birçok alan yaratılmıştır. Her şeyden önce geçmişten devraldığımız mahalle ilişkilerine ve buradaki “kamusal” yaşama kısaca değinmekte yarar olacaktır. Mahalle sosyal ve kültürel bir birimdir ve ailenin – özellikle son süreçte çözülse de- mahalle ile etnik, dini bağı ve hukuki bağı vardır. Bir taraftan dayanışma ortamı sağlansa da diğer taraftan; evliliklerin düzenlendiği ve sosyal ilişkilerin gerici geleneklere göre şekillendiği mekânlardır. Kadınlar da mahallenin bu özelliklerinden paylarını alırlar; mahalle kadınları sıkı sıkıya denetler ve kontrolü altına alır. “Mahallenin aynı zamanda da politik kamusal ve mekânsal bir anlamı vardır. Mahallenin kamusal toplanma alanları olan mescit, kahve gibi toplantı ve tartışma mahalli olup kamuoyunun oluştuğu merkezlerden dışlanır kadınlar.” (Ortaylı, 2000: 22)
Türkiye, Batının kendi modern kapitalist dünyasını kurmuş olduğu, burjuva demokrasisini işletmeye başladığı bir evrede kapitalistleşme-modernleşme sürecine girmiş bir ülkedir. Bu süreçle beraber değişen toplumsal ilişkilerle beraber, kadın için modern kapitalist kentlerin bir başka aldatmacası ise özel alan/kamusal alan ikiliğini modern biçimiyle yüceltmek olmuştur. Bu iki alan arasındaki toplumsal cinsiyete dayalı işbölümünü ve hiyerarşiyi göz ardı ederek kamusal alana “çıkabilmiş” olmayı kadının özgürlüğünün temel ölçütü haline getirmek, kadının gerçek özgürlüğü noktasında taleplerini yanlış ortaya koymasına neden olmuştur. Bir dönem, kadınların yaygın ve yerleşik anlamıyla kamusal bir varlığı olmayan kadınları pasif kurbanlar olarak görüp, kendileriyle onlar arasında köklü bir statü farkı varmış gibi algılamaları ile ortaya çıkıyordu bu yaklaşım. Ancak burjuva demokrasinin işlediği pek çok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de, kadınların kurtuluşunu bu sorunsala hapseden, ücretli kölelik düzeninin ve eril hukuk düzeninin yapılanmasından soyutlanmış bir kamusal alan yaratılmadıkça, kadının bedeni ve emeği üzerinden sürdürülen sistematik baskı devam ederken, patriarkal kapitalizmin kadını kamusal alan içerisinde depolitize etmesi de söz konusudur.
Bu noktada modern kapitalist kentlerde, kamusal alan içerisinde ucuz emek gücü olarak görülen kadın bir taraftan emek-sermaye çelişkisi arasında var olma mücadelesi verirken, bir taraftan ise ailesi içinde patriarka tarafından kendine biçilen kadın rolü üzerinden bir var olma mücadelesi vermektedir.
Modern kapitalist toplumların bizlere dayattığı bu duruma karşı ise biz ezilen cinsler, kent içerisinde söz söyleme, kentleri kendi talep ve özlemlerimiz içerisinde değiştirip dönüştürme hakkı için mücadele ettiğimiz gibi, kent içersinde fiili işgal hakkımızın yegane savunucularının birer parçası konumundayız. Bizler bu noktada kadının mucadelesini; kamusal ve özel alan ikiliğinden kurtararak, işçi sınıfının tümü için kent mekanında varolabilme ve görünür olabilme zemininde örülebilecek bir mücadele ekseninde inşa ediyoruz. Bu varolabilme ise işçi sınıfının öz yaşamsal haklarını içerdiği gibi, kendi emeğine yabancılaşmasının önüne geçebilecektir.

Böylece işçi kadın kendine, kendi emeğine, ilişkilerine, dünyaya ve yaşama yabancılaşmaktan kurtularak, özgür bir dünyaya adım atmış olacaktır.

sınıfsız dergisi

maxresdefault

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*