Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » CHP’den neoliberal demokrasi “manifestosu”!

CHP’den neoliberal demokrasi “manifestosu”!

CHP, devlet ve demokrasi
(Murat Yetkin, Radikal Gazetesi, 10 Ağustos 2010)

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun dünkü Hürriyet gazetesinde bir mektubu yayımlandı.

Hürriyet, referandum tartışmalarının alevlendiği bir sırada bu mektubu anladığımız kadar tam metin yayımlayarak önemli bir iş yapmış. Bugün de AK Parti adına Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın mektubunun yayımlanacağını öğreniyoruz.

Kılıçdaroğlu’nun seçilmesi ardından siyasi tartışmalarda ön alma sırasının değişmeye başladığının bir işareti olarak alınabilir.

Kılıçdaroğlu, (ciddi bir akademik destek üzerine inşa edildiği belli olan) uzun mektubunda neden Anayasa değişikliği referandumunda ‘hayır’ oyu kullanacaklarını yargı-siyaset ilişkileri kapsamında ayrıntıya girerek anlatıyor. İşin özeti şu cümlede veriliyor: “Değişiklik paketi yürürlüğe girip yargı denetimi ortadan kalkarsa, Türkiye tek bir partinin egemen olduğu, iktidarın tek bir elde toplandığı ve her türlü anayasal denetimden sıyrıldığı otoriter bir rejime sürüklenecektir.”

Ama bu cümleye gelene kadar söyledikleri, aslında referandum tartışmasının ötesinde CHP Genel Başkanı’nın, bildik CHP çizgisini güncelleştirme ufkuna sahip olduğunu da gösteriyor sanki. Kılıçdaroğlu bize sanki 12 Eylül’deki referandum sonrasında CHP içinde başlayacak ve aslında Türkiye’deki demokrasinin geleceğini ilgilendiren bir tartışmanın konu başlıklarını vermek istemiş.

Manifesto gibi

Kılıçdaroğlu’nun koltuğa oturmasından itibaren siyaset-yargı-asker ilişkileri üzerine birbiri ardına yaptığı açıklamaların kavramlaştırılmış özeti niteliğindeki konu başlıkları, kendi sözleriyle şöyle:

* Türkiye’de demokrasinin karşı karşıya olduğu temel sorunların özünde, özgürlükçü (liberal) demokrasiye yönelik, karşı karşıya bulunduğumuz tehditler yatmaktadır.
* Ülkemizde seçimle iktidara gelmiş ve milli iradeyi temsil eden sivil yönetimlere karşı yapılan askeri müdahaleler demokrasiyi tahrip etmiştir.
* Bir ülkede, ordunun davranışlarının sivil denetim altında olması, demokratik düzenin işlemesinin
temel koşuludur.
* CHP için milli iradenin önüne demokratik olmayan engeller konulması ne kadar kabul edilmez bir durum ise, iktidarın Meclis çoğunluğuna dayanarak ve tüm toplumu baskı altına alarak bir çoğunluk diktası kurma çabası da en az o kadar vahim bir gelişmedir.
* Çağdaş demokrasilerde seçim sandığı demokrasi için vazgeçilmez koşuldur, ama yeterli koşul değildir. Demokrasilerin üstünlüğü devlet gücünün hukuk devleti içinde sınırlandırılmasında yatar.
* Özgürlükçü (liberal) demokrasi, seçimle oluşan bir meclis çoğunluğunun iradesinin sınırsız kullanılması demek değildir. Özgürlükçü demokrasilerin temel esaslarından biri, siyasal iktidarların üzerindeki yargı denetimidir.
* Yargının siyasal iktidar üzerindeki hukuki denetimi demokrasiye ve halk iradesine aykırı değildir. Tersine demokrasinin güvencesidir. Özgürlükçü demokrasi devletin gücünü bireyin hak ve özgürlüklerini ve hukuk devletini teminat altına almak için sınırlar.

Liberal demokrasi vurgusu

Kılıçdaroğlu’nun manifesto, bildirge gibi mektubunda dikkat çeken bir yan var: Okuduğunuz gibi, beş yerde ‘özgürlükçü demokrasi’ ifadesi kullanılmış; adeta ‘liberal’ ifadesinden çekinilmediğini göstermek için de bazı yerlerde parantez içinde ‘liberal’ sözcüğü kullanılmış.

Bunu yaparken, asker üzerinde siyasi otoritenin üstünlüğü yanlış anlamaya meydan vermeyecek şekilde öne çıkarılmış, ama yürütme ile yargı arasına kalın bir işine karışmazlık ilkesi sınırı çizilmiş.

Bu durum, CHP’nin bildik devlet ve demokrasi anlayışında bir değişime, güncellemeye işaret ediyor.

Anayasa değişikliği referandumu, nasıl CHP bünyesinden (dün Eşref Erdem’in istifası gibi) kopmalara neden oluyorsa, özellikle 2007 seçimleri öncesinde ulusalcı yönü öne çıkan bir çizgi izleyen CHP’nin 2010 referandumu (ve 2011 seçimleri) öncesinde özgürlükçü çizgiye meyletmesi de bazı kopmalara yol açabilir.

Kılıçdaroğlu’nun bu riski göze aldığı anlaşılıyor; aslında bu göze alınabilir, belki alınması gereken bir risktir.

CHP’nin siyasetin solundan merkezine kayışında, 1970’lerin ortanın-solu çizgisini güncellemesinde özgürlükçü çizgiyi benimsemesin, bunu iyi anlatması hem kendi tabanını genişletmesi, hem de Türk siyasetine ağırlığını daha çok koymasına yol açabilir.

Değişim ve dönüşüm niyeti varsa, o rüzgârla oluşacak girdabın kopardıklarından çok getirdikleri yenilenmeyi sağlar.

Bülent Arınç’ın mektubu da umarım günlük ‘sen dedin, ben dedim’ kalıplarının dışında bu tür kavram tartışmalarına imkân verecek nitelikte olur.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*