Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » CHP Kürt sorununda da ağız değiştirmeye başladı

CHP Kürt sorununda da ağız değiştirmeye başladı

CHP’de Baykal’ın tasfiye operasyonundan sonra, burjuva siyasetin neoliberal düzlemine geçişin de ifadesi olan değişimler, Kürt sorununa yaklaşım değişikliği olarak da kendini göstermeye başladı.

CHP birkaç hafta önce yeni genel başkanı Kılıçdaroğlu’nun Hürriyet gazetesinde tam sayfa yayınlanan yazısıyla, neoliberal demokrasiye aşkını resmen ilan etmişti.

Kılıçdaroğlu, son günlerdeki mitinglerinde ve çıktığı TV programlarında, daha önce hiç anmadığı Kürt sorununda da bu doğrultuda ağız değiştirmeye başladı. AKP Hükümeti ve devletin Öcalan ile görüşmesini önceleri sıkıştırma konusu yapmaya çalışan Kılıçdaroğlu, bu konuda da ağız değiştirip görüşmeyi olumlayıverdi: “Terör bitecekse, terörün bitmesiyle ilgili olarak gidilir alt düzeyde, şu düzeyde, bu düzeyde görüşmeler yapılır ve yapılmış da zaten. Sadece AKP hükümeti döneminde yapılmamıştır bu. Daha önceki dönemlerde de yapılmıştır, gitmiştir devlet yetkilileri, gitmiştir, görüşmüştür.”

Kılıçdaroğlu, bununla da kalmayıp, Dersim mitinginde “genel af” vaadetti ve CHP’nin -uzun bir aradan sonra- 1989 yılında hazırladığı Kürt raporunun arkasında olduğunu açıkladı!

CHP’nin DGM tarafından soruşturma açılan ve sonrasında adını bile anmadığı daha önceki Kürt raporlarında, “Kürt sorununun terör sorunu olmadığı, halkları entegre olamama sorunu olduğu” söyleniyor, Kürtlere asimilasyon, inkar, Kürtçe yasağının, DGM, Jitem ve koruculuk sisteminin kaldırılması; Kürt kimliğinin ve Kürtlere anayasal vatandaşlığın tanınması isteniyordu. Bu rapor, o dönemde, burjuvazinin o dönemde Kürt sorununa Özalcı neoliberal çözüm arayışları, Tüsiad başkanı olan Cem Boyner’in benzer görüşler ileri sürmesi vb dolayımında gündeme gelmiş, 1990-91’de Kürt serhıldanlarına karşı faşist kirli savaşın yoğunlaştırılmasıyla birlikte gündemden kalkmış, CHP tarafından bir daha adı bile anılmamıştı.

Bu gelişmeler, ufku dar antifaşist halkçı demokratizm ile sınırlı olanların, tüm o “AKP’nin Kürt açılımı tıkandı, bitti, iflas etti, zaten aldatmaca, kandırmacadan başka bir şey değildi” yaklaşımlarına karşın, burjuvazinin -Özalcı neoliberal çözüm politikasının bir alt versiyonu olan- neoliberal demokratik Kürt açılımının alttan alta nasıl pişirilip devam ettiğinin bir diğer göstergesi. En başta da -tüm ufku AKP’yle sınırlı olanların sandığının tersine- neoliberal Kürt açılımının yalnızca ve basitçe AKP’nin değil, bağımlı Türkiye burjuvazisi ve devletinin, çok sınırlı ve giderek gerileyip çözülen bir kesimi dışında, ağırlıklı kesiminin ve artık hemen tüm kesimlerinin ortaklaştığı politikası haline gelmekte olduğunu göstermektedir.

Burjuva partiler arasında ve burjuva medyada şu “PKK ve Öcalan ile görüşüldü mü, görüşülmedi mi, biz değil devlet görüştü, zaten yıllardır görüşülüyordu ki ne var bunda” tarzındaki tartışmalar dahi, zaten herkesin bildiği görüşmeleri açığa çıkarmakla kalmamış, adeta resmileştirmiştir. Bu da bir yana, daha önce başına “bebek katili”, “kanlı terörist başı” gibisinden bin türlü sıfat konulmadan anılmayan, avukatları ile görüşmesi bile sorun edilen Öcalan, bu referandum sürecinde, burjuva medyada, “demokratik özerklik” dahil her söylediği -tabii yine kayıtlar konulup bölünme korkuları dile getirilerek de olsa- ciddiye alınıp günlerce tartışılan, burjuva politika sahnesinde giderek meşrulaştırılan bir politik figür ve muhatap olarak kabul edilmeye başlanmıştır.

Murat Karayılan’ın “diyalog zaten oluyor sıra müzakerede” sözleri, Kürtlerin gözlerini diktikleri AKP’nin 3 Eylül Diyarbakır mitingi ne olursa olsun, kesin olan, bu referandum sürecinin burjuvazinin yeni rejim ve politika düzleminin çizgilerini giderek daha fazla belirginleştirdiğidir. Bu gelişmelerin, burjuvazinin giderek tüm kesimleriyle ortaklaştığı programı çerçevesinde, AKP ile CHP arasında, hatta “evet” ile “hayır” arasında (yargıdaki düzenleme konusundaki mevzi savaşları dışında) önemli bir farkın da kalmamasından görülmektedir. Ve 12 Eylül referandurumun sonucu ne olursa olsun, genel seçimlere giden süreç ise, burjuva partiler üzerindeki süredurumcu basıncın da kademe kademe azalmasıyla, daha bir ağırlıklı olarak burjuvazinin değişen iç ve dış durum, koşul, dengeler ve konsepti üzerinden örgütlenecek ve ifade edilecektir. Bugün soldaki “evet ama yetmez”cilerin, “hayır ya da boykot çünkü bir şey değişmedi veya yetmez”cilerin, tamamı liberal demokrasi çerçevesindeki yaklaşım ve taleplerinin, daha fazlasının burjuva partileri tarafından genel seçim vaadi, hatta yeni anayasa vaadi olarak havada uçuştuğunu, gündemleştirildiğini göreceğiz. Kuşkusuz referandumda “evet” veya “hayır” çıkması, PKK’nin boykot tutumunu koruyup korumaması ve eylemsizliği sürdürüp sürdürmemesi, sürecin gelişiminde etkide bulunacak olmakla birlikte, yalnızca burjuvazinin hemen tüm kesimleriyle, yalnızca CHP ve BDP’nin de değil, küçük burjuvazinin de reformisti ve devrimcisi ile siyasal aktörlerinin artan biçimde bu yeni düzlem içinde liberal demokratizm ile daha fazla yoğrulduğunu ve daha fazla öğütüldüğünü göreceğiz.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*