Anasayfa » GÜNDEM » ÇHD Sur Gözlem Raporu

ÇHD Sur Gözlem Raporu

ÇAĞDAŞ HUKUKÇULAR DERNEĞİ DİYARBAKIR SUR GÖZLEM RAPORU

5 OCAK 2016

05.01.2016 – 06.01.2016 tarihlerinde Çağdaş Hukukçular Derneği, Özgürlükçü Hukukçular Derneği, Mezopotamya Hukukçular Derneği ve Demokrasi İçin Hukukçular ortak girişimi ile Diyarbakır’da gerçekleştireceğimiz etkinlik, ziyaret ve çalışmalara dair programımız hava muhalefeti nedeniyle iptal edildi. Ancak ÇHD Gaziantep ve Mersin Şube üyeleri olarak karayolunu kullanarak bir gece önce (04.01.2016) yola çıktığımız için 05.01.2016 Salı günü saat 08.30 da Diyarbakır’a vardık.

Öncelikle Mezopotamya Hukukçular Derneği Eş Başkanı Av. Gülşen ÖZBEK ve Diyarbakır Barosundan birçok meslektaşımızla bir araya geldik. Küçük bir heyet ile neler yapabileceğimizi kararlaştırdıktan sonra, ilk olarak Diyarbakır ili Sur Bölgesinde “sokağa çıkma yasağının” olmadığı yerlerden, yasağın yeni kaldırıldığı Dağkapı semtindeki Gazi Caddesine doğru ilerledik. Dağkapı Meydanına geldiğimizde yaşları 7 ile 10 arasında değişen bir grup küçük çocuk bize doğru kartopu atarak “TC buraya giremez” diye bağırıyorlardı. Çocuklar oyun oynarken savaş ortamının ve “devletin düşman halk”  yaklaşımının yarattığı psikolojinin etkisinde oldukları ve buna tepki gösterdikleri açıktı.

Dağkapı’dan Sur’a doğru ilerlerken, ara sokaklara girdiğimizde karşılaştıklarımız hepimizde farklı kaygılar uyandırdı. Sokaklar genel olarak tenha ve ıssızdı, yolda gördüğümüz insanlarda korku ve endişe hakimdi. Dar sokaklarda ilerledikçe sık sık demir polis barikatlarıyla kapatılmış uzun sokaklar gözlemledik. Bu yerlerden geçerek Ulu Camiinin arkasından arama noktasına geldiğimizde, polislerce sivil vatandaşların sokağa çıkma yasağının kaldırıldığı Gazi Caddesi’ne üzerleri aranarak geçmelerine izin verildiğini gözlemledik. Aynı noktadan biz de geçerken avukat kimlik kartlarımızı göstermemize rağmen üzerimiz aranmak istendi. Burada bir süre bekletildik. Heyet olarak avukat olduğumuzu, üzerimizin aranamayacağı konusundaki ısrarlarımız üzerine caddeye giriş yapabildik. Tarihi Hasan Paşa Hanı’nın da bulunduğu caddede çok sayıda işyerinin, yasak kalkmasına rağmen kapalı olduğunu gözlemledik. Nadiren açık bulunan dükkânların kepenkleri yarıya kadar açıktı ya da bazı esnaflar sadece kar yağışı nedeniyle temizlik yapmaktaydılar. Caddenin Dağkapı Meydanı tarafında da ayrı bir arama noktası bulunmaktaydı. O sırada yanımıza gelen bir esnafın aktarımına göre, devlet yetkililerince dükkânlar gezilerek ya da esnaflara haricen tek tek ulaşılarak yaşanan savaş durumu nedeniyle belge imzalatarak karşılığında 3.000 TL verdikleri, kimi esnafın parayı aldığı belgeyi imzaladığı, kimisinin de ne olduğunu bilmediği belge dolayısıyla parayı kabul etmedikleri anlaşılmıştır. Buradaki durum bize göstermektedir ki, devlet sadece insanların canına kast etmiyor aynı zamanda yaptığı hukuksuzluğun farkında olarak gelecekte doğabilecek muhtemel tazminat istemlerine yönelik engelleme çalışması da yürütüyor.

IVECO Polis araçları caddenin ortasında Ulu Camiinin önünde konuşlandırılmışlardı. Ellerinde çeşitli marka ve ebatlarda tüfek silah bulunan polisler 50’şer metrelik aralarla caddenin karşılıklı iki kaldırımı üzerinde beklemekteydiler. Akrep tabir edilen araç devamlı caddede yukarı aşağı gidip geliyordu.

Arama noktalarından başlayarak kaldırımlar boyunca caddeden içeri doğru giren sokakların başı polis barikatlarıyla kapatılmış, yığınaklar yapılarak polis mevzileri oluşturulmuştu. Polis mevzilerinde hâlihazırda hedef gözetilerek ateş edilmek üzere tüfekler bulunurken bir yandan da şehrin alışveriş ve iş merkezlerinin bulunduğu caddeye sivil girişleri olmaktaydı. Heyetimizin caddede bulunduğu sırada da sıklıkla silah sesleri duyulmaktaydı.

Heyetimizde yer alan meslektaşlarımız gözlem ve raporlama yapmak için ortamın durumunu yansıtan görüntü almak istedikleri sırada, meslektaşlarımız kollarından çekilip tehdit edildiler. Heyetimizin tepki göstermesi ve müdahale etmesi üzerine  ellerinde tüfek, silah bulunan 15 kişilik polis grubunca  etrafımız sarıldı. Polislerce telefonlarımıza ve fotoğraf makinelerimize el konulmak istendi. Buraya girmek için valilikten ya da savcılıktan alınmış izin belgemiz olup olmadığı soruldu. Heyetimiz yasağın kalktığı caddeye arama noktalarına kimlik göstererek geldiğini ve bunun için özel bir izne ihtiyaç duyulmadığını dile getirmesine rağmen izin almamız noktasında ısrarcı oldular. Bu sırada bir polis öfke ile üzerimize gelerek, “Her gün onlarca insanın öldüğünü bunu umursamayan bizlerin sorun çıkararak görevlerini yapmamıza engel olduğumuzu” ifade etti.

Bunun üzerine heyet olarak en başından ve tekrar tekrar ne amaçla orada bulunduğumuzu anlattık.

Bir polis tarafından “Valiliğin sözlü emri üzerine kim olduğuna bakılmaksızın hiç kimsenin hiçbir şekilde görüntü alamayacağını, fotoğraf çekmenin de izne tabi olduğunu bundan dolayı bizim de izinsiz fotoğraf çekemeyeceğimizi” söyledi. Bunun üzerine grup amiri görüntü almak isteyen meslektaşın telefonuna bakıp, sadece sokakların ve harap olan yerlerin fotoğraflandığını hiçbir şahsın görüntü almadığını söyleyerek polisleri uzaklaştırdı.

Bu andan itibaren IVECO araçlardan kapıları açık olduğu halde  “ÖLÜRÜM TÜRKİYE” şarkısı biz caddeden ayrılana kadar devamlı suretle yüksek sesle çalarken, peşimizden akrepler takip etti. “ÖLÜRÜM TÜRKİYE” şarkısı birçok noktada yüksek sesle polisler tarafından dinlendiği tarafımızca tespit edildi.

Burada polislerin ruh hallerinin çok gergin, asabi, son derece tedirgin göründükleri, sağlıklı ve soğukkanlı bir tutumdan çok uzak oldukları, her türlü şiddeti ve ölümü meşru görüp, bunu hayata geçirecek davranışlarının ve “öz güvenlerinin” olduğu; kısacası sağduyunun ve “kamu görevlisi” vasfının yitirilmiş olduğu apaçık gözlemlenmiştir.

Bizimle birlikte orada olayları yaşayan basın mensuplarına kısa bir açıklama yaptıktan sonra Sur’da öldürülen İsa ORAN, Ramazan ÖĞÜT ve Mesut SEVİKTEK’in cenazeleri hala teslim edilmediği için süresiz ve dönüşümsüz olarak açlık grevine başlayan ailelerini ziyaret etmek üzere İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi’ne gittik. Buradan edindiğimiz bilgiye göre; devlet yetkilileri ile aileler arasında konuya ilişkin gerçekleşen görüşmelerde, cenazelerin bulunduğu yerde can güvenliği olmadığı ve ailelerin can güvenliklerini sağlayamayacakları için ancak “sorumluluğu ailelerin kendi üzerine alacaklarına dair bir belgeyi imzalamaları halinde” cenazeleri almak üzere bölgeye girişlerine izin verileceği belirtilmiştir. Aileler bu şekilde açık hedef haline getirildiklerini düşündükleri için bu teklifi kabul etmemişlerdir.

Ayrıca aileler yaşanan savaş ortamından dolayı kaygı ve üzüntülerini dile getirerek, hukuk örgütlerinden özellikle batıda yaşayan Kürt öğrencilerin maruz kaldıkları ya da kalmaları muhtemel hukuksuzluklar karşısında destek vermelerini, biz avukatlardan öğrencilere hukuken yardımcı olmamızı talep ettiler.

Daha sonra devlet tarafından korunup kollandığı açık olan “sırra kadem basmış failler” tarafından 39 gün önce katledilen Diyarbakır Barosu Tahir Elçi için Baro Yönetim Kurulunu ziyaret ederek, bir kez daha baş sağlığı dileklerimizi ilettik.

Hava muhalefeti nedeniyle iptal edilen programın önümüzdeki günlerde tekrar organize edileceğini, daha detaylı inceleme, gözlem ve ziyaretlerde bulunacağımızı bildirerek ziyaretimizi bitirdik.

Diyarbakır’da genel olarak yaptığımız gözlem ve incelemeler sonucunda bizde oluşan kanı; Sur’daki sokağa çıkma yasağının gerekçesi olarak gösterilen “kamu düzenin ve halkın can ve mal güvenliğinin sağlanması” gerekçelerinin hiçbir reel karşılığı yoktur. Diyarbakır’da olanlar; özellikle “örgüt üyelerinin buradaki mevcudiyeti” iddiası ile alınan karar, devletin tamamen halkın iradesini kırarak “ya benim gibi düşünürsün ya da ölürsün” dayatmasına karşı onurlu bir duruş sergileyen halka dönük pasifize etme politikası olduğunu göstermektedir.

Saldırılar sadece Sur’la sınırlı olmayıp, HDP ve DBP binalarına operasyonlar yapıldığı, meslektaşlarımızın hukuk bürolarına silahlı saldırıların olduğu ve yine Sur’daki sokağa çıkma yasakları ve olağanüstü hal uygulamalarına son vermek için bölgeye girmeye çalışan STK ve halka müdahalelerde bulunulduğu anlaşılmıştır.

Diyarbakır merkezinde bir ilçede sokağa çıkma yasağı varken, diğer bölgelerinde de yaşam olağan şekilde devam ettiğini söylemek zor. İnsanlar yaşamlarından endişe etmekte, her an öldürülme korkusu günlük bir rutin olarak kendini göstermekte. Özü itibariyle hiçbir hukuki ve yasal dayanağı bulunmayan keyfi sokağa çıkma yasakları ve halka sistemli olarak yapılan psikolojik ve siyasi saldırılar, Amed’i bir travmanın içine sokmuştur.

Her kim olursa olsun zalimin ve güçlünün yanında değil, adaletin ve eşitliğin yanında yer alacağımızı, Kürdistan’da suç işleyenlerden mutlaka hesabının sorulacağını, bu insanlık dışı suçları işleyenleri rahat uyutmayacağımızı, bunun boynumuzun borcu olduğunu ifade etmek isteriz.

ÇHD MERSİN ŞUBESİ

ÇHD GAZİANTEP ŞUBESİ

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*