Anasayfa » DÜNYA » Charlie Hebdo: Que sera, sera, What ever will be, will be?..

Charlie Hebdo: Que sera, sera, What ever will be, will be?..

Yazının başlığı, ünlü gerilim filmleri yönetmeni Alfred Hitckok’un bir filminde Doris Day’in söylemesiyle uzun yıllar liste başı olan eski ve meşhur bir şarkıdan. Fransızca ve İngilizce “Gelecekte neler olacak” anlamına geliyor. Şarkıda küçük kız çocuğu annesine sorar: “Büyüyünce güzel olacak mıyım, zengin olacak mıyım?” Annesi “gelecekte ne olacak kimbilir” nakaratı eşliğinde yanıt verir: “Gelecek bizim değil ki, onu göremeyiz.” Şarkının ikinci bölümünde, bu kez gençlik yaşına gelmiş kadın sevgilisine sorar: “Sevgilim, geleceğimizde neler var, her gün gökkuşaklarımız olacak mı?” Sevgilisinin yanıtı aynıdır: “Gelecekte neler olacak kimbilir? Gelecek bizim değil ki, onu göremeyiz.” Şarkının son bölümünde bu kez kendisi anne olmuştur, çocukları ona sorar: “Geleceğimizde neler var? Yakışıklı olacak mıyız, zengin olacak mıyız?” Bu kez kadın çocuklarına aynı yanıtı verir: “Gelecekte neler olacak kimbilir. Gelecek bizim değil ki, onu göremeyiz…”

Charlie Hebdo katliamını kim yaptı, hangi sonuçlara yol açacak? İlk şüpheli IŞİD, El Kaide veya benzeri şeriatçı-faşist çeteler. Ancak katliamda daha büyük, daha karanlık güçlerin de parmağının olması oldukça yüksek bir olasılık.

ABD’de 3 bin kişinin öldüğü dünya ticaret kulelerine uçaklı 11 Eylül saldırısını, doğrudan ABD organize etmese bile, dolaylı olarak yönlendirdiğine, en azından tam bilgisine sahip olduğu halde gözyumduğuna dair oldukça kuvvetli veriler, çok sonrasında ortaya çıkmıştı. Yani 1 milyondan fazla kişinin savaşta ya da sefaletten öldüğü Irak ve Afganistan işgalleri sonrasında!

Norveç’te Andre Brevik adlı neo-nazinin 93 sosyal demokrat parti gençlik kolu üyesini katletmesinin ardında da istihbarat teşkilatlarının olduğuna dair güçlü veriler ortaya çıkmıştı.

Ve tabii Paris’te 3 PKK’li kadının katledilmesinin ardındaki, Fransa istihbaratı-MİT’i bağlantılı bir tezgaha ilişkin veriler…

Saldırının bir devlet ya da sermaye kurumuna değil de, tirajı en fazla 30 bin olan sol liberal denebilecek muhalif bir mizah dergisine yapılmış olması da, kuşkuları artırıyor. Şeriatçı-faşist çeteler bu tarz bir katliamı yapmış olamaz mı, örneğin şeriatçı çetelerin Kobané’de, Ortadoğu’da ve Libya’da sıkışmaya başlamasına karşı bir reaksiyon, kutuplaştırmayı tırmandırarak güç toplama amacıyla yapmış olabilir. Fakat içinden geçtiğimiz, dünya çapında ekonomik-toplumsal-siyasal kriz ve sarsıntıların biri bitmeden diğerinin başladığı tarihsel sürece daha yakından bakmakta yarar var.

Kriz Ekseninden Charlie Hebdo Saldırısını Okumak

Fransa’da ve AB’de ekonomik kriz, yeniden derinleşme eğiliminde. Üstelik bu kez Rusya’daki kriz ve Çin’de belirgin yavaşlamayla birleşerek daha ağır sonuçlara yol açma olasılığı içeriyor. Fransa’da sözde sosyal vaatlerle yönetime gelen Hollande’ın kamuoyu desteği yüzde 11’le dibe vurmuş durumda. Yine Fransa’da geçtiğimiz ay, doğal güzelliği ile ünlü bir bölgeye baraj yapılmasına karşı direnen bir çevreci gencin polis tarafından öldürülmesi, 1 hafta süren militan sokak eylemlerine yol açmıştı. İç İşleri Bakanı, bundan sonra doğrudan göstericilere gaz bombası atılmayacağını söyleyerek, ancak gösteriler yatıştırılabilmişti. Yine Avrupa ülkeleri ve Fransa’yı çevreleyen Belçika, İspanya, İtalya ve Macaristan’da geçtiğimiz bir iki ay içinde yeni kemer sıkma paketlerine karşı sokaklar tutuştu, büyük çaplı, militan ve çatışmalı işçi, öğrenci, kitle gösterileri yaşandı. İrlanda’da suyun özelleştirilmesi ve fiyatının 2 kat artırılmasına karşı kitle kampanyaları ve eylemleri sürüyor.

Meksika’da öğrenci katliamına karşı büyük isyan ise, küresel krizin başından bu yana yaşananların en büyüklerinden biri ve halen devam ediyor. ABD’de Ferguson’da bir siyahın öldürülmesi ve katilin ödüllendirilmesi üzerine yaşanan isyanlar ise sıcaklığını koruyor. Bunlar kadar önemlisi, Yunanistan’da ekonomik kriz bitmediği gibi siyasal kriz yeniden derinleşiyor. Bu ay sonunda erken seçimlere gidilecek ve SYRİZA’nın kazanma olasılığı var. SYRİZA sosyal demokrasiden bile geri basmış sosyal neoliberalizme yelken açmış olmakla birlikte, bu bile AB mali oligarşisini ürkütüyor. Çünkü kitlelerin büyüyen arayış ve özlemlerinin çarpıtılmış da olsa bir yansıması. Eh, tüm bunlarla birlikte, Fransa’nın henüz yılbaşında daha sert bir kemer sıkma programını açıkladığını, bunun için “ulusal birlik”, yani işçi sınıfının boyunsunmasının istediğini, işçi sendikalarının da yanıt olarak büyük eylemlere hazırlanmakta olduğunu belirtmekte yarar var!

Diğer taraftan, Fransa dahil çoğu Avrupa ülkesinde ırkçı-faşist, göçmen düşmanı parti ve hareketlerin belirgin bir yükselişi söz konusu. Kriz kaçınılmaz olarak toplumsal-siyasal kutuplaşmaya, uçlarda birikmeye yol açar. İsyan ve direniş dalgalarına karşı kutuplaşmayı sınıf ekseninden saptırmak, işçi sınıfının tepkisini göçmenlere, iki kat ezilenlere yöneltmek için yedekte tutulan ırkçı-faşist hareketlerin kızıştırılması, burjuvazi ve mali oligarşisinin her zamanki kriz taktiklerinden biridir. Bu şekilde işçi sınıfı ırk, ulus, din, mezhep temelinde bölünüp ehlileştirilmek istenir. Dahası Avrupa’nın “pek şanlı” burjuva demokrasisinin alanı, isyan, direniş ve grev dalgalarına karşı son yıllarda hissedilir biçimde daraltılmaya başlandı, kemer sıkma paket ve programlarına her daim inceden yeni baskı ve kısıtlama düzenlemeleri eşlik ediyor. 11 Eylül sonrasındaki “anti-terör” ve ABD’deki özel yaşamın dokunalmazlığını bile ortadan kaldıran “yurtseverlik yasası” gibi, Hebdo katliamı da yeni bir “ulusal birlik” yasaları dalgasına bir kılıf olarak kullanılması şaşırtıcı olmayacaktır.

En sonu, küresel hegemonya krizi ve emperyalist güç odakları arasında kızışan güç mücadeleleri durumu da ortada. ABD ve AB, Ortadoğu’ya ne girebiliyor ne de çıkabiliyor. Fransa emperyalist burjuvazisi, Libya ve Suriye’de ABD’yi bile sollayan bir saldırganlıktaki leş kargası olduğunu göstermişti. Şimdi hem içte bir türlü aşamadığı Fransa işçi sınıfı ve gençlerinin direncini kırmak, hem de Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da gerileyen konumunu değiştirmeye dönük atak tazelemek istiyor. Bunun da arkasında enerji jeo-politiği, enerji krizi ve ABD-AB’nin sıkıştırmakla birlikte aşamadıkları Rusya’nın direncini kırma, yani mali oligarkların birbirine karşı cephe gerilerini sağlama alıp manevra ve harekat alanını genişletme çabaları var. Bir diğer nokta da, ABD’de Obama yönetiminin güç kaybetmesi, 1.5 yıl sonraki seçimleri neomuhafazakarların kazanma olasılığının artması. ABD ve özellikle AB, Türkiye’deki AKP yönetiminden, onun ikili oynamasından (ABD ve AB’den rol çalarak Rusya ve Çin’e göz kırpması) ve bölgede çevirdiği dolaplardan (IŞİD’e destek vermesi, petrol ve enerji entrikaları,vb) pek hoşnut değil. Aynı zamanda hem ihtiyaçlarının arttığı ama hem de islam kılıfıyla burnu fazla büyüyüp kan payı ve konumunu artırmaya çalışan Türkiye, İran gibi bölge gücü rejimlerinin biraz daha burnunu sürtmek istiyorlar. Şu eski “medeniyetler çatışması”na geri dönüş biçimiyle değilse bile, bu temelde bir tırmandırma, hepsinin işine gelecektir.

43277783_charlie_paris

Bunun kimlerin işine geleceği belli. Peki bu tür bir “eksen kayması” eğilimi nelere yol açar? Türkiye’de kendine “anti-kapitalist müslümanlar” diyen çevrenin bile, Hebdo katliamına dair ilk tepkisinin -sonradan özür dileyip geri çekmiş olsa da- “oh canıma değsin” gibisinden bir tweet olması, bu girdaba sürüklenmeye hazır, dahası ellerini oğuşturan geniş bir kesimin, “her iki taraf”ta da olduğunu gösteriyor.

Saldırı Karşısında Sınıf Tavrı

Fransa ve Avrupa işçi sınıfı ne yapar? Kapitalizmin sınırlarını aşmaktan uzak olsa da, güçlü bir kazanılmış hak ve demokrasi bilinci vardır. Zaten ilk tepkiler, düşünce özgürlüğünü savunmak ve bu katliamı bahane eden hükümetin “anti-terör” hezayanıyla hak ve özgürlükleri daha da kısıtlamasına dair endişelerini belirtmek oldu. Fransa ve dünya çapındaki yas, dayanışma ve protesto eylemlerinde Fransa burjuva devriminin “eşitlik, özgürlük, kardeşlik” sloganları öne çıkartıldı. Son yıllardaki küresel isyan ve direnişlerinin ufkunun kapitalizm ve burjuva demokrasisini aşamadığı koşullarda, diğer taraftan tarihsel demokratik kazanımların da büsbütün yitirilmesi kaygısıyla bu burjuva demokratik sloganlara sarılması anlaşılabilir bir şey. Ne var ki ne burjuva devrimleri zamanında ne de sonraki 220 yıl boyunca, gerçekleştirmediği ve gerçekleştiremediği, iç yüzünün durmaksızın derinleşen eşitsizlik, kölelik, düşmanlıktan başka bir şey olmayan bu küflü sloganlarını gerçekleştirmeyi yine ondan ya da onun adına gerçekleştirmeyi istemek, ütopik-reformizmden öteye gitmez. Bizim sorunumuz havı dökülmüş burjuva demokrasisini “düzeltmek” değil, proleter sosyalist devrimci demokrasi ile yıkmak ve aşmaktır. Babeuf, burjuva devriminin iç yüzünü daha ilk yıllarında görmüş, gerçek bir eşitlik için burjuvaziye karşı proleterya diktatoryasının ilk tohum biçimi olan yoksullar devrimi ve eşitler diktatörlüğü girişiminde bulunmuştu. Fourier, hemen burjuva devrimi sonrasında, bundan 200 yıl önce, “işçiler işsiz ve aç gezerken siz hangi eşitlik, özgürlük, kardeşlikten bahsediyorsunuz?” diye gürlemişti. Göğün fethine çıkan Paris Komünarları, burjuva eşitlik, özgürlük, kardeşliğin epey ötesine geçmiş, 2 ay da sürse, ilk fiili, aşağıdan, gerçek eşitlik, özgürlük, kardeşlik deneyimini gerçekleştirmişlerdi. 1930’lardaki 2 milyon işçinin fiili fabrika işgalleri dalgası, burjuva eşitlik ve özgürlük anlayışının sınırlarını epey zorlamış, burjuvazinin korkuyla Halk Cephesi hükümetine yol vermesini sağlamıştı. En sonu 1968’de işçi sınıfının ve gençlerin isyanı, “gerçekçi ol imkansızı iste!” diyordu…

Fransa’da sendikal bürokrasi kemer sıkma paketlerine karşı yapılacak eylemleri şıpın işi iptal etmiş ya da ertelemiş olsa da (Türkiye’de Marmara depremi vesilesiyle mezarda emeklilik saldırısının nasıl geçirildiğini hatırlayalım!), gemi azıya almış kemer sıkma saldırganlığına karşın işçi sınıfının eylemlerinin öyle “ulusal birlik” zırvalarıyla zaptedilemeyeceğini söyleyebiliriz. Fakat şu genel geçer, soyut, biçimsel, yani burjuva “eşitlik, özgürlük, kardeşlik” sloganlarının tam da o “ulusal birlik” demogojisinden başka bir şeye hizmet etmeyeceğini görmek gerekir. İşçi sınıfının sloganı, sermaye temelinde değil, sermaye egemenliğinin kaldırıldığı bir sosyalist devrimci eşitlik, özgürlük, kardeşlik savaşımı olabilir.

Şu noktalar son derece kritik: Birincisi, kutuplaşmanın uluslar, dinler arasında değil, sınıflar arasında olduğunu yalnızca ısrarla söylemek değil, örgütlemek, örgütlemek, örgütlemek önemli. İkincisi, bu katliamı eğer islamcı çeteler yapmışsa dahi, bu çeteleri peydahlayıp desteklemiş olan tüm emperyalist kapitalist güçler ve bölgesel tekelci kapitalist güçler, en az onlar kadar bunun sorumlusudur, hesabını vermelidir. Üçüncüsü, işçilerin sermayeyle “ulusal” veya “dinsel birliği” değil; burjuvazi ve mali oligarşisine karşı işçilerin birliği halkların kardeşliği! Tıpkı ABD’de siyahların katledilmesine karşı siyah, latino, beyaz işçi ve emekçilerin birlikte isyanı gibi… Şu kesitte özellikle Fransa’da Fransız ve göçmen işçilerin hem şeriatçı-faşist ve hristiyan-faşist çetelere hem de burjuvazi ve devletine karşı birlikte eylemler yapması büyük önem taşıyor. Keza Kürdistan ve Türkiye’de, yalnız gemi azıya almış İŞID, HüdaPar ve benzerlerine karşı değil onların arkasındaki sermaye güçlerine ve rejimine karşı mücadeleyi yükseltmek önemli. Ve yalnız Hebdo ile dayanışmak değil, ağır bir saldırı ve baskı altında olan Fransa ve Avrupa işçi sınıfıyla dayanışma eylemleri. Şimdi liberaller “eyvah Avrupa’da demokrasi gidiyor!” diye ağlayıp panikleye dursun, biz o pek şanlı mali oligarşik demokrasinin her türlü katliam, artan gericilik ve baskılar, bilimum kontra ve faşist çete uzantılarından azade olmadığını çok iyi biliyoruz! Debelendikçe, taklalar attıkça neoliberal kapitalizm ve neoliberal demokrasisinin iç yüzünün daha bir açığa çıktığı, bu bitmez tükenmez dehşet ve katliamlarında onun iç yüzünün ta kendisi olduğunu söylüyoruz! Karşısına da yalnızca dünya işçi sınıfının tarihsel mücadele kazanımlarını savunarak değil, proleter sosyalist demokrasi mücadelesiyle çıkıyoruz!

Başa dönersek: Üretim araçları ve iktidardan başlayarak her şey sosyalist işçilerin kolektif mülkiyet, denetim ve yönetiminde olmadıkça, bunun için mücadele etmedikçe, gelecek de bizim olamaz. Geleceğimizi durmaksızın daha beter kemer sıkma paketleri, baskılar, entrikalar, katliamlar ile kapitalizm ve onun çığrından çıkmış güçleri ve gericiliği belirler. Kapitalizmin bu dehşet ve kaos ortamında, onun bir uzantısı olmaya sürüklenmek değil de, geleceğimizi kendi ellerimize almak istiyorsak, yeni bir yaşam tutkusuyla örgütlenmeli ve dövüşmeliyiz.

Que sera, sera, What ever will be, will be…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*