Anasayfa » DÜNYA » Cezayir: “Halk kendi kararlarını vermek istiyor”
Students take part in a protest to denounce an offer by President Abdelaziz Bouteflika to run in elections next month but not to serve a full term if re-elected, in Algiers, Algeria March 5, 2019. REUTERS/Ramzi Boudina

Cezayir: “Halk kendi kararlarını vermek istiyor”

Cezayir’de 22 Şubat’a başlayan büyük kitle gösterilerin temel hedefi 20 yıldır iktidarda olan Cumurbaşkanının yeniden aday olmasına karşı çıkmak ve istifasını istemekti.

1 ve 8 Mart’taki büyük eylemlerin ardından Buteflika başkanlığını sürdürme girişimini geri çekmek zorunda kaldı, ama seçimleri de belirsiz bir tarihe erteledi. Halk seçimleri erteleme kararına ve halen süreci tepeden belirlemeye çalışmasına tepki koyarak 15 Mart’a tekrar sokaga çıktı. Devlet ve hükümette bir dizi göstermelik degişikliklerle süreci sonlandırmak istese de sokaga çıkmış öfkeyi dindiremediler. Halk 22 Mart’a tekrardan beşinci kez sokaga çıktı.

22 Mart’ta ki gösteriler, daha derli toplu oldu. Kitleler kendi taleplerini formüle ederek sokaga çıkmışlardı. Bu iktidardaki cetenin tümden gitmesi, halkın egemenliginin yeniden tesisi ve anayasanın uygulanması…

Bu istemler size geri gelebilir ama Cezayir’de kurtuluş savaşı sırasında oluşturulan anayasada o zamanki halk mücadelelerinin kazanımı olan çok sayıda demokratik madde vardır, ama bu yasa hıç bir zaman uygulanmamıştır.

29 Mart’ta tekrardan sokaga çıkan onbinlerce gösterici sistemin toptan degişimi gibi daha net sloganlarla yürüdü. Bu arada FCE (Cezayir’in TÜSİAD’ı) eski başkanı kaçarken sınırda yakalandı. Bu arada Cezayir devleti sokak gösterilerini dindirmek için çeşitli degişiklikler birbirini izledi.

5 Nisan’da göstericiler büyük bir gösteriye hazırlanırken 3 Nisan’da Cumurbaşkanı istifa etti. Ancak istifa gösterilerin bitmesine yetmedi. Kitleler bir kez daha sokaga çıktılar ve bütün çete istifa etsin çağrısı yaptılar.

8 Nisan’da işçi sendikaları 2 günlük genel grev cagrısı gerceklestirdi. Greve katılım oldukça yüksekti. Maden işçileri liman demiryolu işçileri meyda ve gazete calışanları başta olmak üzere birçok sektörden katılım oldu. Yarın da genel grev devam edecek.

Cezayir de sokak gösterileri başladıktan sonra hemen yönümüzü oraya döndügümüzde neden ve niçinleriyle ilgili maalesef derinlikli bir bilgiye ulaşmak zor oldu. Bu günü anlayabilmek için geçmişe, buraya nasıl gelindi, oradan bakalım.

Cezayir halkı 1954 yılında başlattıgı bağımsızlık mücadelesinde bagımsızlıgını biçimsel olarak kazanmış görünse de, Cezayir’de kurulan sistem hiçbir zaman aslında bagımsız olmamıştı. Her zaman Fransa kapitalist devletiyle işbirligi yapmaya devam etmişti. Fransa emperyalist kapitalizmi Cezayir’de geri adım atmış ama yer altı kaynakları başta olmak üzere Cezayir üzerindeki tahakkümünden hiç bir zaman vaz gecmemişti. Cezayir burjuvazisi ulusal kurtuluş mücadelesi ile oluşturdugu ordusunu istibarat örgütü ve buna bağlı emniyet teşkilatı ve diyanet işleri bakanlıgına bağlı imamlar ordusuyla Oligarşik bir yapı oluşturmuş bu yapıyla her dönem halkın ulusal bilincini ve dini hasasiyetlerini istismar etmişti. Sefalete mahkum edilen milyonlarca işçi ve emekçi için yoksulluğunu ve köleliliğini ulus ve dinin bekası için tefaruata çevirmeyi başarmıştı. Bir yandan dış mihraklar ve sürekli bir işgal korkusu toplumda diri tutulurken bir yandan yeraltı kaynaklarının başta Fransa ve Birleşik Arap Emirlikleri’yle direk işbirligi yapıldı. Petrol fiyatlarının yükseldiği dönemde petro-rant payı oligarşik yapının kasasına akmayı sürdürdü ve bir yanda biriken zenginlik diger tarafta biriken sefalet, bu sefaletin yönetişimi.

Sürekli artırılan “güvenlik” ağı: Büyük kentlerde bir günde on kez aramaya tabii tutulabilirsiniz. En küçük bir eleştiriden hemen vatan haini Fransız işbirlikçisi hain ilan edileblirsiniz, oysa ki kendileri bu kadar Fransa’yla iç içe, ülkenin tüm kaynaklarını talan ederlerken.

Cezayir’de Yaşam Koşulları: Sefalet eken fırtına biçiyor

Cezayir’de işsizlik oranı 2014’ten beri yüzde 12’lerde. Gençler arasında ise yuzde 30’larda seyrediyor. Kadınlar işsizlik istatisliklerinde yoklar

En büyük sendikaları l’AGTA’nın 4 milyon üyesi var. Cezayir’de tepeden tırnaga bütün kurumlar oligarşik yapıyla iç içe ve bu iç içelikte hepsi hem kendini güvenceye almış oluyorlar hem de işbirligi yaparak petrol-rantından pay almış oluyorlar. Cezayir’de bir sendika başkanıyla bir iş adamını birbirinden ayırd etmek çok zor. Bu oligarşik yapıyla işbirligi etmeyenlerin ayakta kalma şansları neredeyse yok.

Aylık gelir düzeyi ortalama 150 dolar buna karşılık kiralar çok yüksek en ucuz kira 100 dolarla başlıyor. Ve insanların ev kiralama olanagı neredeyse yok, bu nedenle devletin verdigi sosyal konutlara yazılarak bekliyorlar. Bu da on yıl bazen on beş yıl sürüyor insanlar evlenmek için sosyal ev bekliyorlar. Bu nedenle evliliklerini bile ertelemek zorunda kalıyorlar. Yeraltı kaynaklarından elde ettikleri gelir on milyarlarca dolar olmasına ragmen bu topluma sefalet olarak yansıyor.

Otuz milyon nüfusu olan Cezayir’in dokuz milyon kişi iş arıyor. Yaklaşık 2 milyon kişi ev sırasında bekliyor. Dört yüzbin kişi cep telefonu kuyrugunda bekliyor. Şehire su üç günde bir veriliyor.

Bu oligarşik yapı herşeyi konturol altında tutabilmek için ülkeyi açık cezaevine dönüştürmüş durumda. Grev ve direnişler daha önce gerçekleşen büyük madenci grevleri kanla bastırılmış ve sendikalarda teslim alınmış. Ülkedeki işsizlik oranı o kadar yüksek ki işçi olmak iş bulmak bir ayrıcalıga dönüşmüş.

Cezayirde ulusal kurtuluş mücadelesi sürekli yeniden, yeniden işlenmiş ve bütün mafyatik yapı (ordu istbarat ve emniyet teşkilatı ve Cezayirin TÜSİAD’ı diıyecegimiz çete ve tabi ki bunun uluslarası ayağı Fransa, BAE mali oligarşileri) kendini sürekli yeniden konsolide ederek varlıgını elli yıla aşkın süredir devam ettiriyor.

Fransa bütün sömürgelerinde yaptıgını burdada yenilemiş. 1954 e gelişen ulusal kurtuluş mücadelesi karşısında sonuç alamayınca 1962 yılında yaptıgı barış alaşmasıyla fiili varlıgını sonlandırmış ama yeraltı kaynaklarının talanında hiç vaz geçmemiş. Yukarıda bahsettigimiz oligarşik yapının bizzat oluşumunda rol almış.

Gösteriler ilk patladıgında Fransız burjuvazisi zaten sarı yelekliler hareketinin şokunu henüz atlatmamışken sarı yeleklilere benzer bir hareketin de Cezayir de gelişmesi Fransız burjuvazisini de sarstı. Uzun süre beklemeyi tercih ettiler. Cezayir’de ki oligarşik yapıya ve yapının üsten aşagıya doğru çok yönlü örgütlülügüne güvendiler. Hareketin kısa sürede bastırılabilecegi düşündüler. Bekledikleri gibi olmayınca, Cezayir’de “demokratik geçiş” örgütlenmeli demeye başladılar, oldukça temkinli yaklaşmayı tercih ediyorlar. Hareketin kendilerini de hedef almasından korkuyorlar.

Bir yandan da ABD emperyalist kapitalizmi, Cezayir’de Birleşik Arap Emirlikleri üzerinden Fransa’nın ipini çekmeye çalışıyor.

Biz Devrimci Proletarya/Fransa temsilciliği olarak, Cezayir’deki kitle hareketini yakından ve içinden takib etmeye çalışıyoruz. Fransa’daki gerçekleşen dayanışma eylemlerine katılırken bir yanda da Cezayir’de hareketle baglantılar geliştirmeye çalıştık. Bu vesileyle taniştıgımız genç bir ögrenciye bu gösterilerde hangi kurumlar yer alıyor diye sordugumda biz hiç bir kuruma güvenmiyoruz, dedi. Bu Cezayir’deki kitle hareketinin ortak bir tutumu. Öylesine örgütlülüge karşı oluşundan degil var olan bütün kurumsal yapılar bu oligarşik yapının bir parçasına dönüşmüş durumda olduğundan kitleler bunlara hiç güvenmiyor.

Hareketi başlatanları şöyle tanımlanıyor: Ögrenciler, Avukatlar, Doktorlar, Büro çalışanları hareketi ilk başladıgında devlet okuları tatil ederek hareketi bastırmaya çalışmışmış ama cin şişeden çıkmış bir kere. Elli yılık bir sefalet ve yoksulluk birikimi patlıyor artık kenttlerde ve küçük kasabalarda, sokaklarda. Öfke sadece Cumurbaşkanı’na değil tüm kurumlarıyla oligarşik yapıya yönelmiş durumda. Hareketin, sorunları da var; Sistemli bir mücadele geleneginden ve birikiminden yoksun ona yön verecek bir sınıf hareketinden yoksun, bağımsız örgütlerden yoksun. Bütün bu gelişmeler olurken işçi sınıfının en büyük örgütü sendikası bu mekanizmanın bir parçası. Ve hareket sokağa çıkarken en güçlü armaganı ulus devlete daha sıkı sarılmak oluyor ve imamlar hareketiyle kuşatılmış bilinçler.

Bütün bu toz duman içerisinde Cezayir işçi ve emekçilerinin ilham kaynagı da yine Fransız işçi sınıfı ve Fransa daki mücadele birikiminden besleniyorlar ve ilham alıyorlar. Fransa burjuvazisinin yüz yıllara dayanan sömürgeciligi aynı zamanda karşıt eksenden, bugün sınıf mücadelesinde birleştirici bir rol de oynuyor. Fransa’da en çok göçmen Cezayirli var. Şu anda resmi verilere göre dışarıya verdigi göç sayısı 7 buçuk milyon, çok daha eskilerden alırsak bu rakam çok daha yüksek, bu rakamın yüzde seksen beşi Fransa’ya göç etmiş. Cezayir’de resmi dil Fransızca olmasada resmi dilden daha etkili durumda kulanılıyor Fransızca. buna Fransa da yaşanan evlilikler ve benzeri içiçe geçişlerle birlikte çok yönlü etkileşim içindeler Fransayla.

Göçmen olarak gelen Cezayirlilerin büyük bir böiümü fabrika işçisidir aynı zamanda CGT sendikası üyesidirler yine bir çok sol parti ve gurup içerisinde de en yaygın göçmen kesim Cezayirlilerdir. Bunu bilen Fransa ve Cezayir burjuvazileri, Fransa ve Cezayir işçi sınıflarını birbirinin düşmanı gibi gösteriyor, işçileri bölmek için kullanıyor. Bu yüzden Fransa’da Fransız ve göçmen işçiler arasındaki iletişim çok düşük düzeyde. Hatta Cezayir’deki hareket ilk ortaya çıktıgında bazı göstericiler sarı yelek giyince sarı yelek giyenleri ajan yaftalaması yaparak hareketi marjinalleştirmeye çalışmışlar.

İşçi sınıfı dayanışmasına duvar örme çabaları teknoloji ve iletişim araçları sayesinde delik deşik durumda. Şu anda Cezayirle ilgili en yaygın makale haber analiz Fransa’da yayınlanıyor. Son olarak gösterilerde kulanılan bir kaç sloganla bağlayalım “sistem virüse dönüşmüş durumda anti virüsü halktır.” “Esrar fiyatları çok yükselince esrar içemedik ve ayıldık.” “Halk kendi kararlarını kendi vermek istiyor, ülkemizden defolun” buna benzer onlarca slogan ve dövizlerle kendini ifade ediyorlar.

İlk başta sadece Cumhurbaşka’nının yeniden aday olmamasını hedeflemişti gösteriler şimdi bütün yapının dagıtılmasını istiyorlar. Bu arada hareket büyüyünce oligarşik yapının çeperinde yapıda nemalananlar da bir bir gemiyi terketmeye başladılar. Başında cumurbaşkanından yana tavır alan diyanet işleri ve ona bağlı olan imamlar hareketi şimdi göstericilerin tarafına geçtiler. Cumurbaşka’nından yana tavır koyan işçi sendikası saf degiştirmiş görünmeye çalışıyor. Şimdi ordu kendini bu gösterilerin hedefi olmaktan çıkarmak için FLN (Cezayir Ulusal Kurtuluş Çepesi)nide yanına çekerek bu süreci en az hasarla atlatmaya çalışıyor.

Bu hareket nereye evrilir bu hareketin içindeki insanlara da bu soruyu sordugumuzda buna net cevap veremiyor ama şunu net olarak söyleyebiliriz. Bu hareket neyi parçaladıgını çok iyi biliyor burdan da belli bir bilinç sıçramasıyla çıkacak ve artık Cezayir’de hiç birşey eskisi gibi olmayacak. Buz kırılmıştır. Buzu kıranlar bütün dezavantajlarına rağmen yolu da açacaklar. Biz artık Cezayır burjuvazisinin ne yaptıgını degil Cezayir işçi işsiz ve yoksularının ne yapacaklarını konuşmaya başladık. Şu anda her ülkenin özgül koşularında ortaya çıkan eskinin parçalanmasıdır eskiyi parçalayanlarla Kapitalizmin karşısına çıkacagız ve kapitalizmi yıkarak enternasyonal düzeyden yeniyi kuracagız .

Devrimci Proletarya Paris

Not: Yazı, Cezayir’deki kitle gösterilerini içinden izleyen ve gelişmeleri bize aktaran Zeynep Kias’ın emek ve katkılarını içermektedir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*