Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Cern deneyinin idealizmle dansı: “Yoktan varolan evren”den “aslında olmaması gereken evren”e!

Cern deneyinin idealizmle dansı: “Yoktan varolan evren”den “aslında olmaması gereken evren”e!

Dünyanın en büyük bilimsel deneyi olarak sunulan, bugüne kadar 15 milyar dolar harcanan, binlerce bilim insanının çalıştığı CERN deneyi bocalayıp durmaya devam ediyor.

Bu devasa deney, daha en baştan, evrenin yoktan varolduğu kanıtlama gibi nafile bir çabayla başlamıştı. Daha sonra “ışık hızının aşıldığı, Einstein’ın görelilik kuramının çöktüğü” spekülasyonları yaptı, ama bu iddiasını da kanıtlayamadığı gibi sessiz sedasız geri çekmek durumunda kaldı. Şimdi de, “evrenin aslında varolmaması gerektiği” türünden spekülasyonlara gömülmüş durumda.

Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN) dün yaptığı açıklamada, Evrenin neden ortaya çıktığı anda kendini yok etmediğini bulmak için madde ve anti madde arasındaki farkları araştırmaya başladıklarını, farklı kütleleri, elektrik yükü gibi bir dizi olasılıkları deneyerek çalışma yaptıklarını belirterek “Bir fark bulamadık. Evrenin aslında var olmaması gerektiği sonucuna vardık” deniyor!

Araştırmanın yazarı Christian Smorra, “Bütün gözlemlerimiz, madde ve anti madde arasında bir simetri olduğunu ortaya çıkardı. Bu yüzden aslında evren var olmaması gerekiyor. Burada bir yerde asimetrinin var olması gerekiyor, fakat biz fark nerede anlamıyoruz. Simetri kırılmasının kaynağı nedir? En son olasılık madde ve anti-maddenin farklı manyetizmasıydı. Ancak yeni araştırmalar, madde ve anti-maddenin bir şekilde birbiriyle aynı olduklarını gösteriyor. Bu da evrenin neden hala var olduğu sorusuna daha da gizem katıyor.”

Cern deneyi bugüne dek, ister istemez diyalektik materyalizmi güçlendiren bir dizi bulgu gerçekleştirmedi değil. Ama bu bulgular, ya açıklanmıyor ya da açıklansa bile burjuva medya tarafından gündemleştirilmeyip sansürleniyor. Ancak emperyalist kapitalist güçlerin denetimdeki deney, idealist önyargılar ve gizemcilikten sıyrılamadığı gibi, bu yönde kaçınılmaz olarak yaşadığı her tıkanma, kafa karışıklığı, ve bulguların zorlama idealist ve gizemci yorumları, burjuva medyada 10 kat şişirilerek gündemleştiriliyor.

Evrenin bilinmeyen yönlerini açıklama iddiası ile başlatılan devasa araştırma, iki de bir, bugüne kadar bilinen ve bilimsel olarak açıklanmış yönlerini de bilinemezleştirme noktasına düşebiliyor. Bu durum, neoliberal kapitalizm ve post-modernist zihniyetinin bilimi, özellikle de bilim felsefesini düşürdüğü durumdan bağımsız değil. Evrim kuramının bilimselliğinin, küresel ısınma ve nedenleri konusunda sayısız bilimsel raporun bile mali oligarşik kapitalist güçler tarafından inkar edildiği bir süreçte, CERN deneyini yöneten aynı güçlerin “aslında kaşık da yok” gibisinden postmodernizme çanak tutacak açıklamalar yapmaları, mali oligarşik medyanın da buna kat çıkması şaşırtıcı değil.

CERN deneyinin açıklanmamış, ya da gerçek anlamda bilimsel, materyalist-diyalektik bir temelde değerlendirilmesinden kaçınılmış bulgu ve katkıları ne olursa olsun, emperyalist kapitalist güçlerin büyük bir gövde gösterisi olarak başlattığı bu araştırmanın sonuçları, onca devasa yatırım, emek ve kullanılan en ileri teknolojiye oranla, tam da emperyalist kapitalizmin bu konuda da iç sınırlarını ve çürümesini gösteren bir hüsran!

CERN deneyi üzerine önceki kapsamlı bir değerlendirmemizi, en son “evrenin aslında varolmaması gerektiği sonucuna vardık” tarzı manipulatif açıklamalar ve yorumlar nedeniyle yeniden yayınlıyoruz.

Cern deneyi: Büyük Hadron Çarpıştırıcısında asıl çarpışan materyalizm ve idealizmdir!

İsviçre’nin Cenevre kentindeki dev CERN tesisinde maddenin ve evrenin derinliklerine ışık tutması beklenen ve Higgs Bozonu olarak bilinen atomaltı parçacığı üzerinde yapılan çalışmalar hakkında bilgi konferansı düzenlendi.

Dünya çapında heyecanla beklenen konferansta, bilim insanlarının Büyük Hadron Çarpıştırıcısı isimli dev cihazda yapılan deneyler sonunda, fiziğin en derin sırlarından birinin aydınlatılması yönünde önemli bir mesafe kat edildiğini açıklaması beklenirken, araştırmayı yapan bilim insanlarının deney verilerinin kesin bir sonuç doğurmadığı ve yapılacak daha fazla deney sonucunda gerçek verilere ulaşabileceği yönündeki açıklamaları hayal kırıklığına uğrattı.

4 yıl boyunca yaklaşık 10 milyar dolar harcanan, çok sayıda ülkeden binlerce bilim insanının çalıştığı deneyde bilim insanları, Higgs Bozonu atomaltı parçacığının pratikte varolduğunun kanıtlanmasının ve hareket biçimlerinin kavranmasının maddeyi anlamak açısından çok büyük bir öneme sahip olduğunu bir kez daha vurguladılar. Higgs bozonu henüz “bulunamamış” olsa da, kurşun iyonlarıyla yapılan çarpışma deneyinde, bu parçacığa dair kimi sinyaller aldıklarını açıkladılar.

Bugüne kadar bir bilimsel deney için yapılan en büyük yatırıma, bugüne kadarki en büyük bilim insanları ordusunun üzerinde çalıştığı en büyük bilimsel proje olmasına, en ileri teknolojinin kullanılmasına karşın Cern deneyinde belirsizliklerin sürmesi, yalnızca kuantum elektrodinamiğinin zorluklarından kaynaklanmıyor. Cern Atlas deneyinin bugüne kadar gerçekleştirilen en büyük ve en ileri bilimsel deney olması ile basına yansıyan varsayımlarının ve ulaşmaya çalıştığı sonuçların büyük ölçüde idealist olması, başlıbaşına bir çelişki oluşturuyor.

Deneyde 27 kilometrelik sarmal teknotüplerdeki dev hızlandırıcılarla ışık hızına yakınlaştırılan proton demetlerinin her biri, 7 trilyon elektron volt enerji değerine ulaştıklarında kafa kafaya çarpıştırılıyor. Işık hızına yakın ve 14 trilyon elektron volt enerji altında gerçekleşen çarpışmada, protonlar daha küçük atom altı parçacıklara ayrışıyor. Saniyenin megakatrilyonda birinde gerçekleşen çarpışmada güneşin 100 bin katı bir sıcaklık ve enerjiyle birlikte alt parçacıkların da ortaya çıkacağı hesaplanıyor. Ortaya çıkacak atom altı parçacıkların hareket biçimleri izlenerek maddenin hareket yasaları ve iç bağıntılarına dair daha derinleşmiş bilgilere ulaşılması amaçlanıyor. Deney, gerçekte çok daha kapsamlı, zengin ve karmaşık olmasına karşın, ünlü fizikçi Higgs‘in varlığını teorik olarak kanıtlamaya çalıştığı Higgs bozonunu ışık hızına yakın proton çarpıştırmasıyla fizik olarak da ortaya çıkarıp saptanmasına odaklanmış durumda. Deneyin, Higgs bozonunu iyice magazinleştirip mistifiye edilmesine indirgenmesinin arka planında ise, proton çarpışmasından daha şiddetli bir çarpışma var: Diyalektik materyalizm ile metafizik-idealizm çarpışması!

Higgs bozonuna idealist kat çıkmak!

Higgs bozonunun maddenin enerjisi, enerjinin de bir kütlesi olduğunu göstermekle kalmayan, 10 üzeri eksi 27 saniyelik bir zaman aralığı kadar enerjiden maddeye dönüşen – daha doğrusu maddi varlığının ancak bu kadar bir zaman aralığında “görünebilir” olacağı hesaplanmış- bir atom altı parçacık olduğu düşünülüyor. Yani Higgs parçacığında diyalektik materyalizme aykırı bir şey olmadığı gibi, tam tersine makro fizikten bir yanıyla farklılaşan atom altı parçacıkların hareket biçim ve yasalarında da diyalektik materyalizmin geçerli olduğunu gösteriyor ve diyalektik materyalist evren ve madde kavrayışını da geliştirip derinleştiriyor.

Oysa, finansörleri arasında AB, ABD, çok sayıda küresel tekel ve mali sermaye grubunun yanısıra Vatikan papalığının da olduğu Cern deneyinde, evrenin zaman ve mekanda sınırlara sahip olduğu varsayımından yola çıkan idealist büyük patlama (“big bang”) teorisini “kanıtlamaya” zorlanıyor. Deney evrenin ve maddenin “yoktan var olmasına” ilişkinmiş gibi sunuluyor; dolayısıyla evreni yaratan bir tanrı ya da bir “büyük tasarımcı” varsayan bu idealist teorinin kanıtlanmasına, “büyük patlama”nın laboratuar ortamında oluşturulmasına hasredilmek isteniyor ve kamuoyuna da böyle sunuluyor. Proton ışınlarının çarpışmasıyla mikro bir “büyük patlamanın” oluşacağı, ve bu patlamayla “evreni oluşturan tanrı parçacığı” diye ambalajlanan Higgs bozonunun da “yoktan yaratılmış” olacağı ileri sürülüyor. Kaç katlı bir idealizm: 1- Tamamen maddi bir varlığa sahip Higgs bozonu varsayımı -ki gerçekte bir dizi atom altı parçacıkla birlikte, maddenin bugüne değin bilinmeyen bütün yanlarının yüklendiği bir ideal varsayım olması da kuvvetle muhtemeldir- , “tanrı parçacığı” diye mistifiye ediliyor. 2- Maddenin ve evrenin “yoktan yaratılması” teorisinin bir kanıtıymış gibi lanse ediliyor. 3- Maddenin ve evrenin sonsuz olmadığı, bir başlangıcının ve dolayısıyla fizik ötesi bir yaratıcısının/tasarımcısının olduğunun kanıtıymış gibi lanse ediliyor. 4- Tıpkı bir dönemin külüstür “maddenin bölünemez en küçük parçası atomdur” dogması gibi, Higgs bozonu da maddenin ve evrenin “kökü”, “kara kutusu”, biricik “oluşturucusu” gibi fetişleştiriliyor, bilimin ve yaşamın son sınırı olarak idealize ediliyor.

1927’de bir din adamı, keşiş Lemaitre, fizik bilimindeki muazzam gelişmeler karşısında, bilim ile dini yeniden uzlaştırmaya çalışarak, “yoktan varedilen bu zerrecik, Tanrının her şeyi yoktan varedişinin kanıtı olabilir” diye ortaya çıkmıştı. 2 yıl sonra, 1929’da büyük Hubble teleskopunun mucidi Edwin Hubble, uzay gözlemlerini de bu din ve idealizmin bilimle eklektik sentezine ekleyerek “big bang” teorisini ortaya attı.

“Kayıp madde” aranıyor!

1960’lı yıllarda İngiliz fizik bilimci Higgs, bu atom altı parçacığın varlığını teorik-matematiksel olarak göstermeye çalıştı. Higgs de, idealist yoruma açık “büyük patlama” teorisini, evrenin ve maddenin “oluşumunu” buna dayanarak açıklamaya çalışan “Standart Model”i veri kabul ediyordu. “Standart Model”e göre, evren sonsuz değildir, bir başlangıcı vardır. Başlangıçta sadece tekil bir kütle vardı. “Büyük patlama”yla ortalığa saçılan atom altı parçacıklar, yüksek sıcaklık altında atomun yapısını oluşturdular, birbiriyle nükleer çarpışmalar ve tepkimelere girerek çeşitli elementleri oluştururlar, giderek gezegenler ve yıldız sistemleri, galaksiler oluşur… Fakat bu idealist teorinin “ufak” bir kusuru var. Bugün hesapladıkları madde-enerji miktarı, başlangıçta var olduğu iddia edilen madde-enerji miktarının yüzde 4’ü çıkıyor!? Yani “big bang” teorisine dayanan “Standart Model”, fizikbilimin en temel enerjinin korunumu ve dönüşümü, madde ve enerjinin birbirine dönüşümü yasalarıyla bile uzaktan yakından bağdaşmıyor. Bu bağdaşmazlık ve boşluk da, “karanlık madde”, “karanlık enerji” gibi ek teorilerle doldurulmaya çalışılıyor. Buna göre “karanlık enerji” evrenin yüzde 73’ünü, “karanlık madde” ise yüzde 23’ünü oluşturuyor, bildiğimiz madde ise yalnızca yüzde 4’ünü oluşturuyor!? İşte 1960’lı yıllarda Higgs ve Hawkings, farklı yöntemlerle, fakat materyalizm ve diyalektikten de bir şeyler devşirmeye çalışarak, “büyük patlama” teorisi ve ona dayanan idealist “evren ve madde oluşumu” modelinin bu büyük iç tutarsızlığını ve boşluğunu doldurmaya dönük girişimlerde bulunmuşlardır. Higgs, enerjinin yüzde 73’ünü, maddenin yüzde 23’ünü oluşturan, madde ile enerji arasında 10 üzeri eksi 27 saniye hızla mekik dokuyan bir atom altı parçacık iddiası ortaya atmış, ve bunu matematik olarak kanıtlamaya çalışmıştır.

Burada çok önemli ve aslında bir o kadar ironik olan, en temel fizik yasalarıyla bile bağdaşmayan idealist bir teorinin iç tutarsızlık ve boşluklarını gidermek için bile, materyalizm ve diyalektiğe doğru adım atılmak zorunda kalınmasıdır! İdealizmin, pespayeliğini gidermek için bile utangaç bir diyalektik ve materyalizme yaslanmak durumunda kalmasıdır! Engels‘in 130 yıl öncesinden söylediği gibi, bilim insanları, isterse en idealist varsayımlardan yola çıksınlar ve bunları kanıtlamaya çalışsınlar, uğraştıkları maddi gerçekliğin doğası ve yasaları gereği -buna bağlı kalmaya çalıştıkları ölçüde- kendi iradelerinden bağımsız olarak utangaç bir diyalektik materyalizme (pozitivist diyalektiğe) varırlar. Çünkü idealist varsayımlarını da metazori, materyalizmle kanıtlamak durumundadırlar! Uzlaşmaz karşıtlar olan metafizik-idealizm ile diyalektik materyalizmi her uzlaştırma girişimi de, başlangıçta idealizmin iç tutarsızlık ve boşluklarını örterek onu güçlendirir gibi görünse de, gerçekte onun iç tutarsızlıklarını ve açmazlarını daha da derinleştirir ve dikiş tutmaz hale getirir. Ve bunların da giderilmesi için yeni ve daha inceltilmiş idealist girişimleri zorunlu kılar.

Kaldı ki idealistler için aksilik bu ya, Higgs de “büyük patlama” ve “Standart Model”e olan idealist bağlılığına karşın, bir dinsiz ve tanrıtanımazdı. Higgs bozonunda “bir büyük yaratıcıya/tanrıya yer açması için” yapılan tüm rüşvet teklifleri ve baskıları öfkeyle reddetti. Bilimsel çalışmaları sonucu varlığını matematik olarak kanıtlamaya çalışarak, Higgs bozonu adını verdiği atom altı parçacığın “tanrı parçacığı” olarak mistifiye edilmesini ve magazinleştirilmesini şiddetle kınadı. Higgs‘in utangaç bir materyalizme, pozitivist diyalektiğe doğru attığı adımı inkar eden idealistler, halen Higgs bozonunu 1927 yılında bir küflü din adamının, bilimi tanrı ve dinin kanıtlanmasına alçaltan yorumuna dört elle sarılmaya devam ederler.

Hawking teorisi: Tanrı varsayımından tanrının reddine!

Yine 1960’lı yıllarda Stephan Hawking, Penrose ile birlikte idealist “big bang” teorisinin boşluklarını diyalektik materyalizm ile yamayarak, matematik ve fizik felsefesi açısından kanıtlama çabasıyla ortaya çıktı. Hawking-Penrose‘un “big bang’in matematik mükemmellikle kanıtlanması” teorisi, idealizm ve metafizik ile diyalektik materyalizm arasında yalpalayan, ikisinin eklektik sentezini yapmaya çalışan bir teoriydi. Keşiş Lemaitre‘in “tanrı-yaratan-din” temelinden yapmaya çabaladığı din-bilim eklektik sentezini, Hawking tersinden soyut matematik temelinden bilim-“büyük tasarımcı” biçiminde yapıyordu! Ancak Hawking‘in de big bang teorisinin iç tutarsızlık ve boşluklarını diyalektik materyalizm ile gidermeye çalışan, daha mükemmelleştirilmiş matematik kanıtları da, Higgs‘inkiyle aynı yolu izledi ve aynı sonuca ulaştı!. Big bang ve Standart Model’in kanıtlanması için ortaya konan “mükemmelleştirilmiş matematik teorisi”, sonuçta big bang ve Standart modele ağır bir darbe daha indirilmiş olmasıyla ve tanrının bir kez daha evrenden kovulmasıyla sonuçlandı!

Hawking
, özellikle de bu eklektik “big bang” teorisini popüler biçimde kaleme alan “Zamanın Kısa Tarihi” başlıklı kitabının yayınlandığı 80’li ve 90’lı yıllar boyunca -ki tam da neoliberal ve postmodern saldırganlığın şaha kalktığı, revizyonizmin çöktüğü, işçi sınıfının ağır bir yenilgiyle gerilediği yıllardır- tekelci burjuvazi ve dinci-gericilik tarafından fizikbiliminin magazinleşmiş süper starı ilan edildi!

Hawking‘in onulmaz bir hastalıkla sadece birkaç parmağıyla kullandığı bilgisayar dışında hareketsiz vücudu, “büyük tasarımcı” idealizmine fevkalade denk bir görünüm sunuyordu, postmodernizm onun bu durumunu bile sonuna kadar sömürmekten kaçınmadı. Kaldı ki, Hawking-Penrose teorisi, geleneksel tanrı düşüncesi yerine bir “büyük tasarımcı akıl” geçirerek, bilgisayar çağına daha uygun bir postmodern tanrı düşüncesiyle, dini ve tanrıyı da sermaye birikiminin yeni koşullarına göre modifiye ediyordu!

Ancak Hawking de tümüyle bir şarlatan değildi, idealizm ile diyalektik materyalizm arasındaki yalpalamalarına karşın, bilim insanı onurunu çöpe atmadı. Vatikan’da katıldığı bir konferansta “Büyük patlamadan sonra evrenin gelişmesiyle uğraşmanıza karşı değiliz, ama büyük patlamanın kendisini araştırma çabasında olmayınız, çünkü o, tanrının eseridir” diyen Papa’nın bu dayatmasını reddetti. Tam da “büyük patlama”nın kendisinin araştırmasında derinleştikçe, o mükemmel matematik teorisinin de nasıl çöktüğünü görmekte gecikmedi. Çok geçmeden “Zamanın Kısa Tarihi”nde ileri sürdüğü “evrenin oluşumunda tanrının rolünün olabileceği” görüşünü de özeleştirel biçimde geri çekti. Son kitaplarında idealizmden ve büyük patlama teorisinden tümüyle kopmamakla birlikte, materyalizme, daha ziyade de diyalektiğe yakınlaşan görüşler savundu, evrenin başlangıçsız, sınırsız ve sonsuz olduğunu ortaya koydu, fizik yasalarında ve evrende bir tanrıya gerek olmadığını apaçık gösterdi. Kendi eliyle yaygınlaştırdığı big bang teorisine, teklif edilen milyonlarca doları ve tehditleri elinin tersiyle itip, bütün bulanıklık ve gelgitlerine karşın, yine kendi eliyle ağır bir darbe indirmiş oldu. Tabii tekelci burjuvazisi ve mali oligarşisinin, burjuva medyanın, popüler gerici magazinel bilim yavanlığının, Vatikan’ın ve dinci-gericiliğin hemen gözünden düştü. Ne son kitapları ne de kendisi anılmaz oluverdi!


Cern deneyinde “kayıp madde” değil “kayıp tanrı”!

Higgs ve Hawking‘de aradığını tam bulamayan küflü idealizme tanrıcılık ve büyük patlama teorisine de 10 milyar dolarlık Cern deneyinde tanrısının “bilimselleştirilmesini” aramak kaldı! Cern deneyinde Higgs bozonunun varlığına dair kesin ve somut kanıt elde edilseydi, küflü idealistler ve tanrıcılar, Vatikan ve her türden dinci gericilik, her türlü mistisizm, bunu idealizmin materyalizm üzerindeki, evrenin bir başlangıcı ve sınırları olduğunu ileri süren Standart Model’in evrenin başsız ve sonsuz olduğunu ileri süren diyalektik materyalizm üzerindeki kesin ve nihai zaferi ilan edeceklerdi… Ancak böylesine idealize edilen bir parçacık varsa ve varlığına bilimsel kanıt bulunsaydı bile, tıpkı Higgs ve Hawking‘in matematik kanıtlarıyla koparılan idealist zafer yaygaralarının ardından çok geçmeden bu idealist teori ve felsefe de daha derin ve daha büyük tutarsızlıkları ortaya çıkaracak ve idealizme karşı materyalizmin bir üst düzeyden savaşını gündemleştirecekti. Parçacık bulgusunu maddenin “başı”, bilimin “sonu” ilan edecekler; ancak çok geçmeden ortaya çıkan yeni ve derin tutarsızlıklarla daha alt parçacıkların varlığını kabul etmek zorunda kalacaklar ve bunları “yakalayıp” küflü tanrı düşüncesine yeni maddi ziynet yapma arayışına gireceklerdi.

Gerçekte ise, Cern deneyinden sızan kimi bilgiler, Higgs bozonuna henüz değil, ama bir dizi başka yeni atom altı parçacığa şimdiden ulaşıldığı yönünde. Ancak küresel tekelci kapitalizm ve mali oligarşisinin 10 milyar dolar yatırdığı bu deneyi tutsak ettiği “tanrının parmak izlerini” bulma ve “büyük patlama” idealizmini kanıtlama çabası nedeniyle, diyalektik materyalizmi besleyen ve güçlendiren bu yan sonuçları gözardı veya hasır altı ediyor olması da kuvvetle muhtemel. Bilimin toplumsal ihtiyaçlar için olduğu ve diyalektik materyalist bir bakış açısından yürütüldüğü bir toplumda, olağanüstü ilerlemelerin kaydedilebileceği böyle bir deney, küresel tekelci kapitalizm koşullarında, ekonomik, siyasal, toplumsal krizin, doğa krizinin, hepsinin üstüne bir de burjuva bilim anlayışının, “bilimsel” idealizmin açmazını ve krizini eklemenin ötesine gitmiyor.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*