Anasayfa » GÜNDEM » Cerablus’un arka planı: ABD-Rusya’nın Suriye’deki yeni strateji platformu

Cerablus’un arka planı: ABD-Rusya’nın Suriye’deki yeni strateji platformu

lavrov-ve-kerry-den-flas-ortak-cagri-6973268Başbakan Binali Yıldırım, Cerablus işgalini realize etmeye çalışırken, şu beylik “Suriye’nin geleceğini Suriyeliler tayin edecektir” klişesini tekrarladı. “Suriyeliler”e neden sonra yeniden Esad güçlerini dahil ederken, tabii yine Kürtleri ve demokratik Arap güçlerini dışında tuttu.

Ancak bu sözün arka planında, küresel güçlerin Suriye stratejisi platformunda yaşanan bir değişim var. Hem Esad rejimi hem de IŞİD ile savaşmada ağır başarısızlık ve hezimete uğramış, daha küçük ve etkisiz (IŞİD ve Nusra dışındaki, burjuva medya jargonunda “muhalif” ya da “ılımlı” denilen) dinci gruplara ve bunların arkasındaki Türkiye gibi bölge güçlerine, belli sınırlar ve koşullar altında yeniden bir etki alanı açılması. ABD ile Rusya, bu yılın Haziran ayı sonlarında, IŞİD ve Nusra’nın devre dışı bırakılması ve bunlara karşı savaş koşuluyla, diğer grupların Suriye’de uzlaşma ve yeniden dizayn sürecine dahil etmek konusunda ortaklaştılar.

Cerablus’un, Türkiye ve ÖSO’nun Cerablus işgalinin Rusya’nın bilgisi ve onayı dahilinde gerçekleşmesinin, hatta Erdoğan’ın Rusya’dan özür dilemesiyle Türkiye-Rusya ilişkisinin yeniden kurulması ve Suriye konusundaki bazı anlaşmalarının arka planında bu vardır: ABD-Rusya arasındaki yeni Suriye strateji platformu.

ABD, Suriye’de bir yandan Rusya-İran-Esad ekseninin güç kazanması ve inisiyatifi ele geçirmesi, diğer yandan Suud, Türkiye, İsrail gibi müttefiklerinin İran ve Esad’a verilen tavizlerden hoşnutsuzluğu ve inisiyatif kaybı arasında yeniden bir denge kurmaya çabalıyor. Kasım ayındaki başkanlık seçimlerine kadar, IŞİD ve Nusra dışındaki tüm güçlerin bir biçimde katılacağı ve Suriye’deki yeni güçler dengesine göre etki ve çıkar dağılımın stratejik bir uzlaşma ve anlaşma platformunu tesis etmek istiyor. Rusya’nın da açıklamaları bu yönde. En son Rusya Strateji Enstitüsü başkanı Markov, “Suriye’de tarafların çıkarlarının korunacağı bir uzlaşmanın birkaç ay içinde gerçekleşeceği”ni açıklamıştı (Sputnik).

ABD, 27 Haziran’da Rusya’ya Suriye’de yeni bir strateji platformu teklifi sunan resmi bir mektup verdi. Daha önce yalnızca IŞİD’i terörist ve düşman ilan etmiş olan, El Kaideci Nusra’yı işbirliği yapılacak güçler arasında gören ve destek veren ABD, IŞİD’ten sonraki en büyük şeriatçı-cihadçı güç olan Nusra’ya desteğini kesip onu da terörist ve yok edilmesi gereken güçler kapsamına alması karşılığında, diğer gruplara belli bir etki ve katılım alanının açılacağı yeni bir stratejik uzlaşma platformu istiyordu. Daha önce IŞİD, Nusra, Ahrar, İslam Ordusu filan diye hiçbir ayrım yapmadan hepsini vuran Rusya bu teklifi keyifle kabul etti. Çünkü IŞİD ve Nusra devreden çıkarıldıktan sonra, geriye kalan dinci güçler, Rusya-İran-Hizbullah desteğindeki Esad rejimi ve ordusuyla savaşma ve savaşarak zorlama kapasitesine uzaktan yakından sahip değildi.

İlginç bir raslantı, Erdoğan’ın Putin’e özür mektubunun tarihi de 27 Haziran’dır. ABD’nin ve Erdoğan’ın Rusya mektuplarının tarihinin çakışması bir raslantı olabilir, ama (Türkiye’nin Avrasyacı eksen değiştirmesi hayalcilerini üzecek olsa da) raslantı olmayan şudur: Türkiye ile Rusya ilişkilerine arabuluculuk yapan yine ABD’dir. ABD, Türkiye’ye ve ÖSO gibi gruplara Suriye’de belli bir etki alanı güvencesi de vererek, Rusya ile ilişkilerini düzeltmeye sevkederken, Rusya’ya da Türkiye’nin Suriye’de IŞİD ve Nusra’ya destek vermeyeceği, diğer gruplarla da Halep’e müdahil olmayacağı güvencesini vermiştir. Erdoğan ve Binali Yıldırım’ın “Rusya Suriye’de temel bir aktördür” açıklamaları da, Cerablus’a sokulan ÖSO vd grupların da Esad ordusu karşısında sıkıştıkları Halep ve İdlip gibi daha kritik savaş alanlarından çekilerek Cerablus’a sürülmeleri de bunu teyid eden olgulardır.

Bugün ABD ve Rusya dış işleri bakanları Kerry ve Lavrov, yine Suriye-Halep konusu ağırlıklı olarak Cenevre’de görüştüler. Bu yıl ki 15. görüşmeleri, Suriye konusunda günde 2-3 kez telefonlaştıkları da oluyor. Suriye savaşının tayin edici halkası olan Halep konusunda epey yol kattettikleri pazarlıklarını tamamlamaya çalışıyorlar. Halep’te Rusya desteğindeki Esad ordusu belirgin bir üstünlük sağlamış durumda, ABD’nin ise halen dolaylı bir destek vererek pazarlık kozu olarak kullandığı Nusra direnmeye çalışıyor. Halep’te Esad kontrolü sağlandığında veya Nusra’nın çekilmesi koşuluyla bir uzlaşma sağlandığında (bu olmasa bile Nusra’nın başını çektiği diğer gruplarla ateşkes/uzlaşma sağlanıp Nusra Halep’ten süpürüldüğünde) Suriye’de yeni güç dengeleri iyice belirginleşmiş olacak. Halep’teki durumun netleşmesi, bir bütün olarak Suriye’nin geri kalanını da şekillendirecek. ABD’nin tüm yapmaya çalıştığı, yine Rusya’yla anlaşmalı olarak, fakat onun Suriye’de artan güç ve inisiyatifini de biraz dengelemeye çalışarak, “Batı” ekseni ve müttefikleri ile bunların güdümündeki “muhalif” gruplara, bunları da biraz tımarlayarak, Suriye’deki bu yeni stratejik anlaşma platformunda bir yer açmak, sonraki pazarlık süreçlerinde bir koz olarak kullanmaya çalışmak olacak.

Şekilde görüldüğü gibi, Suriye’nin geleceğinin temel çerçevesini, strateji platformunun yörüngesini (bölgesel ve yerel güçlerin özerk inisiyatif alanları ve rolleri ne olursa olsun), en tepedeki emperyalist kapitalist oligarklar çiziyor.

Bunu değiştirecek tek şey, tüm ülkelerden proletaryanın, hiçbir küresel, bölgesel, yerel kapitalist güçten, bunlar arasındaki hegemonya ve pay savaşları ve anlaşmalarından medet ummadan, kendi kararlarının kendisinin vereceği, kendi ihtiyaçlarını ve geleceğini kendisinin belirleyip örgütleyebileceği yeni bir yaşam, yeni bir dünya için bilinç, örgütlülük ve savaşımını geliştirmektir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*