Anasayfa » GÜNDEM » Cerablus harekatı üzerine notlar

Cerablus harekatı üzerine notlar

54b009d2845cb25127c3b9c8_1430317900884_720Suriye’de iç içe geçmiş çoklu küresel, bölgesel, yerel kapitalist güçler arasındaki hegemonya, yayılma, nüfuz, pay ve yeniden dizayn atak ve manevraları daha karmaşık bir evreye girdi.

Suriye savaşlarında önceki kritik dönemeç noktaları: 1- Rusya, İran, Hizbullah desteğindeki Esad rejiminin yıkılmayacağının anlaşılması, ve ABD, AB (hatta en son Türkiye tarafından) en azından bir “geçiş süreci” için kabullenilmesi; 2- Rusya ve İran’ın bölgedeki etki ve inisiyatifini artırması;
3- Rojava’nın Suud-Katar-Türkiye destekli IŞİD ve diğer cihadçı çete saldırılarını püskürtmesi, YPG öncülüğündeki SDG’nin ABD desteğiyle alanını (Tel Abyad’dan başlayıp en son Menbiç) genişletmeye başlatmasıydı.

Şimdiki evrenin özelliği ise, halen Suriye ve Irak’ta geniş bir coğrafyayı ve bir dizi kritik şehir ve kasabayı elinde tutan IŞİD’in yayılmasının durmuş, bir dizi cephede birden gerilemeye ve güç kaybetmeye başlamış olmasıdır. Başka deyişle, en son Menbiç’in SDG/YPG tarafından alınması, IŞİD açısından bir nevi sonun başlangıcının belirginleşmesidir. Sırada El Bab, Halep, Rakka ve Musul vardır. Bu gibi kritik alan ve ikmal hatlarının alınması, IŞİD’i daha uzunca bir süre tümden yok etmeyecek olsa da -kaldı ki Türkiye gibi pek çok ülkede azımsanmayacak bir tabanı, hücre yapıları ve desteği vardır- gücünü kıracak, giderek bölgede (geçici olarak kazandığı) temel-vekil bir aktör olmaktan çıkaracaktır. Gerileyen IŞİD’den bu kritik alanları ve ikmal yollarını hangi güçler alacak ve elinde tutacak, kimler arasında yeniden nasıl paylaşılacaktır? Şimdi ki “taktik mesele” budur. Bu da Suriye’den başlayarak bölgenin yeniden entegrasyon sürecine bağlanacaktır. Bölgedeki tüm küresel, bölgesel ve yerel güçler, IŞİD’in gerileme eğilimine doğru, artık yalnız kendi alanları koruma değil, yeni alan kazanma ve kendine ön hat açmak için, birbiriyle karmaşık ve değişken taktik ittifak ve çatışma, işbirliği ve çelmeleme kombinasyonlarıyla hamle yapmaktadır.

Son 1 aydaki tempolu gelişmeleri kabaca sıralamak bile durumdaki değişimi göstermeye yeter:

Rusya-İran desteğindeki Esad güçlerinin Halep’i kuşatması, ABD’nin kısmi hava ve silah desteğiyle cihadçı çetelerin kuşatmayı kısmen kırması… ABD’nin önceliğinin Rakka olmasına karşın, SDG/YPG’nin ABD’yi Menbiç’e “ikna etmesi”, gerçekte ABD’nin muhtemelen Türkiye’yi de kendi Suriye politikasına entegre edebilmek için Menbiç’i bir koz olarak kullanması, Türkiye’nin kendi planlarıyla ABD’yle pazarlığa oturarak Menbiç’in alınmasını 1-2 ay geciktirmesi… Türkiye’nin 15 Temmuz ve Menbiç’in YPG tarafından alınmasıyla da hızlanan biçimde, Rusya ve İran ile pazarlık ve manevraları, ASAD’ı Cumhurbaşkanlığı başdanışmanlığına getirmesi… Rusya’nın ilk kez bir İran üssü üzerinden Suriye’deki IŞİD alanlarını bombalaması, ardından İran üssünü kullanmaya devam edip etmeyeceği üzerinden Rusya ile İran arasında anlaşmazlık. YPG’nin Haseke kırsalına girmesi ve Esad ordusu tarafından bombalanması, ABD’nin YPG’ye hava koruması yapması, Rusya’nın devreye girip arabuluculuğuyla Haseke’de YPG-Asayiş ile Esad ordusu arasında ateşkes ilan edilmesi, YPG-Asayiş’in askeri üs ve devlet binaları dışında kentin bir bölümünü kontrol etmeye devam etmesi. Barzani peşmergelerinin IŞİD’in elindeki Musul kırsalına girmesi, burada IŞİD’den önce Irak ordusunun müdahalesi ile karşılaşması… Türkiye başbakanı Binali Yıldırım’ın “Suriye’de Esad’ı geçiş sürecinde muhatap alabiliriz” açıklaması. Rusya Strateji Enstitüsü şefi Markov’un, “Türkiye Suriye’deki bazı gruplara yaptığı destekten vazgeçmeye hazır. Halep çatışmalarının sona ermesiyle çok şey değişecek, özellikle güç dengeleri değişecek. Taraflar arasında uzlaşı birkaç ayda sağlanabilir. Tarafların çıkarları da gözönünde bulundurulacak. Türkiye Suriye’de bir Kürt bölgesine karşı çıkıyor. Kürtler Suriye yönetiminden daha fazla saygı görmek için ABD’den uzak durmalı.” açıklamaları. En sonu Türkiye devletinin, Rusya ve İran’ın onayı ve ABD ile daha geniş bir planın ve işbirliği çerçevesinde Cerablus’a girmesi…

Rusya Cerablus konusunda “derin endişe” belirtse de, Türkiye ile, “bazı” cihatçı çetelere (IŞİD ve Nusra) desteğini kesmesi ve sınırlarını kapaması, diğerleriyle (Ahrar, ÖSO, İslam Ordusu, vd) Halep’e müdahil olmaması ve/veya uzlaşmaya zorlaması gibi koşullarla, Cerablus’a onay vermiş görünüyor, Türkiye ve himayesindeki gruplara belli bir etki alanı ve pay, tarzı bir taktik pazarlık veya anlaşma yapılmış olabilir. ABD de, bir süre önce, hem Türkiye devleti hem de PKK’ye birbiriyle görüşmeye oturmaları koşuluyla Suriye’nin yeniden dizaynında birer etki alanı açma tarzı bir teklifte bulunmuş, ancak Türkiye devleti Suriye’de Kürtlere en ufak bir statü tanınmasına tahammül edemediğinden, YPG ise Suriye’de Türkiye’nin “kırmızı çizgileri”ni çiğneyerek ilerlediğinden, her ikisi tarafından da reddedilmişti. Bugünlerde ABD, Rusya, Suriye, Türkiye’nin her biri önümüzdeki birkaç ayda “Suriye’de büyük bir değişim süreci, uzlaşma ve barış”tan bahsediyor görünseler de, bunların şimdilik sadece taktik birer olasılıktan ibaret olduğunu, Cerablus, Menbiç, El Bab ve Halep jeostratejik sahasının daha büyük bir kan gölüne dönmesinin de ciddi bir olasılık olduğunu kuvvetle belirtelim.

FIRATIN-BATISI Cerablus “harekatı” üzerine notlar:

1-

Bu, Rusya ve İran’ın bilgisi ve onayı dahilinde, aslen bir ABD-İngiltere-Fransa-Türkiye “harekatı”dır. ABD, Rusya-İran-Esad’ın Halep üzerinde büyüyen baskı ve kuşatmasını, buradaki cihatçı ve çapulcu vekalet savaşçılarının sıkışmasını, Türkiye ve Azez-Mare’den Halep’e uzanan bir sevk ve baskı hattı ile dengelemeye çalışıyor görünmektedir. Rusya’ya da, Türkiye’nin Suriye’de IŞİD ve Nusra’ya desteğini kesmesi ve sınırlarını kapaması, Türkiye ve himayesindeki diğer cihadçı çetelerin Halep’e müdahil olmaması ve muhtemelen Halep’te bir süre sonra bir uzlaşma gibi güvenceler verilmiş olabilir. ABD ve Rusya, IŞİD ve Nusra dışında, “ılımlı” denilen (çocuk başı kesen, katliamcı, tecavüzcü, yağmacı) cihatçı çetelere de Suriye’de “kontrol altında” bir etki alanı verilmesi doğrultusunda kısmi bir uzlaşmaya gidiyor olabilir.

2-

YPG, ABD ile ultra pragmatist bir ittifak ilişkisi yürütüyor olmakla birlikte, bunun ABD açısından stratejik ve değişmez bir ittifak olduğu yanılsamasına kapılmamalıdır. ABD, Türkiye ile muhtemelen daha geniş bir plan ve Azez-Mare hattından El Bab’a doğru uzanan bir kara savaşı gücü oluşturulabildiği durumda (biraz zor görünmekle birlikte), “Fırat’ın batısı”nı gerçekten SDG/YPG’ye kapatabilir. Hiç kimse pragmatizm konusunda ABD emperyalist kapitalist oligarşisinin eline su dökemez. O, epey irtifa kaybederek de olsa halen küresel hegemon güç olarak, tümüyle sorun ve ihtilaflar yaşadığı “müttefik” ve “muarrız” küresel, bölgesel, yerel ve vekil kapitalist güç odaklarının birbiriyle çoklu ihtilaf, çelişki ve gerilimlerini kullanarak, en az enerjiyle en karmaşık bir hegemonik yönetişim inisiyatifini sürdürmeye çalışmaktadır. Rusya-İran-Esad’a bir hareket alanı -mecburen- tanımak zorunda olsa da, YDG/YPG’ye dönük bir saldırıyı “istemiyor” görünse/sanılsa da, “Batı” ekseninin, yanısıra biraz balans ayarı verilerek, biraz kontrollü esnemeyle Türkiye, Suud, İsrail gibi müttefiklerinin, ve (IŞİD ve Nusra dışındaki) “ılımlı” denilen cihatçı ve çapulcu çetelerin Suriye’de bir etki ve denge gücü ve sahası olmasının yolunu açıyor.

3-

Bu Türkiye cephesinden askeri planda aslen bir TSK-ÖKK, MİT ve ASAD “harekatı”dır. Erdoğan-AKP’nin daha önceki Cerablus’tan başlayarak Halep’e doğru “güvenli bölge”, “tampon bölge” adı altında işgal ve ikmal hattı oluşturma girişimi, yalnız ABD ve Rusya’nın blokajı ile karşılaşmakla kalmamış, TSK da buna ayak diremişti. AKP’nin Suriye politikasını -15 Temmuz öncesinden başlayarak- esnetmeye dönük verdiği sinyaller, Rusya, İran, Mısır, İsrail ile özür anlaşma ve manevraları, ABD ile kısmi gerilim politikasına karşın onun Suriye politikasına bir esneme (ve Rusya üzerinden rezerv) marjıyla entegre olmaya başlaması kadar, 15 Temmuz sonrası TSK’nın iç dengelerinin önemli ölçüde değişmesi ve OHAL düzenlemeleri de, Cerablus “harekatı”nın önünü açmış görünüyor. ASAD’ın da cumhurbaşkanı başdanışmanlığına getirilmesinin temel bir nedeni ve Suriye’de oynayacağı rol de açıklık kazanmış oluyor. AKP’nin ABD-AB’ye karşı yüksekten atıp alçaktan sürünmesine ve Rusya ile kırıştırmasına karşın, ABD-NATO, dibe vurmuş Türkiye ordusu, istihbaratı ve kontrgerillasına yeniden ve daha derinlemesine nüfuz etme olanağı buluyor.

cerablus-harekati-do-04cde8e014bc103c21b84-

Bu, yine Türkiye cephesinden salt bir AKP hamlesi değil, Türkiye tekelci burjuvazisinin ortak desteğindeki bir harekattır. Harekatın ABD-Fransa-İngiltere desteği, Almanya ve Rusya onayı ile yürütülmesi, YASED, TÜSİAD, TOBB için yeterli destek güvencesidir. Türkiye tekelci burjuvazisi, bir süredir dışına düştüğü ve “anlatacak başarı hikayesinin kalmadığı” ABD-AB-NATO ekseniyle stratejik ilişkilerin tazelenmesinden, Rusya, İran, İsrail, Mısır ile ilişki ve anlaşmaların olmasından, Türkiye’nin Suriye’de ABD-Rusya’nın “denge” politikasına doğru entegrasyonu ve yeniden “sahalara” dönmesinden gayet memnundur. Antikapitalizmsiz bir antiemperyalizm ve antiAKPcilik bu yüzden içi boş kalmaya mahkumdur.

“Komünistlerin öncelikli görevi, tekelci burjuvazinin bu saldırgan ve yayılmacı dış politikasının işçi sınıfına karşılığını işçilere anlatmak, tekelci kapitalist saldırgan dış politika karşısında sınıf tutumunu örgütlemektir. İşçi sınıfı, sömürü alanlarını genişletmek ve derinleştirmek isteyen Türkiye tekelci burjuvazisinin ve kapitalist devletinin sermaye ve meta ihracıyla, petro-dolarları daha fazla çekmek ve enerji kaynakları ve dağılım hatları üzerinde etkili olmak, sermaye birikiminin kanallarını çoğaltmak ve genişletmek için giriştiği saldırgan politikalarına kararlılıkla karşı durmalıdır.” (Emperyalist ve Bölgesel Tekelci Savaşa Karşı Sınıf Savaşını Yükseltelim/Devrimci Proletarya, 26 Haziran 2012)

5-

Harekata Özel Kuvvetler, MİT ve ASAD organizasyonuyla, ÖSO adı altında, günlerce önceden Halep, İdlip, Azez gibi yerlerdeki otlanma alanlarından toplanıp Türkiye’ye getirilen Sultan Murat Tugayları, Feylak, Hamza Tugayları, Şamlılar, Rahman Kolorduları gibi binlerce cihadçı ve çapulçu çeteleri ve döküntüleri katılıyor. Bunların, ABD ve Türkiye’nin daha önce bu yöndeki bir dizi girişiminin fiyaskoyla sonuçlanmasından görüleceği gibi, çapulculuk, yağma, sivil katliamı, tecavüz vb dışında doğru dürüst bir savaşma disiplini ve alan tutma yeteneği yok. Daha işgalin ilk gününde, IŞİD çekilmişken 46 sivili öldürdüler, ikinci gününde de “Kürtlere saldırıp saldırmama” tartışması üzerinden birbirlerine girip çatıştılar, 2 kişi yaralandı. Ancak MİT-ÖKK-ASAD’ın kontrgerilla çeteleri, Ahrar ve İslam ordusu gibi Türkiye yörüngesindeki çeteler ve ABD-Fransa’nın sevk ettiği “Batı”ya entegre çetelerle, burada bir ordu, kontrgerilla ve çete sevk ve idare merkezi kurulacağı anlaşılıyor. Adı geçen çeteler, ABD-Fransa-Türkiye işbirliğiyle Türkiye’de yeniden düzenlendikleri platformla (ki bir Suud üst düzey temsilcisi de katıldı) çizilen yeni rotaya uymayacak diğer muhalif cihatçı gruplara karşı zor kullanacaklarını vb açıkladılar. Bununla birlikte IŞİD’den sonraki en büyük cihatçı çetesi Nusra’nın bile “ılımlı marka” kafakesenler arasına karışmaya çalışması ve zaten bunlarla iç içe ve geçişli olması, ABD’nin de en son Halep’te olduğu gibi Rusya destekli Esad ordusuna karşı Nusra’ya açık-örtük destek vermesi, rezervlere, ikili-üçlü sinsi taktiklere, karanlık anlaşma ve kamuflajlara, kirli savaş diplomasisine işaret ediyor.

101d8cab6a0627b336f6ffb1af4644a16-

Bunun aslen IŞİD’e karşı bir “harekat” olmadığını görmek zor değil. Türkiye’de IŞİD’ciler cirit atarken, en az 70 şehirde sayısız hücreleri, 10’a yakın “kurtarılmış mahalleleri” varken, canları sıkıldığında 50-100 kişiyi birden katlederken, istedikleri gibi sınırdan girip çıkarken, sınır ötesinde birkaç bin kişilik bir kasabada, yine zaten çoğu Türkiye’nin desteği ve organizasyonuyla sınırdan girip oraya yerleşmiş birkaç yüz IŞİD’ciyi, tanklı toplu savaş uçaklı binlerce kişilik bir özel kuvvetler ve yine cihadçı çeteler sürüsü ile “kovalama harekatı” ne kadar anlamlı olabilirdi ki? Nitekim bu anlamıyla bu bir “harekat” bile değildir. IŞİD’in daha önce Türkiye devletine karşı ciddi bir saldırısının olmaması, Türkiye devletinin de Türkiye’de (ne de dışında) IŞİD’e karşı ciddi bir operasyonu hatta dava iddianamesinin olmaması Türkiye-IŞİD karanlık konsensus geleneğine uygun olarak, Cerablus’ta da IŞİD çetelerinin çoğu savaşmadan çekildiler. Dahası, IŞİD’in Antep’te Kürt kına düğününde 29’u çocuk 54 kişiyi katletmesinin arkasındaki güçler ile Cerablus harekatı arasında bir bağlantı olması da küçük bir olasılık değil.

ypg-menbici-almak-ic-5e41fd8ba3f44ab66f3c6-

“Harekat”ın amacının YPG’nin batıya ilerlemesini engellemek olduğunu herkes biliyor ve söylüyor. “Harekat”ın adı bile kör gözüm parmağına; “Fırat Kalkanı”. Türkiye tekelci kapitalist devleti, YPG’nin Batıya (Cerablus veya El Bab) ilerlemesini engelleyip Menbiç’ten çekilmeye zorluyor. Türkiye başbakanı ABD başkan yardımcısı ile görüşmesinin ardından, ABD ile YPG’nin “Fırat’ın doğusu”na çekilmesi konusunda mutabakat sağladıklarını açıkladı. YPG ise ABD’den gelen “YPG çekilecek/çekiliyor” açıklamasına karşın şu açıklamayı yaptı: “Biz Fırat’ın batısında, Demokratik Suriye Güçleri içinde yer alıyoruz. Orada kendi topraklarımızda bulunuyoruz. Bazılarının isteği doğrultusunda kendi topraklarımızdan çıkmayız. ” TSK ve/veya cihatçı ve çapulcu çeteleri, YPG’ye, Menbiç’e, kantonlara karşı bir saldırıya girişirse, bunun Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da Kobane, Şengal, 6-8 Ekim gibi yankı ve sarsıntıları olabilir.

“Senaryo çok tanıdık; tampon bölge adı altında Batı Kürdistan’da özyönetimlerini geliştiren ve özerkliklerini ilan eden Kürtler’in bu kazanımı fiili işgal durumuyla yok edilecek, böylece hem Batı Kürdistan’ın özerkliği ve Kürt halkının tüm parçalarda ulusal birlik yönünde artan özlem ve yönelimlerinin önüne set çekilmiş olacak hem de işgal edilecek olan bölge, emperyalist kapitalist müdahalenin önünü açmak için iç savaşı derinleştirecek bir saldırı merkezi olacaktır. Türkiye şunu bilmelidir, Suriye’ye dönük herhangi bir saldırı, Batı Kürtdistan’da demokratik özerkliğini ilan eden Kürt halkına müdahale, Batı Kürdistan topraklarının fiili işgali anlamına gelecek bir tampon bölge girişimi sadece Suriye’yle savaşa girmek demek değil, artık Kuzey Kürdistan’la da sınırlı kalmayacak Kürdistan’ın tüm parçalarını da içine alacak bir savaş cephesi açmak demektir! Suriye’ye müdahale nasıl ki Kürt halkını ezmenin de politikasıysa bu mühalenin karşılığı da Kürtlerle savaşının çok daha geniş bir coğrafyaya yayılması olacaktır.” (Tekelci Burjuvazinin Savaşına Değil Sınıf Kavgamıza Asker Yazılalım/Devrimci Proletarya, 28 Ağustos 2012)

ABD ve Rusya’nın tutumunun ne olacağından bağımsız olarak (çoğu analiz buna odaklanmakta veya medet ummaktadır), aslolan direnmek ve çok net bir proleter karşı koyuştur.

5-

ABD-AKP’ye karşı Avrasyacılığa göz kırpan, Rusya-İran-Esad’dan medet uman genişçe bir liberal reformist ulusal-halkçı orta sınıf sol kesimi, bunların en azından Halep çerçevesinde (daha epey karanlık yönleri de olan) taktik bir uzlaşmaya varıvermiş olmaları, Rusya ve İran’ın Türkiye’nin ve cihatçı çetelerin Mare-Azez 80 kilometrelik hattında, daha bir miktar da güneye inecek gibi görünen bir işgal ve çakallık alanına onay vermiş olmasına ne diyecekler acaba? Rusya, İran, Esad’ın “aldatıldığını” mı söyleyecekler dersiniz? Rusya emperyalist ve İran bölgesel tekelci kapitalist güçlerinden “laiklik” vb bekleyerek kendilerini ve kitleleri nasıl aldattıklarının hesabını verebilecekler mi?

6-

“Soruna bu temelde yaklaşırsak ancak “emperyalist/bölgesel tekelci kapitalist savaşa karşı sınıf savaşı” şiarını yükseltebiliriz. Bugün Suriye’de Türkiye’nin de doğrudan müdahalesinin olduğu bir gerici iç savaş yaşanıyor. Türkiye’nin bu kirli ve kanlı müdahale politikalarını deşifre etmek, ve bunları çok geniş bir kesimin gündemi yaparak uygulanamaz hale getirmeliyiz. Suriye’yle savaş durumunda işçi sınıfının tek yapacağı şey, “kendi” burjuvazisi ve onun bölge haydutluğu politikalarına karşı, Suriyeli sınıf kardeşlerimizin katledilmesine karşı etkin ve kitlesel sınıf savaşımını geliştirmektir.

İşçi sınıfı, emperyalist, bölgesel tekelci ve yerel işbirlikçi kapitalist haydutların halkların kanı üzerinden güç ve paylaşım saldırganlığını durdurmak ve ulusal demokratik talepleri için mücadele eden Kürt halkına yönelen baskı, saldırı ve imha politikalarını, Kürdistan’da artık gizlenemez durumda olan savaş halini ortadan kaldırabilmek için kendisi “savaş hali”ne geçmelidir. Bunun bugün sınıf dilindeki en somut karşılığı genel grev genel direniştir! Tekelci burjuvazinin savaş ekonomisi, akbaba siyaseti ancak bu şekilde işlemez hale getirilebilir. Her türlü sınıfsal-toplumsal-siyasal gündemi bu temelde ele almalı, tekelci burjuvazinin, devletinin ve bir savaş hükümeti olarak konumlanan AKP’nin saldırı politikalarını uygulayamaz hale getirmeliyiz.” (Tekelci Burjuvazinin Savaşına Değil Kendi Sınıf Kavgamıza Asker Yazılalım/DP, agy)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*