Anasayfa » GÜNDEM » Çanlar Kimin İçin Çalıyor

Çanlar Kimin İçin Çalıyor

Ortadoğu’da sarsıntılar arasında yükseltilmeye çalışılan yeniden yapılanma süreci bölgedeki çelişik güç ve hegamonya mücadeleleri arasında arkasında derin bir kaos ve yıkım bırakarak ilerliyor. Devasa bir savaş arenasına çevrilmiş bölge boydan boya bir neoliberal kriz ve yıkım içerisine sokulmuştur.

Suriye’nin neredeyse Şam hariç tüm şehirleri harabeye döndü. Benzer bir süreç şu an da Irak’ta da yaşanıyor. Musul kuşatmasına, saldırısına yol açmak için Irak’ın büyük kentlerinden olan Tikrit’i IŞİD’den geri almak için İran destekli büyük bir saldırı başladı. Irak’taki mezhepçi Şii iktidara duyulan Sünni tepkiyi örgütlemiş görünen IŞİD’in ‘Sünnistan’ hayalleri geri adım atmayacağını gösteriyor. İki karşıt gücün savaş meydanına dönecek olan bu tarihi şehir diğer birçokları gibi harabeye çevrilecek. Emperyalist kapitalist politikaların bölgesel işbirlikçileri aracılığıyla uygulandığı bu tarihi coğrafyada birgün gün yüzü görmemiş bölge emekçi halkı iktidar mücadelesinin piyadesi olmaya, başkalarının savaşında dövüşmeye, kan uykulara uyanmaya devam edecek. Öyle ki, emperyalist-kapitalist kan emici güç merkezlerinin söylemlerine bakarsak yaşanılanların henüz fragman boyutunda olduğu görülecektir. Son 2-3 yıllık sürecin zirvesi Musul kuşatmasıyla yaşanacak. Emperyalist ve bölgesel kapitalist güçlerin rant ve sömürü politikaları nedeniyle giriştikleri bu yeniden yapılandırma savaşları dizginlerinden boşanarak tüm Ortadoğu bölgesini kan uykulara uyandıracak. 100 yıllık emperyalist politikalar sonucu birbirine düşmanlaştırılan emekçi halklar birbirine kırdırılmaya, başkalarının davası uğruna dövüştürülmeye devam edilecek!…

Türkiye mali oligarşisi AKP’nin politik önderliğinde stratejik bütünsel bir politikayla Osmanlıcı hayalleri Osmanlı bakiyesi topraklarda yeniden diriltme çabasına emperyalist ılımlı İslam projesinin taşeronu seçilmesini de fırsat bilerek ve biraz da güç yanılmasına kapılarak yüklenmeye başlamıştı. Toplumsal-sınıfsal bir antineoliberal hareketin Arap coğrafyasında patlak vermesi ve peşinden hem Tunus’ta hem Mısır’da Müslüman Kardeşleri iktidara taşıması AKP’nin gözlerinin Sünni İslamcı mezhepçilikle, Ortadoğu’nun lider ülkesi olma hayaliyle parlamasını da doğurdu. Libya’da biraz tutuk davranmışlardı. Sanki bunun özeleştirisini verir gibi Suriye’ye bütün gücüyle yüklendi. Dünyanın bütün lanetli, gerici ve insanlık düşmanı katliamlara imza atan cihadcılara Suriye’ye geçiş kapısını açtı, donattı. 3 ayda gidecekti Esad ve Ortadoğu’nun yeni lider ülkesi Tükiye’nin ‘muzaffer’ (!) başkomutanı olarak R.T. Erdoğan, Şam’da Emevi Camii’nde padişahlara has “şükür namazı” kılacaktı! Gelin görünki boyundan büyük silahı kuşanmış, kaftanının etekleri ayaklarına dolaşan, kafasına taktığı uyumsuz miğferin bozuk siperliği nedeniyle sık sık görüşü kapanan “bornozoğulları” kılıklı bu meczup tiyatral tipler şükür namazını ancak Süleyman Şah’ın kemiklerini kazasız belasız kaçırma operasyonları neticesinde kılabildiler!!! Ellerine yüzlerine bulaştırmamalarının nedeni de olsa olsa YPG’nin yüzü suyu hürmetine, korumasına bağlı olmalıdır! Senaristler şimdilerde bu kaçışın nasıl büyük bir askeri zafer olarak sunulacağı üzerine kanter içinde çalışıyor olmalılar.

Suriye’den “çok başarılı” bir şekilde kaçırılan şey Süleyman Şah’ın kemiklerinden çok, galiba iflas etmiş bir bölgesel politikaydı. “Stratejik Derinlik” Ortadoğu’nun kurtlar sofrası ikliminde gerçekliğe oldukça yabancı kalmış akademik bir hülya olarak kötürümleşti. Ve bir gece vakti bu kötürüm politika apartopar merkeze kaçırıldı. Şimdi hasar tespitiyle birlikte içine düşülen stratejik çukurdan nasıl çıkılacağı üzerine planlar yapılıyor. “Değerli yalnızlıktan” ve onun “ahlaki-insani”(!) söylemlerinden vazgeçmek ve bunu kitlelere yutturabilmek için yeni senaryolar hazırlıyorlar.

Çanlar AKP’nin neoliberal muhafazakar iç ve dış politik vizyonunun tümü için hepbirlikte çalıyor. Vizyon ve vitrin parıltılı neon ışıklarını yitireli çok olmuştu. Düne kadar “demokrasi tramvayı” gereği vitrine konulanlar geri çekilmekte ve yerine dikta-başkanlık heveslerini pekiştiren söylemler ve apsürt komedi tadında Duşakabinoğulları gibi dibe vuruşun sembolü haline gelmiş tek perdelik piyesler almaktadır. Ekonomi toparlanamamakta, tüm göstergeler hızla derin bir ekonomik krize doğru ilerlendiğine işaret etmektedir. Empeyalist, kapitalist tüm kurumlarla “güç bende” ahmaklığıyla girilen yapay it dalaşlarının sonucu işçi ve emekçilerin yaşamı kabusa çevirmektedirler. Öyle bir hale gelmiştir ki sürdürülemeyen ve artık taşınamaz hale gelmiş tüm bu politikalar polis zoruyla, payandasıyla ayakta tutulmaya çalışılmaktadır. Cumhurbaşkanına göre artık faizleri indirmeyen M.B Başkanı, Ekonomi Bakanı dahi vatan hainidir! Varın toplumsal muhalefete, sokağa çıkanlara, hak ve özgürlük talep edenlere nasıl bir düşman sıfatı bulunacağını siz düşünün! Onlara sıfat değil şu günlerde en hakikisinden polis mermisinin yolu hazırlanmaktadır. AKP’nin ve politik temsilciliğini yaptığı tekelci burjuva kesimlerin girdikleri bu yoldan dönüşleri artık pek mümkün görünmemektedir. Battıkça çırpınacak, çırpındıkça daha çok batacaktır ve kendisiyle birlikte işçi sınıfı ve emekçilerin yaşamlarını da kabusa çevirecektir.

Bu çılgınlığın temel nedeni başta Kürt emekçi halkı ve kadınlar olmak üzere geniş bir toplumsal-sınıfsal kesimin AKP’nin neoliberal muhafazakar politikalarına derin bir nefret ve redediş içinde olmaları ve bu yüzden yönetme yeteneğinin yitirilmesindendir. Yönetilemeyen kitleler büyümekte, sokaklar sürekli hareketlenmekte, sınıfsal taleplerle greve çıkan metal işçilerinin eylemleri “milli güvenlik” safsatasıyla bastırılmaya çalışılmaktadır. İçte ve dışta artık değerli yalnızlıktan, depresif bir sosyopatiye doğru pupayelken ilerlemektedir. Bu gemi emekçilerin özlem ve ihtiyaçlarını bastırmak adına açtığı tüm o yelkenlerini indirmek, demokrasi ve özgürlük istemlerinin karşılamak yerine en bilindik yere sarılacak, emperyalizm ve onun bölgesel politikarıyla yaşadığı uyuşmazlık açığını gidermek için tüm söylem ve pratiğini bordodan aşağı atacak, ne kadar bağımlı olduğuna, işbirliğine hazır olduğuna dair söylem ve pratiğe yönelecektir.

Kobané direnişi ve zaferi AKP’nin dış politikasının tabutuna son çiviyi çaktıktan sonra başka şansları da kalmamıştı. Son bir gayretle ya tutarsa diye IŞİD çeteleri üzerinden Sünni mezhepçi bölgesel politikasıyla Kürt halkının ulusal mücadelesine düşmanlığını birleştirmesi de işe yaramayıp, Kürt halkının direniş duvarına çarpınca yapacak başka bir şeyi de kalmadı. Davutoğlu’nun jargonunda “öfkeli Sünni Arap gençlerinden” öte bir yer kalmayan IŞİD denen vahşi yapıya karşı girişilecek saldırılara askeri (şimdilik lojistik yardımlar şeklinde olsada arkası gelecektir.) destek vereceğini açıklaması yenilginin ilanı oldu. O her ne kadar yaşadığı yenilgiyi kabul eder geri adımlar atıp, pratiklere girişsede bir kaç yıldır içine girdiği, emperyalist devletlerce küstahlıkla kodlanmış tüm o söylem ve pratikler ödettirilecektir. İşte Başbakan Davutoğlu’nun ABD ziyareti sorulan ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsünü “bilgim yok” demesinde olduğu gibi, kaale alınmama, denklemden dışlanma, etkisiz elemana çevirme şeklinde sürecektir. Benzer birşey Suudi Arabistan’a Mısır’la aramızı düzeltin diye ricaya giden Cumhurbaşkanı’nda başına gelmiş, yeni Kral’la tercüme dahil 35 dakika konuşabilmiştir! Dışarıda böyle hırpalanan (Libya’da ki iktidarsız iktidar tarafından bile tüm ilişkileriyle birlikte kovulan bir ülke durumundadır.) bir siyasal iktidar, içte bugüne kadar yediği tüm o herzelerin faturasını ağır olacağını bilmekte o yüzden “iç güvenlik” adı altında sıkı yönetim yasalarına sarılmaktadır. Ne demiş şair: “Rüzgar eken fırtına biçer”. Senin bugün toplumsal-sınıfsal muhalefetin tüm kesimlerine karşı hazırladığın tüm o zapturapt yasaları olduğu gibi birgün sana uygulanır. Bundan kaçışın yok.

Seçim sathı mealine girdiğimiz şu günlerde parlementer-reformist hayallerin işçi sınıfı ve emekçilere pompalanmasına karşı en çok ihtiyaç duyulan militan-birleşik bir sınıf hareketini sokakta, fabrikalarda, okullarda örebilmektir. Mart-Mayıs sürecinin devrimci takviminin de yardımıyla devrimci bir sınıf hareketinin demokrasi ve özgürlük taleplerini kazanmak için tek yol olduğu gösterilmelidir. Parlementarist hayallerin küçük burjuva reformistlerince “umut” olarak pazarlanmasının yaratacağı hayal kırıkılığının önüne geçebilmenin tek yolu budur. Bu cangıldan çıkış ve özgürlük ve demokrasinin kazanılması kapitalizmi ve onun tüm ideolojik-siyasal biçimlerini çöpe atmayı hedefleyen sınıf mücadelesiyle, kora kor bir devrimci savaştan geçecektir. Bugün her haliyle bir rezillik ve burjuva riyakarlığının ahırına dönmüş olan parlementodaki birkaç sandalyeden değil! AKP ile birlikte verili egemenlik ilişkilerinin, sermaye diktatörlüğünün sonunu ilan edecek çanlar ancak işçi sınıfının kendi kaderini eline almasıyla özgürlüğüne ML ideolojisince sahip çıktığında çalacaktır!…

Ercan Akpınar
Sincan 1 No’ lu F Tipi Hapishanesi
Ankara

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*