Anasayfa » BASINDAN » Büyük Madenci Yürüyüşü: Bir ayağı olmayan işçiler bile…

Büyük Madenci Yürüyüşü: Bir ayağı olmayan işçiler bile…

Bi’ tek maden işçileri değil; eş, dost, kardeş, komşu, ailecek, çoluk çocuk, bütün mahalle; eline battaniyeyi alan bütün şehir “Gemileri yaktık, geri dönüş yok!” diye diye yürürYerin derinliklerinden çıkıp 35 gün süren grev boyunca Ankara, seslerini duymayınca, otobüslere doluşup Ankara’ya gitmeye karar verirler. Bu duyulup da şehre araçların girişi yasaklanınca “Madem ayaklarımız var. Biz de yürürüz o zaman!” diyerek Zonguldak’tan başlarlar Ankara’ya yürümeye… “Ayaklarımız var” dediklerine bakmayın. Koltuk değnekleriyle bir ayağı olmayan işçiler bile yürür… Tarih, 4 Ocak 1991’dir.Maden-İş’in önündeki o hafif yokuşlu dar sokak işçilerle dolup taşar. Sendikanın camına çıktığında işçilere “Canlarım!” diye seslenen Şemsi Denizer’i görür görmez işçilerin de, “Silkele başkan, düşüyorlar!” demelerine bakmayın… Yürüyüşün lideri sendika başkanı değil, işçinin ta kendisidir… Kendiliğinden yürürler… Yürüyen sanki 100 bin kişi değil, bir şehirdir, dünyanın yollarda gördüğü en güzel kalabalıktır. Bi’ tek maden işçileri değil; eş, dost, kardeş, komşu, ailecek, çoluk çocuk, bütün mahalle; eline battaniyeyi alan bütün şehir “Gemileri yaktık, geri dönüş yok!” diye diye yürür. Kadınlar, erkeklerin yanında değil, önündedir…İşçiler Devrek’e vardıklarında Devrekliler kapılarını açar, alabildikleri kadar işçiyi evlerinde konuk ederler, fırınlar bedava ekmek dağıtır… Kahveler de bedavadır, hiçbir işçiyi üşütmezler, aç bırakmazlar. İşçiler ertesi sabah, Ankara’ya doğru yukarıya çıkarken “Devrek halkına teşekkürler!” diye sloganlar atarlar. “Devrek burada. Devlet nerede?” diye bağırırlar.Mengen’e geldiklerinde Devrek’te gördükleri sıcaklık yoktur, Mengenli tedirgindir. İşçiler hemen bir slogan üretir: “Mengen, Gerede! İnsanlık nerede?” Ve an gelir; greyderler, dozerlerle yolları kesilir. 50 metre kalmıştır ki, E5’e çıkmalarına izin verilmez. Jandarmalar karşılarındadır. Direnen anneleri gördükçe kimilerinin esas duruşta gözlerinden yaşlar akacaktır… İşçiler bir çoban ateşi yakıp ocak ayının o soğuğunda geceyi sokakta geçirirler. Dillerinde türküyle: “Ankara’nın yolları taştan / Özal sen çıkardın işçileri baştan!”Ve sabah olur… 7 Ocak 1991… Mengen Belediyesi’nin penceresinden çıkan Şemsi Denizer Zonguldak’tan “Gemileri yaktık. Geri dönüş yok!” diye yola çıktıkları işçilere gene “Canlarım!” diye seslenir: “Yürüyüş planımız, anlaşma ortamı yaratmaktı. Bugün yönetim kurulu ile Ankara’ya gidiyorum. Üç gün Zonguldak’a gelemiyorum.” Yaşanan büyük bir şaşkınlıktır. “Biz buradayız!” diye seslenir işçiler. Denizer, “Bana güveniyor musunuz?” der. Cevap “Evet. Gemileri yaktık, geri dönüş yok”tur. O zaman Şemsi Denizer der ki: “Yürüyüş eylemi bitmiştir. Sizler Zonguldak’a dönüyorsunuz.” Sessizliği bir kadının sesi yırtar: “Hayır başkan, hayır, geri dönüş yok!” Bu sese işçiler de katılır. Derken, “Başkan geri dönüş yok!” diye bağıran işçilerin sesini “Başkan sen ne dersen o olur!” diyen işçilerin sesi bastırır… Denizer, Belediye’nin penceresinden onlara “ANAP’ın ajanları!” diye bağıracak, onları işaret ederek “Aranızda kışkırtıcılara yer vermeyin!” diye seslenecektir. Kışkırtıcı diye itham ettikleri ki, yıllarca grev komitelerinde çalışmış, doymak için değil, yeniden doğmak, insan gibi yaşamak için direnen işçilerdir.Gerisin geriye Zonguldak’a otobüslerle biraz şaşkın, biraz buruk dönen işçileri, şehirde kalan Zonguldaklılar, alkışlarla karşılar. Alkışladıkları, işçi sınıfının, bütün şehrin dayanışmasıdır. Ne olmuş da Denizer geri dönüyoruz demiş, toplu sözleşme ne zaman imzalanmış, Ankara onları ne kadar bekletmiş, grev ne kadar daha ertelenmiş, işçiler haklarını alabilmişler mi, ne istemişler, ne almışlar, bunları emek tarihçileri yazsın.Gücüne inanan, yollara düşen maden işçilerine, geri dönmek istemeyenlere, işçilerle dayanışan kadınlara, çocuklara, şehrimin bütün kara elmaslarına benden bin selam olsun!

Sendika.Org / Can Kartoğlu

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*