Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Burjuvazinin meclisi çalışıyor!

Burjuvazinin meclisi çalışıyor!

İnsanlığın kara tarihinde her toplum biçimi ezen ve ezilen, sömüren ve sömürülen sınıfların karşıtlığına dayanmıştır. Bu gerçeği burjuvalar bize kendi çıkarlarına denk düşecek şekilde sıkça hatırlatır: “Her zaman ezen ve ezilen birileri olmuştur. Ayaklar baş olur mu? Bir elin parmakları eşit mi? O yüzden sus ve işine bak!”

Gel gelelim bir sınıfı ezebilmek için, sömürüsünü devam ettirebilmek için ona hiç değilse kölece varoluşunu güç bela sürdürebileceği koşulları sağlamak gerekir. Çünkü işçi ancak halen şöyle düşünüyorsa ezilmeyi sürdürebilir: “Bolluk içinde yüzmüyoruz ama en azından yiyeceğimiz var! En azından yaşıyoruz, en azından çocuklarımız okuyor, onlar bu hayatı yaşamayacaklar inşallah, en azından başımızı sokacak bir evimiz var, en azından Allah’a şükür sağlıklıyım, en azından karım, en azından beyim, en azından emekli olunca…” En azından, en azından derken bu hayat, bu ezen ezilen ilişkisi, bu sömüren sömürülen ilişkisi bir yaşam boyu sürer gider. Nazım Hikmet‘in Haydarpaşa garının merdivenlerindeki resmettiği işçi gibi:

-Galip Usta- tuhaf şeyler düşünmekle meşhurdur:/ “Kâat helvası yesem her gün” diye düşündü/5 yaşında./“Mektebe gitsem” diye düşündü/10 yaşında./“Babamın bıçakçı dükkânından/Akşam ezanından önce çıksam” diye düşündü/11 yaşında./“Sarı iskarpinlerim olsa/kızlar bana baksalar”/diye düşündü/15 yaşında./“Babam neden kapattı dükkânını?”/Ve fabrika benzemiyor babamın dükkânına”/diye düşündü/16 yaşında./“Gündeliğim artar mı?” diye düşündü/20 yaşında./“Babam ellisinde öldü,/ben de böyle tez mi öleceğim?”/diye düşündü/21 yaşındayken./“İşsiz kalırsam” diye düşündü/22 yaşında./“İşsiz kalırsam” diye düşündü/23 yaşında./“İşsiz kalırsam” diye düşündü/24 yaşında./Ve zaman zaman işsiz kalarak/“İşsiz kalırsam”/diye düşündü/50 yaşına kadar./51 yaşında “İhtiyarladım” dedi,/“babamdan bir yıl fazla yaşadım.”/Şimdi 52 yaşındadır./İşsizdir./Şimdi merdivenlerde durup/kaptırmış kafasını/düşüncelerin en tuhafına:/“Kaç yaşında öleceğim?/Ölürken üzerimde yorganım olacak mı?”/diye düşünüyor.

Hayatımız böyledir. Kabullenmek bize değil kapitalistlere fayda sağlar, bir ders çıkarmak gerekir.

Güvencesizlik

İşçi sınıfının öz durumu kapitalist sistemde güvencesizlik esasına dayanır. “İşveren” denen kapitalist aslında işçiye iş vermez, işçinin kendi başına çalışmasını olanaksız kılan kapitalist sistemin patronudur o. Üretim araçlarının sahibi kapitalist, işçiyi bir eklenti olarak, o makinelerle, o organizasyon içinde, o emir-komuta, o sömürü ilişkisinde çalışmaya mahkum kılar. İşçinin çalışmak ve sürekli çalışmaktan başka, kapitalistin el koyduğu artı-değerin üreticisi canlı emeğin taşıyıcısı olarak, başka hiçbir yolu yoktur. İşçi çıplaktır, işçi güvencesizdir, işçi sözleşme feshedilirse sokaktadır, açtır, muhtaçtır.

Kapitalist sistem, işçinin daha çıplak, daha güvencesiz, daha aç çalıştırılmasının genel eğilim olarak işlediği bir sistemdir. Kapitalistler işçinin çıplak, güvencesiz, yarı-aç çalıştırılmasını kurala bağlarlar, sömürüyü sistemleştirirler, yasa düzeyine çıkarırlar. İş yasası böylece oluşur. Sonra da işçiye “yasalara saygılı ol” derler.

Kapitalistler bir de üstüne üstlük bu yasaları sıkça değiştirirler. Parlamento bunun aracıdır. 2003 yılında 4857 sayılı İş Kanunu getirildi. Devletin istihdam ettiği işçiler için de 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu var. Bu iki kanun, sömürünün yasa düzeyinde kurallaştırıldığı bu iki kanundaki hükümler bile bugün Türkiye burjuvazisine yetmiyor. 4857‘yi güncellemek, boşluklarını doldurmak istiyorlar. 657‘yi ise iptal ederek yeniden kaleme almak istiyorlar.

Meclis’te halen gündem olan “torba yasa” bu amaç doğrultusunda hükümler içeriyor. “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” adını taşıyan Torba Yasa Tasarısı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne 29 Kasım tarihinde sunuldu. 3 Aralık’ta da “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” başlığı altında ek maddeler “torba”ya kondu.

Maddeler açık

-16 yaş altındaki genç ve çocuk işçilere asgari ücretten daha düşük bir özel asgari ücret verilir. Bunu 18 yaşına kadar olan işçilere doğru genişletiyorlar.
-18-29 yaş arası erkek ve 18 yaş üstü kadın çalıştıran işletmelerin sigorta primlerinin işsizlik fonundan karşılanması maddesiyle, yaşlı işçilerin işten çıkartılarak kapitalistlerin sigorta primi dahi ödemeden gençleri sömürmesinin önü açılıyor.
-Meslek liselerinde okuyan öğrencilere staj sırasında ödenen ücreti düşürüyorlar.
-Silikozis hastası kot kumlama işçilerini meslek hastası işçilerin yararlandığı haklardan yararlandırmamak adına onlara “yoksul aylığı” bağlıyorlar.
-Belediyelerde çalışan norm fazlası işçilerin (yaklaşık 50 bin işçi!) başka kamu kurum ve kuruluşlarına devrini istiyorlar. Amaç belediyelerde tam taşeronluk.
-”Vergi affı” ile -işçiler ve memurlar için doğrudan ücretten kesme devam ederken- sermayedarlar için vergi ve sigorta prim afları getiriliyor.
-Kamuda esnek çalışmanın kurallaştırıldığı ayrıntılı maddeler getiriyorlar. İş Kanunu değiştirilerek, “evde çalışma, uzaktan çalışma, saatli çalışma, çağrı üzerine çalışma” gibi esnek istihdam biçimlerinin getirilmesi, bunların kamuya da taşınması gerçekleşiyor.
– Kamuda başka kurumlara yılda altı ay sürebilecek “geçici” görevlendirmeler,
-24 saat hizmet veren kurumlarda çalışma saatlerinin kurum amirlerince düzenlenmesi hükümleri geliyor.
-Sicil sisteminin yerini disiplin cezası almama koşulunu alıyor.
-Ödüllendirmede “kamusal gelirlerin arttırılması” ölçüt haline getiriliyor.
-Özel sektörden kamuya bürokrat/yönetici atanması, atananların özelde çalıştığı yılların da kamu hizmeti sayılması,
-Kamuda işçiye grev yasakları pekiştiriliyor.
-Özelleştirilen kurumlarla ilgili yargı kararlarının uygulanmaması inisiyatifi yasayla hükümete veriliyor.
-İşçilerden kesintilerle oluşturulan İşsizlik fonundan 2008’den bu yana 10 milyar TL aldılar, mecliste yeni kabul edilen bütçe “işçi parasıyla kalkınma” stratejisinin devam ettiğini gösteriyor.

Ya biz?

Devam edelim mi? Burjuvazi devam ediyor! Meclis çalışıyor! İşçiler gündelik yaşamında Galip Usta gibi “tuhaf şeyler” düşündükçe ve ama şaşırtıcı bir şeyler yapmadıkça, yakılan ve sermayeye peşkeş çekilmek istenen Haydarpaşa garında kolları başının arasında, yalnız ve yorgun oturdukça, biz işçiler bir ders çıkartıp, bir eylemli ses vermedikçe, bir örgütlülük kurmadıkça, bir bilinç geliştirmedikçe, burjuvaların meclisleri yıkılıp işçilerin meclisleri, konseyleri inisiyatifi eline almadıkça hayatımız böyledir. Kabullenmek bize değil kapitalistlere fayda sağlar, bir ders çıkarmak gerekir.

“Her zaman ezen ve ezilen birileri olmuştur. Ayaklar baş olur mu? Bir elin parmakları eşit mi? O yüzden sus ve işine bak!” Gerçekten aynı fikirde misiniz?

(İşçi Meclisi’nin 5. sayısında yayınlanmıştır.)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*