Anasayfa » DÜNYA » Burjuvazi yönetmeye çalışırken…

Burjuvazi yönetmeye çalışırken…

Kasım’ın sonunda toplanacağı açıklanan 2.Cenevre Konferansı öncesi hem emperyalist kapitalist kampların hem de Esad karşıtı muhaliflerin ana gündem maddesini Suriye muhalefetinin yeniden dizaynı oluşturuyor. Suriye Ulusal Konseyi, Özgür Suriye Ordusu gibi çatı niteliği taşıması umulan oluşumlara karşın muhalefet, iktidar alternatifi oluşturacak bütünlüklü bir görüntü verememişti. Esad rejiminin devrilmesine ve kapitalist hegemonyanın derinleştirilmesine yönelik başta Türkiye olmak üzere bölgesel tekelci kapitalist güçlerce desteklenen radikal islamcı çeteler, mali oligarşik bölge politikasının sınırları dışına taşma eğilimleri nedeniyle dıştalanmaya başlamıştı. Çeteler, şeriatçı temelde birliktelikler oluştururken, emperyalistler Cenevre öncesi “ılımlı” temelde bir muhalefet birliği oluşturmaya yöneliyor.

İngiltere Dışişleri Bakanı William Hague, “Suriye’nin Dostları” adı altında biraraya gelen 11 dışişleri bakanının muhalif grupları birlik halinde tavır almaya teşvik ettiklerini ifade etti. El Kaide ile bağlantılı islamcı grupların etkinlik alanlarının genişlediğinin farkında olduklarını belirten Hague, demokratik, çoğulcu bir gelecek adına “ılımlı” güçleri desteklediklerini söyledi. Hague’nin sözünü ettiği 11 ülke, İngiltere, ABD, Fransa, Almanya, İtalya, Mısır, Ürdün, Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Türkiye‘den oluşuyor.

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ise Katar Dışişleri Bakanı ile yaptığı görüşme sonrası gerçekleştirdiği basın toplantısında Suriye sorununun askeri yollarla çözülemeyeceğini, çabalarını ılımlı muhalifleri desteklemeye yoğunlaştırdıklarını söyledi. Kerry, Esad’ın yeniden Cumhurbaşkanı seçilmesinin sürecin uzamasına yol açacağını, siyasal çözümü düşündüklerini ve Esad’ın yeniden seçilmesinin önüne geçilmesini umduklarını da sözlerine ekledi.

Aynı eksende bölgesel kapitalist yeniden yapılanmanın çıkarlarına tümüyle bağlı muhalefet odakları ile islamcı çeteler arası karşıtlaşmalar da gözle görünür hale geliyor. Mısır’da yayın yapan el-Yovmu’s-Sabi gazetesi geçtiğimiz günlerde ÖSO sözcüsünün ÖSO Genelkurmay Başkanı’nın tutuklanması yönünde yaptığı açıklamalara yer vermişti. Fahd el-Masri yaptığı açıklamada, Suriye’nin sahil şehirlerinde alevilere karşı işlenen katliamdan ÖSO’nun sorumlu olmadığını, sorumluluğun “terör örgütlerinde” ve bu örgütlere destek veren ÖSO’nun Genelkurmay’ı Selim İdris’te olduğunu belirtti, bu durumun batıdaki endişeleri arttırdığını ekledi. El-Masri, daha önce İdris’i bölge istihbaratlarının maşası olarak tanımlamıştı.

Cenevre öncesi Esad, muhalefetin verili durumu ve küresel emperyalist kamplar arası kurulan mevcut dengeye dayanarak cesaretli açıklamalar yapmayı sürdürüyor. Emperyalist kapitalist diplomasinin odaklandığı 2014 seçimlerine dair Esad, “gelecek seçimlerde aday olmak için hiçbir engel görmüyorum.” dedi. Son haftalarda Esad’ın bir çok bakanın yeniden seçilmesi için de kampanya başlattığı ifade ediliyor. Esad, Cenevre konferansının ise başarılı olacağını düşünmediğini söylüyor.

Suriye’de tek tipçi diktatörlüğün sınırlarına çarpan, kangrenleşmiş ekonomik, demokratik, ulusal sorunların temelinde sokaklara çıkan işçi, emekçi, yoksulların mücadelesinin tümüyle pasifize edilmesi ve muhalefet namına küresel kapitalizme çeşitli düzeylerde entegre kliklerden başka şeye rastlanmaması işçi sınıfı açısından bunalımı derinleştiriyor. İslamcı çeteler tüm bölge toplumunun ne denli düşmanıysa küresel mali oligarşiye, bölgesel tekelci güçlere tam entegre dizaynı istenen “ılımlı” muhalefette o denli düşmanıdır. Tümü bölgenin sermayenin üst birikim sürecine geçişi doğrultusunda kapitalist reorganizasyonun temsilcisidir. Burjuva yönetememe krizinin yeni bir burjuva dizaynıyla tolere edilmesinin araçlarıdır.

Suriye’de kitleler eskisi gibi yönetilmek istemiyor, rejim eskisi gibi yönetme imkanını kaybediyor. Fakat, işçi ve yoksul kitlelerin hareketin ilk günlerinde ortaya koyduğu özinsiyatifin örgütsüzlüğü, merkezileşme sorunlarını çözemeyişi, bağımsız politik çizgiden yoksunluğu bu kanlı sahnede tarihsel rollerini oynamalarını olanaksızlaştırdı. Bir kısmı ulusal dar görüşlü ve bürokratik komünist yapıların vasıtasıyla rejime yedeklendi. Emperyalizmin doğrudan müdahalesine karşı NasırBaas tandanslı “anti-emperyalist” ulusalcılığın güç kazanması donuk bir konum alışı besledi. Öte yandan liberal “özgürlükçü” yapıların dar Esad karşıtlığı ve burjuva demokratik çerçeveyi aşmayan ufku, işçileri emperyalist kapitalist bölge politikalarının altlığı olmaya çağırdı. Kitlesel ayaklanma döneminde kurulan ve aşağıdan iradenin aygıtları olarak şekillendirilen Koordinasyon Komiteleri, burjuva kliklerden bağımsız bir konum alışa geçemedi. Yer yer ÖSO ve islamcı çetelerle çarpışsa da kapitalist bölge programının özgürlük propagandasından başka şey talep etmedi. Herşeye karşın bu yapılar, kitlesel özinsiyatifin önünü görece açmaları nedeniyle iç sınırlarıyla hesaplaşılacak bir yaklaşımla karşılaştıkları süreçlerde farklı bir içeriğin ifadesine dönüşebilirler.

Suriye denkleminin gösterdiği bir diğer gerçek, geri kapitalist üretim ilişkileri temelinde yapılanmış, demokratik sorunların bütünüyle güncelliğini koruduğu coğrafyalarda dahi bağımsız demokratik bir varoluşun imkansızlığıdır. Bunu koşullayan, üretimin tümüyle entegre ve küresel karakteri, her bölgenin emperyalist kapitalist üretim organizasyonunun yayılma-derinleşme doğrultusuna içerilmesi, liberal demokrasinin küresel anlamda sermaye birikiminin önündeki engellerin giderilmesi temelinde karakterize oluşudur. Demokratik talepler, sermayenin evrensel bütünleşme, siyaseten mali oligarşik merkezileşmesi ile uyumlu olduğu taktirde liberal demokrasinin sınırları tarafından emiliyor, burjuva siyaset yelpazesinin ileri ya da geri unsurlarını oluşturuyor. Ufku, burjuva demokrasisi ile sınırlı siyaset biçimi birikmiş demokratik, ulusal sorunların tümüyle çözülmesi konusunda yeteneksizleşiyor.

Bölgedeki her alt siyasal unsurun dahi emperyalist kapitalist kamplardan, bölgesel tekelci güç odaklarından, bunların bileşiği olan yerel burjuva kliklerin siyasetinden bağımsızlaşamadığını görmek kadar işçi, emekçi, yoksullar açısından bölgeyi yaşanamaz hale getiren buhranı çözecek tek çıkar yolun proleter devrim olduğunu da ısrarla vurgulamak gerekiyor. Bölgesel nitelik kazanan burjuva yönetememe krizinin yerini işçi devriminin almasının, kar değil toplumun ihtiyaçları odaklı, insanlığın yaratıcı enerjisinin üzerinde varolacak, işçi sınıfının ellerinde yükselecek yeni bölgenin katliamı, baskıyı, sömürüyü durduracak tek seçenek olduğunu da. Bölgeye savaşın tüm toplumsal temellerini yok ederek egemen olacak barış, sosyalist devrimle, işçi iktidarıyla gelecek!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*