Anasayfa » GÜNDEM » Burjuva siyasetinde önümüzdeki sürecin “ısınma turları”

Burjuva siyasetinde önümüzdeki sürecin “ısınma turları”

Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesinin ve belli sınırlar içinde dışarıya mesaj iletilmesinin önünün açılması, tecritin kısmen kaldırılması ve Öcalan’ın açlık grevlerinin bitirilmesi çağrısı üzerine, tecritin kaldırılması istemiyle Leyla Güven’in 200. gününde olduğu ölüm orucu ve 4 bin tutsağın açlık grevi, kazanımla bitirildi.

Şovenist kesimlerin bir süredir yürüttüğü “HDP’nin AKP’yle uzlaştığı” şamatası gerçekleri yansıtmıyor. HDP’nin İstanbul darbeci seçimlerine ilişkin politikasında bir değişim yok. Kuşkusuz, İstanbul seçimlerinde Kürt seçmenin kilit bir noktaya gelmesi nedeniyle, AKP-Erdoğan Kürt seçmenini “yumuşatmayı”, HDP ise, AKP-Erdoğan’ın sıkıştığı bir noktada pazarlık kozlarını yükseltmeyi gözetiyor.

Buna karşın, İstanbul seçim sonuçlarının şu veya bu düzeyde nasıl devam edeceğine dair ancak etkenlerden biri olacağı çok aktörlü bir süreç başlamış durumda. Sürecin büyük aktörleri arasında ABD, AB, Rusya, İran, TÜSİAD vbnin de olduğu, S-400’ler, İran’a ambargo, Suriye’nin yeniden nasıl şekilleneceği, Türkiye’de siyasetin yeniden şekillenip şekillenmeyeceği, bir bütün olarak Kürt sorununun nasıl şekilleneceği gibi sorunların pazarlık masasına konulduğu düşünülürse, bir seçim marjını çok aşan güçler ilişkisinin yeniden nasıl şekilleneceğine dair bir sürecin başlangıcında olduğumuz daha iyi görülebilir.

Kürt sorunu, bu “büyük resmin” önemli bir halkası, ama ancak bu “büyük resim” içinde değerlendirilebilecek bütünsel bir parçası. Öcalan avukatları üzerinden yaptığı açıklamada, ortada henüz bir müzakare olmadığını söylüyor. Demirtaş’ın da söylediği gibi şu anda, kimse tam olarak önünü göremiyor, yalnızca karşılıklı nabız yoklamaları ile manevra kapasitesini genişletmeye çalıştığı bir süreç işliyor.

Öcalan, Kürtlerin Suriye’nin bütünlüğü içinde “pozitif bir rol” oynayacağını, ancak “Kürtlerin ve diğer toplulukların (Türkiye’de ve Suriye’de-bn) temel haklarının anayasal güvenceye alınmasının zorunlu olduğunu” söylüyor. Süreçte ve nabız yoklamalar içinde CHP de var. Kürt kurum ve kanaat liderlerinin CHP’den Kılıçdaroğlu, İmamoğlu, Kaftancıoğlu ile yaptıkları kapalı görüşmeden sonra, Kılıçdaroğlu şunları söylüyor: (İstanbul BB’yi İmamoğlu kazanırsa, Belediyede Kürtçe anadil kursları olabilir mi sorusuna cevaben) “Bu işin muhatabı İmamoğlu’dur. Kurs açabilir, talep varsa açması da lazım. Ama anadil ile ilgili taleplerde, parlamentoda görüşülmesi ve orada uzlaşma sağlanması gerekiyor.” Kılıçdaroğlu devamla şunları söylüyor: “Eşit yurttaşlık somut, objektif imkanlarla donatılmalıdır. Bu, insanların kendi kimlikleri ile kendilerini ifade edebileceği siyasal ve toplumsal ortamı yaratarak çözülür. Ama bütün bunların olabilmesi için güven ortamı sağlanması ve bir an önce silahın ortadan kalkması gerekiyor. Silahla hiçbir şey elde edilemez. Yaşanan terör ve şiddet bölgeyi, bölge insanını tahrip ediyor. Bir an önce çözüme kavuşmalı.”

Görüldüğü gibi Kılıçdaroğlu, Türk burjuva egemenlerinin her zamanki kartını masaya koyuyor; bir müzakare süreci için, öncelikle Kürt ulusal direniş hareketinin silah bırakmasını ve PKK’nin tasfiyesi şartını koyuyor, adres olarak Meclisi ve Türkiye burjuvazinin tüm taraflarının mutabakat gereğini gösteriyor.

Arka planda ise, kuşkusuz TÜSİAD’ın çok kanallı olarak AKP-Erdoğan’ı zorlamaya devam ettiği, “mutabakat” politikası ve bu çerçevede bir kriz ve neoliberal yeniden yapılandırma programı var…

Görüldüğü gibi HDP henüz resmen muhatap alınması da, eski kartların masaya konmasından başlayarak bir nabız yoklama süreci var. Arka planda asıl büyük güç pazarlıkları ise, ABD ile Rusya, TÜSİAD ile Erdoğan iktidarı arasında yürüyor görünüyor. Erdoğan da ikili politika yapmaya çalışıyor; bir yandan TÜSİAD’a sopa sallayıp diğer yandan onun istediği “mutabakat” politikası doğrultusunda resmen değilse bile zımmen kısmi esneklik gösterip TÜSİAD’ın, asıl olarak da ekonomik yaptırım tehdidinde bulunan ABD’nin nabzını ölçmeye çalışıyor. Bir yandan “mutabakat” politikasını dile getirip, diğer yandan “beka” ve “terörle işbirliği yapanların muhatap alınmayacağını” söylemeye devam ediyor. Cevap da, Kılıçdaroğlu üzerinden geliyor; İstanbul Belediyesini kazanırsak Kürtçe kursu bile açabiliriz, Kürtlere eşit yurttaşlık meselesini tartışabiliriz, ama önce silah bırakılacak, PKK tasfiye edilecek, Mecliste uzlaşma sağlanacak, vb… Bunların, TÜSİAD ile Erdoğan’ın, önümüzdeki süreçte, siyasetin yeniden şekillendirilmesi gündeme gelirse, Kürt hareketinden önce, birbirine vermeye zorladıkları teminatlar, kırmızı çizgiler çerçevesinde olduğu söylenebilir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*