Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Böyle Olur Burjuva Cumhuriyetin Bayramı…

Böyle Olur Burjuva Cumhuriyetin Bayramı…

Her burjuva cumhuriyette kırmızı çizgi, aşınmasına asla izin verilmeyecek sınır işçi sınıfının kapitalist temelde sömürüsüdür. İşçiler sermaye üretmeye devam ettikçe, işçi sınıfının emekgücüyle ürettiği artıdeğer tepki görmeden kapitalistlerce el konulmaya devam ettiği müddetçe o cumhuriyet temelde ve esasta başarılı demektir. 29 Ekim’de sahibi tekeller ve holdingler olan Türkiye Cumhuriyeti yeni yıldönümünü, devletin önceki yıllara göre biçimi kısmen farklılaşan resmi kutlamalarıyla, laik milliyetçi Türklerin alternatif kutlamalarının engellenme çabasıyla ve onbinlerce Kürdün (cezaevlerindeki açlık grevi ve dışarıdaki militanca) direnişiyle karşıladı.

Cumhurbaşkanı Gül’ün evsahipliğinde bu yılki cumhuriyet törenlerinde AKP’li burjuva politikacılar türbanlı eşleriyle birlikte yer aldılar. Kitle politikası simgelerle yürütülür. Cumhuriyet resepsiyonundan sonraki gün yapılan AKP grup toplantısında Erdoğan “kıskananlar çatlasın” sloganlarıyla ayakta alkışlandı. AKP’li burjuva politikacıların “kıskananlar çatlasın” sloganlarından yansıyan bu türbanlı simgesellik, cumhuriyetin kuruluşundan 89 yıl sonra bugün ulaşılan sözde “zaferi” gösteriyordu. Daha önce eşleri türban takan ve dini gereklerle kadının ikinci sınıf varoluşunu biçimde de göstermekten çekinmedikleri için devlet katından uzaklaştırılan İslami kökene sahip politikacılar artık burjuva devlet katında resmen yer alabiliyorlar.
Resmi kitaplarda yazmaz, ancak 100 yıl önce bu coğrafyada yaşayan nüfusun %25’i gayrimüslimdi. Türk burjuvaları ulus devlet yaratma projelerinde Müslüman olmayan nüfusu devlet katından dışladılar, mübadelelerle ülke dışına sürdüler, yer yer yönelttikleri ırkçı-dinci saldırılarla tehdit ettiler, mallarına el koyarak kısa yoldan sermaye birikimi sağladılar. Ve nihayet bugün sayıları ancak onbinlerle ifade edilen bir azınlık konumuna ittikleri gayrımüslimlerin dışlanması sürecinin sonunda gelinen noktada, politikalarını devlet katında İslamcı gelenekleri dışlama çelişkisinin sürgit devamı biçiminde sürdürmekten de vazgeçtiler. Burjuva Türk devletinin ihtiyaç duyduğu (ancak yaratamadığı) kendisiyle bütünleşecek bir milletin kitlesel temelini, bir genişletmeye giderek AKP döneminde sağlamış görünüyorlar. En azından %50’sini… İslamcı görüşlere sahip burjuva kesimlerin Türk tekelci burjuvazisine eklemlenerek bütünleştiği koşullarda bunun burjuva devlet katında da yansıması er veya geç olacaktı. Artık küresel kapitalist uygarlığın “model ortağı” olarak Türkiye, Ortadoğu’daki rejim değişikliklerine kendisini geri düzeyde bir Sünni-İslam neoliberal burjuva demokrasisi örneği olarak özgürce pazarlayabilir hissediyor olsa gerek. Tebrik ediyoruz, 29 Ekim’leri kutlu olsun!

“Kıskananlar çatlasın”cıların canını sıkan önemli gelişme, bu durumu samimiyetle kıskananların sayısının umulandan daha fazla çıkması oldu! CHP’nin türbanlı kutlamalara yanıtı, Cumhuriyet Bayramı’nı darbeci, Ergenokoncu “cumhur”la kutlamak oldu. Her şeye karşın CHP’nin pragmatist ve faşist kesimlerle teması kesmeyen, işçi mücadelesi açısından zehirli karıştır-barıştırcı politikasının toplumda halen bir karşılığının olduğu son Cumhuriyet eylemlerinde görüldü. CHP-İP-ADD organizasyonuyla mobilize edilen geniş katılımlı alternatif cumhuriyet kutlamaları ve bunlardan yasaklanarak zayıflatmaya çalışılan Ankara Ulus’taki eylemin çatışmalara karşın engellenememiş olması, bir an 89. yılı dolarken Cumhuriyet resminin hâkim renklerinin belirsizliği görünümünü yarattı. O yüzden şimdi CHP moralli! Bu burjuva parti son dönemde Kılıçdaroğlu ile beraber daha aktif ve ikili bir politika izliyor. Bu politikanın iki sacayağından birini Kürt sorununa, Alevi-kadın vd. toplumsal muhalefet dinamiklerine daha yakından konumlanmak oluşturuyor. Örneğin CHP’nin son dönemdeki işçi eylemlerine takım elbiseli CHP’li politikacılarla sınırlı kalmayan ve teşkilat yapılarının elverdiği ölçüde bir kitlesellik taşıyarak dadanma çabası fark ediliyor. Bir yandan bu liberal-demokratik CHP “açılımı” yürürken, öte yandan Baykal döneminden bakiye kalan ulusalcı/milliyetçi damarın nabzının tutulması ihmal edilmiyor ve Silivri cezaevleri önlerinde ve alternatif bayramlarda İP vb. faşist çetelerle fiili ittifak sürdürülüyor. Çözülen cumhuriyete ağlayan çok olurmuş, onların da 29 Ekim’i kutlu olsun!

Biz işçiler açısından süreçten çıkan önemli bir ders de bu AKP hükümetinin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilemez oluşudur. Oraya gaz, buraya zam-vergi, şuraya yasak, Alevilerin, kadınların, Kürtlerin zırt pırt üstüne yürümek, işçilere yaşam ve çalışma koşullarında dayatılan sefalet, tüm bunların er geç bir karşılığının olmayacağı sanılmamalıdır. Bu karşılık da ne 2023’ü, ne de 2071’i bekler! Medyayı kontrol altına alma, orduyu kendisine bağlamada ve kendi burjuva sivil toplumunu (Gülenciler ittifakıyla) büyütmedeki başarılarının getirdiği zafer sarhoşluğuyla, yönetmeye iyice alışan AKP hükümetinin “yasak kardeşim”lerinin, artık günü gelip burjuvazinin kolektif yönetsel çıkarlarıyla çelişir hale gelebileceği de görülüyor. Abdullah Gül’ün görece yumuşak geçişleri, Taraf gazetesinin muhalefeti vb. de bu noktada olabilecek gelişmelere dönük bir açık kapı bırakmaya çalışıyor.

Öte yandan Tayyip Erdoğan ve partisi bu gerilim politikasını bilinçli olarak sürdürüyor. Türkiye’deki geri düzeydeki burjuva demokrasisine Sünni-İslam tonu atılması, bölgesel bir politikanın gereği olarak planlı tarzda hayata geçirildi ve geçiriliyor. Bu Türkiye burjuvazisi ve devletinin “Sünnilerin demokratik hamisi” pozuyla bölgesel gücünü arttırma arayışının bir parçası. Ancak erken öten horoz misali Suriye’de çabuk başarı beklentisinde olan Türkiye, bölgedeki Rusya-İran-Şii aksının, Suriye devletinin savaşma kabiliyetinin ve silahlandırılan dinci gerici militanların beceriksizlikleriyle karşılaştı. ABD-AB ekseninin “acele etme” diyerek gemi çekmesi de cabası oldu. Suriye’ye dönük çıkartılan ancak aynı zamanda Batı Kürdistan’daki özerk Kürt yönetimini hedefleyen tezkere de bu sıkışmaya çare olmayacaktır. Nitekim bayramda bir yandan sözde ateşkesi desteklerken, öte yandan Özgür Suriye Ordusu’nu Halep’teki Kürtlerin üzerine süren Türkiye’nin bir kez daha duvara toslaması bu sıkışmayı büyütmüş durumda. Irak’tan sonra, Esad gitsin/gitmesin Suriye’de de ulusal varlığını kabul ettirecek olan Kürtlerin Türkiye’de sürgit yok sayılması mümkün olamayacaktır. Tekelci kapitalist devletin içeride-dışarıda yaşadığı sıkışma derinleşiyor. İşte Tayyip Erdoğan bu yüzden var, İdris Naim Şahin gibi bir varlık bu yüzden bakan maaşı alıyor. Tüccar Erdoğan şahsında egemen sınıf burjuvazi, Kürtlere karşı sürdürdüğü savaşında sıkı pazarlıkçılığını, kuvvetli bir pazarlık yapabildiğini, hasmını yok etmekle tehdit ederek dize getirebileceğini göstermeye çalışıyor. Dergimiz yayına girerken 60’ın üzerinde cezaevinde 700’e yakın siyasi tutsak tarafından sürdürülen açlık grevlerine dönük rejimin esneklik göstermemesi de bu tabloda anlam kazanıyor. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana İslamcılarla barışıp onları rejiminin oy deposu ve altlığı haline ancak 89 yılda getirebilmiş bir Cumhuriyet, Kürtlerle yapılacak toplumsal anlaşmayı asgarinin de asgarisini, minimumun da minimumunu vermekle, vermekten çok bolca almakla yapılacak bir ticaret olarak görüyor ve savaş-müzakere döngüsünü bu temelde yürütüyor. “Öcalan’ın tecridi mi dediniz, siz alamazsınız, verirsek biz veririz. Anadilde savunmamı dediniz, onu zaten biz vereceğiz, siz isteyemezsiniz. Anadilde eğitim mi dediniz, seçmeli dedik, o şimdilik yeter, başkanlık sisteminde anlaşırsak belki ileride veririz.” Rejim krizinin belirleyici temel etkenlerinden biri olan Kürt sorununda burjuva neoliberal açılım yönünde arayışların bir hızlanıp bir tökezlemesi, bugün yerini onlarca ölüm ve sakat kalmaya bedel olabilecek bir açlık grevi sıkışmasına bırakması bu yaklaşımın eseridir.

Oysa Kürt sorununun gelmiş olduğu aşamada, siyasi statü, kimlik, anadilde eğitim vb. konusunda somut adımlar atılmadan tekelci burjuvazi ve devleti tarafından Kürt dinamiğinin sistem içine çekilmesi sanıldığı kadar kolay değildir. Bunu 30 yıldır süren son Kürt isyanı, binlerce can vermesine karşın pes etmeyişi ve şimdiden kazandığı mevzilerle göstermiştir. Buna niyetlenen ister Türk ister Kürt burjuvazisi olsun, Kürt halkının ulusal özlemleri ve özgürlük ihtiyacını geri tipte bir neoliberal demokrasiye sığdırmak isteyenler başarısız olacaktır. Cumhuriyetin esas sahibi olan tekelci burjuvazinin bu tablo içerisinde 89. yılda büyüyen kâbusu, işçi sınıfının kendi bağımsız mücadelesini yükselterek gücünü sergilemesidir. Yeni iş yasaları, sendikal düzenlemeler, eğitim sisteminde gerici düzenlemeler vb. hep işçi sınıfı hareketini dizginlemek amacıyla hayata geçirilmektedir. Düşmanımız ortak, devleti ve örgün biçimde tüm topluma yayılmış hâkimiyetiyle burjuvazidir: Cezaevlerindeki açlık grevlerinin taleplerinin kazanılması için işçi sınıfı sesini yükseltmeli, rejimin Kürt sorunundaki sıkışmasını burjuva demokratik bir esnemeyle kurtulamayacağı ölçüde arttırmalıdır. Kürt ulusunun eşitlik temelinde tüm haklarının tanınması, işçi sınıfının talepleriyle sosyalist bir demokrasi mücadelesini örerek yükseltmesinden geçecektir. Türkiye ve Kürdistan işçi sınıfına bu burjuva cumhuriyette bayram etmek nasip olmamıştır, bundan sonra da olmaz. Bizim bayramımız sosyalist bir devrimle gelecektir.

İşçi Meclisi 27.Sayısından alınmıştır

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*