Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Böyle geçti 2013…

Böyle geçti 2013…

2013 yılını geride bıraktık. Geride bıraktığımız yılın öncü işçilerin gözünden İşçi Meclisi‘nde işlediğimiz gündemlerini bir kez daha hatırlayalım:
Lenin gençleri baharın gelişini müjdeleyen kırlangıçlara benzetir. Bu yıla damga vuran Haziran Direnişinin gelişi, 2013 Ocak ayından belli oldu. Eylem dalgası ODTÜ öğrencileriyle açıldı. Başbakanın göğe uydu yollayan büyük ülke propagandası, gençliğin militan çatışmalı eylemlerinin karşısında çözülerek gölgede kaldı. 2013 sermaye ve devleti için kolay geçmeyecekti…

Türkiye’nin bölgesel güç olma çabalarındaki sürtünme ve tıkanmalar Şubat ayından itibaren daha görünür olmaya başladı. Suriye’deki savaşın etkileri büyük bir göç dalgasıyla kendisini duyurdu. AB sürecini iyiden iyiye yavaşlatmış hükümet Ortadoğu’da Sünni kampın sözcülüğüne soyunma çabalarını arttırdı.

Mart ayına önce çığlıklaşan kadın eylemleri, ardından 21 Mart Newrozunda Öcalan’ın silahlara veda açıklaması damga vurdu. Türkiye burjuvazisi ve sermayesiyle açıktan görüşmelere başlayan PKK kimi reformlar karşılığında çekilme ve ileride silah bırakmaya hazır olduğunu duyurdu. Eşzamanlı olarak devlet “akil insanlar” toplantılarıyla bir halkla ilişkiler kampanyasına girişti.
Nisan ayından başlayarak devlet sokak eylemlerine karşı bastırma politikasına girişti. Kent aktivistleri, sanatçılar, taraftar grupları, siyasi partiler, gençler, doruğu 1 Mayıs’ta işçiler olmak üzere tüm muhalif sınıf ve kesimlere vahşi sokak saldırıları gerçekleşti. Yine Mayıs ayında El-Kaideci güçlerce gerçekleştirilen ve 52 kişinin öldürüldüğü Reyhanlı patlamaları sonrası Hatay halkının acı ve öfkesi polis copu ve gazıyla bastırılmaya çalışıldı.

Kitle hareketinin birikimli saldırılara yanıtı Gezi patlaması oldu. Gezi Direnişi 80 ile yayılan müthiş kitleselliği ve militan öfkesiyle burjuvazi ve devletine, özellikle onun icracı hükümetine bir tokat gibi indi. AKP ve liderinin hegemonik gücü büyük bir yara aldı. Türkiyeli emekçiler dünya çapında neoliberal politikalara ve sonuçlarına karşı sokaklara inen kitle hareketi dalgası içerisinde onurlu direnişleriyle yerlerini aldılar. Haziran direnişin ayı oldu. 17 gün boyunca Taksim-Gezi ve ülkenin merkezi meydanları özgürlüğü soludu. Bedeli Ethem Sarısülük, Ali İsmail Korkmaz, Abdullah Cömert, Mehmet Ayvalıtaş ve Medeni Yıldırım’ın kaybı, onlarca sakat, binlerce yaralıydı. Hükümet Akdeniz oyunlarıyla, sezaryen ve alkol yasaklarıyla boş yere gündemi kendi belirlediği sınırlara çekmeye çalışıyordu. Gezi vahşice boşaltılmasına karşın eylemler ve forumlar yaz boyunca devam etti. Hatay’da 9 Eylül’de gerçekleştirilen eylemde, polisin attığı gaz fişeğinin başına gelmesiyle çatıdan düşen Ahmet Atakan hayatını kaybetti.

Eylül ayında ODTÜ’nün içinden geçen yol için kesilen ağaçlar, yeni protestolara ve polisle çatışmalara sebep oldu. Eylül’ün diğer gündem maddesi ise İstanbul’un Olimpiyat adaylığı oldu. 2020 Tokyo’ya kaptırıldı, Erdoğan Gençlik ve Spor Bakanını tokatladı, AKP hükümeti bir kez daha anlatacak bir başarı hikâyesinden yoksun kaldı.
Ekim ayında “demokratikleşme paketi” ve Marmaray’ın açılışı üzerinden tabanının moralini yükseltmeye çalışan hükümet her ikisinde yine umduğu başarıya ulaşamadı. 2013 yılında yokuş aşağı gidiş başlamıştı bir kere… Kasım ayında öğrencilerin ve kadınların eylemlerine hükümetin yanıtı yapay “öğrenci evi” ve “kızlı – erkekli yaşam” tartışmaları oldu. Neoliberal muhafazakâr gericiliğin toplum mühendisliği projesinin dikişleri artık kitlelerin gözünde eskisi kadar sağlam görünmüyordu.
Yılın Gezi’den sonraki en çarpıcı siyasal gelişmesi Aralık ayında dershaneler gündeminden sonra yokuş aşağı hızlanan sermaye grupları arası devlete hâkimiyet çatışması ve Türk burjuva siyasal tarihinin en kapsamlı yolsuzluk-rüşvet davasının açılarak dört bakanın istifası ve on yıldan beri ilk kez Erdoğan’sız AKP projelerinin dillendirilmeye başlanması oldu.

2013 yılının sonuna geldiğimizde burjuva siyasette anayasa projesinin ertelendiğini, üç seçim dönemine girilen süreçte burjuva çarşının iyice karıştığını ve karışacağını, sıcak günlere doğru ilerlediğimizi görüyoruz. Mısır’da Sünni Müslüman Kardeşlerin iktidarı kaybettiği, Suriye’de tarihin gördüğü en gerici İslamcı komandoların Esad rejimini bir türlü deviremediği, İran’ın oyuna yeniden döndüğü koşullarda sermayenin AB çıpasını boşlamış AKP hükümeti, içeride önce Gezi direnişinin, ardından devlette yer edinmiş küresel bir cemaatin saldırılarının etkisiyle bocalıyor. Geleneksel tekelci sermaye mevcut toplumsal rahatsızlığı da okuyarak, ustalık döneminde fazla rahat davranarak iç ve dış politikada din ve muhafazakârlığa daha çok yaslanan bir neoliberal içerme siyasetine kaymış olan AKP ve arkasındaki sermaye gruplarına zamana yayılmış bir ayar çekmeyi gündemine aldı. Erdoğan hükümetinin elindeki tek yol, sahip olduğu baskı-zor-medya-kitle güçleriyle buna karşı direnmek; öte yandan işçi ve emekçi kitlelerin sisteme olan güvenini tesis etmek için hükümetin yıpratılarak değiştirilmesi kolay olmadığı gibi riskli de bir yol. Sermaye çevrelerinin de bundan başka bir seçeneği yok, bu süreçte iktidar alternatifi olarak CHP’yi palazlandırmak zorundalar ve bu da zaman alacak.

Anayasa tıkanaklığında da kendisini göstermiş olan ve cemaatin çelmelemeleriyle son yargı-yürütme tartışmalarıyla daha bariz görünen şu ki, neoliberal demokrasinin kurumsal yapısındaki kriz derinleşiyor. 2013 yılında uluslar arası, sınıflar arası ve sınıf kesimleri arası güç ve paylaşım mücadeleleri arttı. Yeni yılda bir burjuva siyasal krizle atbaşı giden ekonomik bir krizle karşı karşıyayız.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin raporuna göre, 2013 yılında 103′ü kadın en az 1235 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi, onbinlercesi yaralandı. Bu “olağan” rakamlar aslında tüm bir yılın hikâyesinin gözlerden saklanan, gizli özeti durumunda. Yeni bir emek kontrol rejimine geçişin yarattığı, alttan alta mayalanan olağanüstü bir tepki var. Kürt, kadın, genç, ezilen mezhepten emekçi kitlelerin ve bir bütün olarak işçi sınıfının neoliberal yıkıma karşı öfkesi ve demokrasi ihtiyacı arttı. Geçtiğimiz yıl bu ihtiyaç kendisini sokak eylemleriyle gösterdi, burjuva sınıf kesimleri arası çekişmeden doğan her yeni siyasal gelişme de suya yazılmıyor, işçi sınıfının bilincinde bir yer ediniyor. Sistem bunun yeni bir yaşam esiniyle buluşmasını engellemek için çeşitli araçları devreye sokacak. Burjuva siyaset girilen seçim süreciyle işçi ve emekçilerin 2013 yılında sokaklardan ses veren demokrasisini, burjuva seçim hesaplarına tahvil ederek sisteme güveni pekiştirmenin peşinde. Onlar bunu hedefliyorlar. Bizler ise sınıfın özlem ve ihtiyaçlarının burjuva seçim sandıklarına sığmayacağını biliyor, bunu söylüyoruz. Yeni bir yaşam ihtiyacını, sosyalizmin güncelliğini, komünist bir devrimi savunuyor, gücümüzü bunun için biriktiriyoruz.

İşçi Meclisi 41. sayısından alınmıştır

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*