Anasayfa » GÜNDEM » “Boşuna mı Okuduk?”: Evet!

“Boşuna mı Okuduk?”: Evet!

Tanıl Bora, Aksu Bora, Necmi Erdoğan ve İlknur Üstün’ün kaleme aldığı “Boşuna mı Okuduk? Türkiye’de Beyaz Yakalı İşsizliği” adlı kitapla ilgili söyleşi 1 Ekim günü İstanbul MMO’da yapıldı. Plaza Eylem Platformu ve Çağrı Merkezi Çalışanları Derneği tarafından düzenlenen söyleşiye 100′e yakın beyaz yakalı işçi katıldı. Katılımcılar arasında kadın işçiler azımsanmayacak bir oran oluşturdu.

Diğer yazarların mazeretlerinden dolayı söyleşiye tek başına katılan Tanıl Bora, söze kitabın temel tezi olan beyaz yaka prekarizasyonu (güvencesizleşme) ile başladı. Konunun kapitalizmin gelişimi ile bağlantılı olarak ele alınması gerektiğini fakat bu kez kendisinin sorunun sosyo psikolojik yönü ve sınıf algı ve kültürü üzerinde duracağını belirtti. Çehov’un Bir Taşralının Öyküsü’ndeki beyaz yakalı bir karaktere atıfta bulunan Bora, prekarizasyonun 19. yüzyılda da var olduğunu ancak bugün çok daha derin boyutlar kazandığını söyledi.

Prekarizasyonu, yapmak için donanım, vasıf ve uzmanlık gerektiren işlerin bayağılaşması, ameleleşmesi ile birlikte yaşanan güvencesizleşme, kalıcı iş sözleşmesinin yerini sürekli olarak geçici işlerin alması olarak açıkladı. Böylelikle insanın tamamen esnek ve modüler, kendi vasıflarını iş durum ve tanımlarına uyduracak şekilde esnekleşmeye uğramış hale geldiğini, kişilik dahil bütünlük kaybına uğradığını, “kullan at” istihdamın yaygınlaştığını ve buna bağlı olarak değersizleşme, diplomanın değer kaybı oluştuğunu söyledi. Bora, beyaz yakalılar arasında CV şişirme çılgınlığında da ifadesini bulan derin rekabete, işsiz kalındığı koşullarda da suçluluk ve yetersizlik duygusunun yaşandığına vurgu yaptı. Özdeğer ve onur yitimine, buna karşılık sınıf hareketinin tarihinde ücretleri iyileştirme ve sosyal hakların yanı sıra insan onuru mücadelesinin verildiğine ve bunun etkin bir dinamik olduğuna işaret etti. 1960′larda Türk-İş tarafından tekstil fabrikalarında işçilerin iş çıkışı üstlerinin aranmasına karşı yürütülen “İşçi arkadaş, üstünü aratma!” kampanyasını da bu bağlamda örnek verdi.

Tanıl Bora, yaptıkları araştırmada beyaz yakalılar arasında diplomalılıktan ileri gelen başka ve üstün bir değer beklentisinin olduğunu, bunun ise işsizliğin etkilerini ağırlaştırdığını, değer görme talebinin politize edilmesi gerektiğini söyledi. Ancak beyaz yakalılar arasında işçi sınıfı bilincinin kendiliğinden oluşmadığını, tahsilli küçük burjuvanın kendisini işçi olarak görmediğini vurguladı.

Beyaz yakalıların işsizliği kendisini sorumlu tutarak, yanlış tercih yapmasına, yanlış üniversite seçimine hayıflanarak ve CV şişirerek aşmaya çalıştığını söyledi. Ancak beyaz yakalılar arasında yaygın olan bir diğer “işsizliği yaşama” biçiminin ise sinizm olduğuna işaret etti. Buna göre beyaz yakalılar durumlarını gayet iyi analiz ederek bunu bir mukadderata dönüştürüyor ve kendilerini “Biz bilmekle lanetlenmişiz” düşüncesiyle nesneleştiriyor, bir katlanma biçimine dönüştürüyorlar. Tanıl Bora 2000′lerin başlarında yayınlanan Yoksulluk Halleri’ndeki tepkilerle beyaz yakalı tepkilerini karşılaştırdı. Alt sınıfların duygularını açıkça ifade ettiğini, rahatlıkla duygusallaşabildiğini, buna karşılık beyaz yakalıların çok “cool” olduklarını anlattı. “Örneğin nasıl işsiz kaldıklarını anlatırken ‘ben’ diyemiyorlar. ‘Beni işten attılar’ değil ‘İşten atma gündeme geldi’ diyorlar.. Konuşmayı açmak, demeç formatının dışına çıkmalarını sağlamak çok zor oldu. Bu bir duygusal prekarizasyon -duygulanım bozukluğu.”

Tanıl Bora’nın konuşmasından sonra söyleşiye geçildi. Boğaziçi Üniversitesi’ne 1984 yılında girdiğini söyleyen bir mühendis “Eskiden mühendislikle birlikte manager’lık vardı. Manager’lık montaj hattına dair değildi. İnsanlarla ilgili karar verme, örneğin işten çıkarma vb. yetkisiydi. Manager olan bence sınıfsal bir kesim değil” diyerek bütün mühendislerin aynı torbaya doldurulmaması gerektiğine işaret etti. Ardından “Şimdi bu tür bir sınıf atlama imkanı var mı” diye sordu. Yanıt olarak alt sınıflardan gelen beyaz yakalılar için diplomanın tek sınıf atlama ümidi olduğu, ancak işsiz kaldıklarında sınıf atlayamamaya daha kolay razı oldukları, orta sınıftan gelenlerin çok yönlü aile desteği aldıkları belirtildi. “Bunlar hakkı yenmiş, mağdur ve mağrur bir kesim olarak hissediyorlar.”

Bankada çalışan bir mühendis, iş arkadaşının işten çıkarılma öyküsünü anlattı. İş arkadaşına yeni bir kuşak geliyor, sen eski kuşaksın dendiğini, 32 yaşındaki arkadaşının da “Gerçekten de öyle…” diye düşündüğünü anlattığı trajikomik deneyime, benzer deneyimler de eklendi. Tanıl Bora, araştırma sırasında kuyruğu en dik tutmaya çalışanların bankacılar olduğunu, bankacıların “işsiz şube müdürü” havasında durduklarını, gerçek isimlerini vermek istemeyen tek kesimin bankacılardan çıktığını anlattı.

Söyleşiye katılan beyaz yakalı işçiler, işin bilgisi ve hakimiyeti ile uğradıkları etik yitimi üzerinde de durdular. Patron kafasıyla düşünmeye başladıklarını, bunun davranış biçimlerine uyum sağladıklarını söylediler. Kadın katılımcılar beyaz yakalı kadın işsiz olmanın farkını sordular. Tanıl Bora bu soruya erkeklerde erkeklik krizinin işsizlikle birlikte çok daha şiddetli yaşandığına işaret ederek yanıt verdi. Sendikalara güvensizlik de dile geldi, farklı mücadele örgütlülüklerinin birbirini dışlamadan kullanılabilmesi gerekliliği de… Sosyal-İş ve Bank-Sen gibi alanda faaliyet gösteren farklı sendikaların görüş alanlarında olduğunu da ifade ettiler.

3 saat süren söyleşi 17.00 civarında sona erdi.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*