Anasayfa » BASINDAN » Biz kadınlar işçi sınıfının bir parçasıyız

Biz kadınlar işçi sınıfının bir parçasıyız

15 Avrupa ülkesinde faaliyette bulunan, dünyanın her yerinde 200 kadar sivil toplum örgütü ve sendika ile birlikte tekstil sektöründe çalışan işçilerin çalışma koşullarını iyileştirilmesi için mücadele eden Temiz Giysi Kampanyası (CCC), 16-20 Nisan 2012 tarihleri arasında Endenozya’nın Başkenti Jakarta’da çok sayıda ülkeden insan hakları savunucularını bir araya getirdi. Sendikacının da katıldığı toplantıda biz de vardık. Ve Petrol-İş Kadın Dergisi için Endenozya Ulusal Endüstriyel İşçi Sendikaları Federasyonu’dan Lilis Mahmudah ile konuştuk.

Kendinizi tanıtır mısınız?

Adım Lilis Mahmudah, 53 yaşındayım Ulusal Endüstriyel İşçi Sendikaları Federasyonu’nda eğitim çalışmaları ve diğer programların yürütülmesinden sorumlu başkanım.

Ne kadar işçi sendikanızda örgütlü, sektör hakkında bilgi verir misiniz ?

Son verilere göre sendikamızda 439 bin işçi örgütlü ve bunların yüzde 70’i kadın. İşçilerin büyük bölümü giyim, ayakkabı ve deri sektöründe çalışıyor. Çoğunluğu ayakkabı sektöründe olmak üzere 215 bin civarında işçi sadece uluslararası markalara üretim yapan fabrikalarda çalışıyor. Ülkemizde bölgesel ve sektörel asgari ücret var. Bölgesel asgari ücrete belediyeler karar veriyorlar. Sektörel asgari ücret belediyelerin belirlemiş olduğu asgari ücretten yüzde 10 fazladır. Tangrang ve Jakarta’da işçiler sektörel asgari ücret alırlar ama diğer bölgelerde işçiler sadece bölgesel asgari ücretle yetinirler. Jakarta’da asgari ücret 150 dolardır.

Sendikal mücadeleye nasıl başladınız ve kadınların işyerlerinde karşı karşıya kaldığı sorunlar nelerdir?

Sendikal aktivitem 1995 yılında Tangrang’da tekstil fabrikasında çalışırken başladı. Çalıştığım fabrikada 4 bin 500 işçi vardı ve bunların büyük çoğunluğu kadındı. Kadın işçilerle sorunlarımızı yüz yüze konuşmaya başladığımızda aslında hepimizin sorunlarının hemen hemen aynı olduğunu gördüm. Aşırı çalışma süreleri, ödenmeyen fazla mesailer, sağlıksız çalışma koşulları… Ve kadınlarda bunlara ek olarak çoğunlukla özgüven eksikliği vardı. Ev içi sorumlulukları aile bireylerinin bakımı, kadınların sendikal aktivitelere ve eğitimlere katılmalarının önünde ciddi engel oluşturuyordu.

Sendikal alanda kadınların katılımı oldukça düşük, kendi deneyimlerinizden de hareketle , bunun nedenleri nelerdir?

Hem dışarıdan gelen hem de içeriden gelen zorluklarımız var. Sendikalarda aktif olmak için bazen kendi ailemizden gelen zorlukların yanında, özellikle erkek sendika liderlerinden kaynaklı engeller var. Erkek sendika liderleri kadın işçilere aktif olmaları için fırsat vermiyorlar. Kadın sendikacılar kapasite geliştirme potansiyeline, sahip olsalar bile bu olmuyor. Mesela; tüzükten gelen zorluklar var ve kadın sendikacılar erkek sendikacılarla eşit olmayan koşullarda yarışmak zorunda kalıyorlar. Ben sendikal hayatımda bunlarla mücadele etmek zorunda kaldım. Bir iş yaptığımda ya da bir konu üzerine çalıştığımda erkek sendika liderleri benim bu işi yapacağıma inanmıyor, yaptığım işi küçümsüyorlar. Özellikle stratejik bir pozisyonunu parçası iseniz bu çok zor, önünüze çok çeşitli sınırlar çekiliyor.

Sendikal mücadeleye girdiğinizden bu yana kadınların lehine bir gelişme kaydedildi mi?Kota var mı, kadın eğitimleri ne durumda?

1999 yılında sendikada örgütlü kadınlarla birlikte tüzüğümüzü değiştirmek için mücadele verdik. Kadınların ihtiyacı olan özel düzenlemeleri, sendika tüzük ve temel metinlerine yerleştirmek için çalıştık. 2009 yılında genel kurulda bunu gerçekleştirdik. Kota hakkımızı elde etmek, benim ve arkadaşlarımın 10 yılını aldı. Tüzüğümüze tüm sendikal organlar ve yapılar için yüzde 30’luk kadın kotasını koymayı başardık. Tüm toplantılarda, karar mekanizmalarında ve eğitim çalışmalarında en az yüzde 30’luk kadın kotası zorunlu hale geldi. Bu zorunluluk fabrika seviyesinden başlayıp yukarıya kadar gidiyor. Ama her ne kadar tüzüksel bir zorunluluk bulunsa da kotayı tuturmak kolay değil. Kadınları daha aktif kılabilmek, onları örgütlenmenin bir parçası haline getirmek için bazı stratejilere ihtiyacımız var. Örneğin yılda bir defa yapılan bir toplantıda kadınlar organizasyonun bir parçası olmalı ve örgütlenme komitesinde yer almalı. Kadınları toplantılara davet edilmesini garanti altına almak için doğrudan biz çağrı yapıyoruz. Yahut davetiyelerde kadın katılımının yüzde 50 olması gerektiğini belirtiyoruz. Genelde bu orana ulaşılamasa da en azından yüzde 30 kadın katılımına ulaşmak mümkün oluyor. Çünkü kadınlar sendikadan ve diğer erkek liderlerden herhangi bir destek görmüyorlar. Erkek sendika liderleri arasında bu konuda farkındalılık yaratmaya ihtiyacımız var.

Taciz ya da mobbing gibi konularda şikayetleri inceleyen herhangi bir mekanizmanız var mı?

Kadınlara rehberlik edecek özel bir mekanizmamız yok. Eğer kadına yönelik bir şiddet varsa mesela hamilelik iznini kullanamıyorsa ya da bu yüzden işten atılırsa sendikada bunlarla ilgilenmesi gereken bölüm, kadınların bu sıkıntılarıyla pek ilgilenmiyor. Ayrı bir bölümde çalışmama rağmen, bu tür problemleri çözmek için ben müdahale etmek zorunda kalıyorum

Endenozya’da sendikal yapılar ve sendika yasanız hakkında bilgi verebilir misiniz?

Endenozya’da şu anda yasal olarak faaliyet gösteren ve 100’den fazla, sendikaların üye olduğu federasyonlar var. Bölgesel, sektörel ve şehir bazında federasyon kurmak mümkün ve yine sendikalar istedikleri bölgesel federasyona ya da ulusal federasyona özgür bir şekilde üye olabiliyorlar. Bunun dışında hiçbir federasyona üye olmayan fabrika düzeyinde örgütlü sendikalar da var. En az dört tane resmi konfederasyon bulunuyor. Konfederasyonlar sendikaların üyeliği ile oluşuyorlar. Federasyonlar özgürce istedikleri konfederasyona üye olabiliyorlar. Ama her federasyon konfederasyona üye olması zorunda değil.

Bizim sendikal yasamıza göre fabrikada çalışan işçilerin yüzde 10’u biraraya gelerek sendika kurabilirler. Ancak sorun fabrikalarda yüzlerce işçinin çalışıyor olmasında. Bu sayıyı tutturamayan işverenle görüşme yapamaz, sözleşme imzalayamaz. Sendikanın işçiler için daha iyi koşullar sağlaması için güçlendirilmesi gerekir. Yüzde 10’luk işçi ile çok sayıda sendika kurabiliyorsunuz ama bu sendikanın etkisini azaltıyor. Bu problem sendikaların güçlenmesini engelliyor. Çünkü asıl önemli olan sendikanın ne kadar güçlü olup olmadığıdır. Bunun insan haklarına aykırı olduğunu da söyleyemeyiz. Yani yüzde 10’u örgütlenmiş ve işçilerin kalanı örgütlenmemiş ise, temsil noktasına geldiğinde, bu insan hakları açısından bir sıkıntı oluşturmaz. Toplu sözleşme yapmak için yüzde 50 +1 üyelik olması gerekir. Önceden yüzde 50’ye ulaşılamadığı zaman işyerinde çalışan işçilerin yüzde onu sendikalı olduğunda açık seçim yapılırdı. İşçilere yönetimle toplu sözleşme görüşmeleri yapması için sendikayı desteleyip desteklemedikleri sorulurdu. Ve yüzde 50 +1 i geçen sendika zaten görüşmeleri yapardı. 2009 yılında sendikalarda biri bunu anayasa mahkemesine götürdü. Anayasa mahkemesi bu uygulamanın insan haklarına ve azınlığın haklarına aykırı olduğu gerekçesi ile iptal etti. Şimdi yüzde 10 işçi ile sendika kurabiliyorsun ama toplu sözleşme görüşmesi yapamıyorsun. İşverenler yüzde10 işçi ile sizinle görüşme yapmıyorlar.

Birden fazla sendikanın aynı zamanda aynı fabrikada örgütlenmeye çalışması halinde ne oluyor?

Yasal sınırı yakalamak konusunda sendikalar arasında rekabet olabiliyor. Fabrika yönetimleri ve sahipleri de bu durumu kendi çıkarları doğrultusunda kullanıp, sendikalar arasındaki rekabeti kışkırtıyorlar. Rekabet bir yandan işveren tarafından yapılan kayırmacılığın da kaynağı olabiliyor. Sendikalar bir yandan ayrımcılıkla diğer taraftan pek çok sendikanın varlığından ve aynı alanda örgütlenmesinde kaynaklanan sorunlarla mücadele etmek zorunda kalıyor. Pek çok örgütlenme pratiğinde bu durumla karşı karşıyayız. İşverenin bir sendikayı kayırıp diğerine baskı uygulaması çok rastlanılan bir durum. Bunun dışında sendikalar kendi arasında anlaşmazlığa düşüp asıl işlevlerini unutabiliyorlar.

Yine sarı sendikalar ciddi bir problem. İki çeşit sarı sendikamız var. Fabrika yönetimleri tarafından kurulan sendikalar var; bunlar gerçekten sarı sendikalar. Fabrika seviyesinde kurulan bu sendikalar herhangi bir federasyona üye değiller. İkinci tiptekiler bir geçmişi olan ve hükümete çok yakın olarak kurulan sendikalar. Bu sendikalar fabrika yönetimi ile çok yakın işbirliği içindeler.

Sendikanızda bağımsız bir yapı olarak kadın örgütlenmesi yürütebiliyor musunuz?

Kadın yapımız var, bağımsız mı diye sorarsanız, size “hayır” derim. Çünkü fabrika seviyesinde bazen markların taleplerini yerine getirmek için sendika kuruluyor. Sendikal demokrasinin gereği olarak kadınlar örgütün bir parçası olmalı. Kadın yapısı olmalı, bu yapıların bağımsız bir programı olmalıdır. Kadın yapılarına kadınlar arasında çalışma yapma fırsatı verilmelidir. Biz tüm toplantılara ve koordinasyona erkeklerle birlikte karar veriyoruz. Karar mekanizmasında kadınların azınlık olduğu bir durumda, kadın sorunlarının öncelikli olarak ele alınmasına dair kararlar nasıl çıkabilir ki? Kadınların çoğunluk olduğu durumlarda ancak kadınların sorunlarının önceliği olabilir.

Sendikanız tarafından kadın çalışmaları yapmanız için size ayrılmış bir bütçeniz var mı?

Bizlere ayrılmış özel bir bütçe yok. Bazen bütçe alabilmek için faaliyet detaylarını, problemin ne olduğunu, çıktılarını ayrıntılı olarak belirtmek zorunda kalıyoruz.Bütçe alabilmek için bayağı uğraşmak gerekiyor. Bütçe istediğimizde bazen güler yüzlü olmak bazen kızıp söylenmek bazen işte bu detayları vermek işe yarıyor. Doğrudan, uğraştırmadan kadınlara ayrılan bir bütçe yok. Bazen de sendika yöneticileri programın detaylarını istiyorlar ki, bu faaliyetin kendi pozisyonlarını sarsıp sarmayacağını öğrenebilsinler. Velhasıl bütçe alabilmek için erkeklerden daha iyi olmak daha çok uğraşmak zorundasınız.

Kadınların sendikalarda örgütlenmesinin önündeki geleneksel engelleriniz neler?

Aslında kadınların örgütlenmesinde kültürel bir engelimiz yok ama kadınların sendikalarda aktif olmasının önünde engellerimiz var. Kadınların hayat içinde yüklendikleri daha fazla sorumluluk var. Hem anne hem de işçi olmak zorunda kadınlar; bu ikisi bir arada çok zor..

Bunu çözmek için ne yapıyorsunuz?

Genelde kadınların kocaları ve aileleri ile daha kişisel ilişkiler geliştirmeye çalışıyoruz. Evi ve aileyi ziyaret ediyoruz. Ailenin bizi tanımasını ve bize güven duymasını sağlamaya çalışıyoruz. Böylelikle onlar da eşlerinin kadın sendikacı olabileceğine dair bir fikir ediniyorlar.

Türkiye’de sendikalaşma nedeniyle işter atılan ve fabrika önünde direnişe başlayan kadınlara polis, işveren ve bazen de diğer işçiler tarafından, kadının orda ne işi var evine gitsin, yemek yapsın, çocuk baksın, deniyor. Örgütlenme aşamasında sizler bu tür bir ayrımcılığa maruz kalıyor musunuz.?

Bizde grev aşamasında böylesi şeylerle karşılaşmıyoruz. Güvenlik ve polisle sendikacılar muhatap olur ve böylesi söylemle karşı karşıya kalmıyoruz. Toplumda da böylesi bir yaklaşım söz konusu değil. En azından şimdiye kadar ben böyle bir şey duymadım..

Deneyimli bir kadın sendikacısınız; diğer kadınlara, mesajınız var mı ?

Biz kadınlar işçi sınıfının bir parçasıyız. Bu hareketin dışına itilmemiz mümkün değildir. Bir sendikayı örgütlemekten korkmayın. Sendikada örgütlenmek bir çözümdür. Çünkü sendikada örgütlenerek kendi haklarımız için mücadele ediyor ve yasal statü kazanıyorsunuz. Bireysel olarak da bunu yapmaktan korkmayın. Sürekli öğrenmeye, kendinizi geliştirmeye çalışın, bu özgüveninizi artıracaktır. Ama öncelikle kendinizi bir şeyler yapabileceğinize inandırın.

(Kaynak: Petrol-İş Kadın Dergisi)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*