Anasayfa » GÜNDEM » “Biz bu uçağı neden düşürdük?”

“Biz bu uçağı neden düşürdük?”

Rus savaş uçağının düşürülmesinden sonra ekonomide bir panik ki, sormayın gitsin. Soğuk savaş döneminde “ya bu kış komünizm gelirse” öcüsü vardı, şimdi herkeste “ya bu kış Rusya doğalgazı keserse” korkusu var. Başbakanın, Cumhurbaşkanının “gerekeni yaptık” açıklamalarının yerini kısa zamanda biz bu haltı yedik ama neden yedik?” sorusu alacak gibi görünüyor. Oysa herşey ne kadar güzeldi. Başbakan hükümet programını açıklayacağı gün, bu da olur muydu yani!? Bütün medyanın gündemi “Rusya bize ne yapar?” oldu birden. Perinçek hemen suçluyu buldu: ABD! “Bu uçağın düşürülmesinin arkasında kim var diye sorduğum zaman, kimler kaybetti sorusunu hemen masaya koyarım. Kaybeden, Tayyip Erdoğan ve hükümet. Seçimden çok güçlü çıkmış bir Tayyip Erdoğan, şimdi yaralı bir Tayyip Erdoğan. Ve yaralı bir hükümet. Kim yapmış? Demek ki bu işin arkasında bana göre, Tayyip Erdoğan’ı devirmek isteyen ve Rusya ile Türkiye’nin arasını açmak isteyen kuvvetler var.” ABD’yi kastediyor. Pes doğrusu! Bu kadarını AKP medyası bile düşünemezdi!

Gerçekten de ne oldu? Seçim sonuçlarıyla devrim yapma hayalini kuranlar, henüz daha sonuçları hazmedememiş, ne yapacağını bilemez halde dolaşıp depresyondan depresyon beğeniyordu. Öte yandan ABD’de WASP var, “White Anglo-Saxon Protestant” kelimelerinin baş harflerin oluşan bu kısaltma ABD’yi yöneten beyaz, anglosakson, protestan elitin kısaltmasıdır (örnek erkek ve dişi Clintonlar). Bizde de AKP’liler seçimlerden sonra MEST’tiler (Müslüman, Erkek, Sünni, Türk; biz de bu kısaltmayı Türkçemize hediye ediyoruz). Ne oldu birden ortalık karıştı? Nasıl oldu da hükümet kurulduğu gün ciddi bir krizi kucağında buldu?

Türkiye’de gazete okuyarak, televizyon seyrederek bilgilenmek giderek zorlaşmaya başladı! O yüzden gelin Suriye savaşına ilişkin temel gerçeklerin üzerinden bir kez daha geçelim:

1) Suriye’de gerici bir iç savaş yaşanmaktadır. Bu gerici iç savaşta kendi toprakları üzerindeki nüfuzunu kaybetmiş olan Esad rejimi herşeye karşın ayakta kalmayı başarmakla kalmamış, son dönemde ittifaklarını genişletmeyi de başarmıştır. İran ve özellikle Rusya’nın devreye girmesiyle birlikte savaşın seyir yönü değişmiş, ABD ve AB’nin de dahil olduğu geniş uluslararası emperyalist koalisyon İŞID’in yenilgiye uğratılması temel hedefinde birleşmiştir.

2) İç savaşın sona erdirilmesinde Esad’ın rejim güçleri ile Kürt ulusal hareketi içerideki temel askeri dayanaklardır ve her ikisi de uluslararası camianın farklı kesimleri tarafından şu veya bu düzeyde, fiili veya resmi olarak tanınmaktadır. Geçmişte “muhalifler” diyerek hepsi aynı torbada paketlenen cihatçı grupların oluşturduğu blok yekpare özelliğini yitirmiş, bu grupçuklar zaman içerisinde IŞİD ya da El Kaide yönünde çözülmüş ve uluslararası meşruiyetlerini yitirmişlerdir.

3) Rusya askeri yönden Lazkiye’deki üssünü korumak amacıyla, siyasi yönden Suriye’de temel oyun kurucu aktör olmak hedefiyle Esad ordusuyla ortak operasyonlara başlamış ve ilerlemektedir. Hedeflerinde en büyük askeri güç olan IŞİD olmakla beraber, hakimiyet sahalarının genişletilmesi bakımından şu anda öncelikleri Kuzey’de “muhalifler” denen Sünni cihatçıların yenilmesidir.Yeşile çalan bu “muhalifler” ezilmeden “yeşil” IŞİD’in etrafının çevrilmesi ve yok edilmesi mümkün değildir.

4) ABD’nin hedefiyse esasen IŞİD’le, buna ek olarak da El Kaide’ye bağlı El-Nusra’yla sınırlıdır. “Bayırbucak Türkmenleri” denen Türkiye’nin desteklediği grupçuklar dahil, diğer irili ufakları cihatçı Sünni İslamcı grupları bombalamamakta, Rusya’nın bunları vurmasını da kerhen ve istemeyerek desteklemek zorunda kalmaktadır.

5) PYD (Kürt ulusal güçleri) Esad’la da, ABD’yle de, Rusya’yla da düşmanlık geliştirmeden şimdilik kendi bölgelerini kontrol etmekle sınırlı kalmaktadır. Fakat savaşın gelişimine göre onların da stratejik hedefi Rojava bölgesinin bütünlüğünü sağlamaktır. Dolayısıyla öncelikleri bunun önünde engel olan “muhalif” denen cihatçı İslamcı gruplar ve IŞİD’in yenilgisidir. PYD ile ABD-Rusya-AB-İran’ın düşman belirlemeleri bu açıdan ortaklaşmaktadır. Dahası PYD’nin askeri ve daha önemlisi ideolojik gücü ABD ya da Rusya’ya karşı savaşmayı göze alamayacak zayıflıktadır.

6) Türkiye, Alevi olduğu için Esad’a düşmandır. Türkiye, Kürt oldukları için Kürtlere düşmandır. Türkiye, IŞİD’e mecbur kaldığı için, mecburen, dış dünyadan kopmamak için, NATO bağı gereği IŞİD’e karşıttır (Ankara katliamı için bin dereden su getirip IŞİD yaptı diyememeleri biraz da bundandır). Türkiye, IŞİD dışındaki “muhalif” denen cihatçı gruplarınsa hamisi ve koruyucusu, ticaret-silah-kan ortağıdır ve bundan vazgeçmek istememektedir. Türkiye, iki yıl önce “Bayırbucak Türkmenleri” denen cihatçı İslamcı çeteler Alevi köylerindeki katliamlarını gerçekleştirirken onlara MİT tırları aracılığıyla silah taşırken suçüstü yakalanmıştır. Türkiye, bu yüzden Fethulllahçıların faş ettiği bu gerçeği yayınlayan Cumhuriyet yazarlarını tutuklamakla uğraşmaktadır. Türkiye şimdi Rusya ve Esad güçlerinin bu kesimlere operasyon çekmesinden rahatsız olduğu için Rus uçağı düşürme maceralarına kendisini mecbur etmiştir. Türkiye, Suriye’deki vekalet savaşını kaybetmeye mahkumdur.

7) Komünistler bu gerici iç savaşa bir bütün olarak karşıdır. Emperyalist kapitalist vekalet savaşları, savaş argümanı olarak kullanılan ulus-din-mezhep ayrımlarını daha da derinleştirmekte ve çözümsüz hale getirmektedir. İç savaşlarda emperyalist müdahale, yardım ve kışkırtmalar sorunları daha da içinden çıkılmaz hale getirmekte, her bir aktörü ve bütün aktörleri kendisinden daha büyük güçlerin oyuncağı haline getirmektedir. Komünistler bu gerici iç savaşta her türden İslamcı, cihatçı, faşist çete artığına karşı ve düşmandır. Esad güçlerine karşı hiçbir sempati beslememektedir. Komünistler ABD-Rusya, İran-Türkiye her kim olursa olsun hiçbir komşu kapitalist devlet ya da emperyalist oyuncunun müdahalesini onaylamamakta, askeri yardımlarını ilkesel olarak reddetmektedir. Komünistler Kürt ulusal hareketinin Kuzey Suriye’deki mücadelesini tarih boyunca devletsiz bırakılmış bir ulusun kendi kaderini tayin ve yaşam hakkı kapsamı ve sınırları içerisinde değerlendirmekte, ancak ne Esad rejimiyle ne ABD, ne Rusya, ne İran’la ne de herhangi bir kapitalist devletle geliştirdiği ilişkileri onaylamaktadır. Tüm dünyada ve özellikle Ortadoğu’da çözülmemiş ulusal-mezhebi-dini eşitsizliklerin çözümü ancak kapitalist egemenliğin yıkıldığı, insanın insana kulluğunun sona erdiği bir sosyalist devrimle mümkündür. Komünistlerin dünya görüşü, din-mezhep-ulus ayrımlarının ortadan kalktığı devletsiz ve sınırsız, sınıfsız bir gelecek hedefiyle tanımlanır. Ezilen türleri de dahil olmak üzere kendisini şu veya bu din-mezhep-ulus-devletle özdeşleştiren bir anlayış sahibi olmamız düşünülemez.

Bu temel gerçeklerden kopulursa Ortadoğu’da devrimci siyaset yapılamaz. Siyaset yapılır, ama bu yaptığınız siyasetin adı devrimci olmaz. Devrimci olmayan bir siyaset, Ortadoğu gibi herşeyin birikimli, tarihsel bir derinliğe sahip olduğu bir coğrafyada sonuç alıcı olamaz. Ortadoğu’da ulus-din-mezhep ayrımlarının çözümü için sosyalist bir devrimci siyaset zorunludur.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*