Anasayfa » DÜNYA » Bir yürüyüş eyledik Möhlau mülteci kampına

Bir yürüyüş eyledik Möhlau mülteci kampına

Bugün özgürlük yürüyüşümüzün 22. gününü tamamladık. Şu anda bulunduğumuz Wittenberg kentinde iki gün kaldık. Burada çeşitli etkinlikler gerçekleştirdik. Bugün, sabah saatlerinde kent meydanında bir basın toplantısı düzenledik. Büyük gazete ve televizyonlardan ekipler gelmişlerdi. Hazırlamış olduğumuz metni okuduktan sonra basın çalışanlarının sordukları soruları cevaplandırdık.

Toplandığımız yerin tam karşısında, tarihinin çok eskilere dayandığını öğrenediğimiz Luther kilisesi vardı. Bu meydana pankartlarımızı açtık. Meydanda bulunan bir otodan sürekli protest müzik çalınıyordu. Bu etkinliğimiz yaklaşık olarak öğlen saatlerine kadar sürdü. Öğle saatinde, konakladığımız yere yakın olan meydandan gruplar halinde gelerek yemeğimizi yedik ve hızla meydana geri döndük. Çünkü öğlenden sonra Möhlau mülteci kampına gidecektik. Pankartlarımızı alanda bekleterek gidip yemeklerimizi yedik ve alana geri döndük. Gideceğimiz Möhlau mülteci kampı, bulunduğumuz yere yaklaşık olarak 30 kilometre uzaklıktaydı. Oraya arabalarla gitmeyi kararlaştırdık. Sayımız fazla olduğu için birkaç araç gerekiyordu. Birkaç otomobil ve bir de büyük minübüs ayarladık ve Möhlau mülteci kampına gitmek için yola koyulduk. Möhlau mülteci kampı şehirden oldukça uzakta ve ıssız bir yerde kurulmuş bir kamp. Oraya vardığımızda karşımızda izole edilmiş büyükçe bir bina gördük. Çok katlı bir binaydı burası. Etrafta hiç kimse görünmüyordu. Kuş uçmaz kervan geçmez dedikleri yerlerden biri bu olsa gerek. Kampın bahçesine kadar girdik. Yanımızda getirmiş olduğumuz pankartları kampın önüne serdik ve araçtaki mikrofondan kamplardaki kötü yaşam koşulları ve mültecilerin sorunlarıyla ilgili konuşmalar yaptık. Daha sonra içerde yaşamakta olan mültecilerden birkaç kişi dışarıya çıktılar. Onları daha önceden ziyaret etmiş ve onlarla tanışık olan bir arkadaşımız aracılığıyla binanın üst katlarında bulunan bir odanın camlarından pankartımızı sarkıttık. Bu ıssız binayı deşifre operasyonumuzdu bu.

Möhlau mülteci kampındaki insanlarla sohbet ettik. Biz tam kampın bahçesine girdiğimizde karşıdan bir kadın, elindeki arabasının içinde taşıdığı bebeğiyle birlikte kampın çıkış kapısına doğru yürüyordu. Bizim yürüyüşümüze destek veren Şilili kadın arkadaşla birlikte, karşımıza çıkan bu kamp sakiniyle sohbet etmeyi denedik. Rastladığımız bu arkadaş Almanca bilmiyordu. Görünümünden Vietnamlı olduğunu tahmin ettim ve kendisine nereli olduğunu sordum. Gerçekten de Vietnamlıymış bu arkadaş. Kampın çok ıssız bir yerde bulunduğunu ve alışveriş yapabilmek için çok uzun bir mesafeyi yürüyerek gitmek zorunda kaldığını anlatıyordu bize. Bisiklete de binemiyor çünkü onun bir bebeği var ve bu kampta yaşayan tek kadın durumunda.

Möhlau mülteci kampında yaşayan bir Afrikalı arkadaş bu kampta 15 yıldır yaşıyormuş. Bunu duyduğum zaman bir şaşkınlık geçirdim. Ona 15 yıl Türkiye’de politik nedenlerle hapis yattığımı anlattım ve kendisinin de aslında burada hapis hayatı yaşadığını anlattım. O da bana bu kampın aslında hapishaneden kötü olduğunu anlattı. Hapishanede yatacağın süreyi biliyorsun diyordu, ama burada ne kadar kalacağın konusunda hiç bir fikir yürütemiyorsun diyordu.

Iraklı Kürtlerden olan birkaç arkadaşla daha sohbet ettik, onlar da kimisi 3 yıl kimisi 2 yıldır bu kampta yaşıyorlarmış. Başka biriyle daha tanıştık ki, o bu kampta doğmuş ve 18 yıldır bu kampta yaşıyor, o şimdi 18 yaşında bir insan. Bütün ömrü bu kampta geçmiş. Ama o günlerin nasıl geçtiğini uzaktan bakan birisi hissedemez. Iraklı bir Kürt arkadaş, burada bir Yugoslavyalı ile evlendiğini ve şimdi eşinin Yugoslavya’ya iade edileceğini söylüyordu. Elinden hiçbir şey gelmiyor. “Kaderime boyun eğmekten başka çarem yok” diyor.

Yanımızda getirdiğimiz Karawane gazetemizin son sayısını Möhlau mülteci kampındaki mültecilere dağıttık. Gazetenin başyazısında neden Berlin’e yürüdüğümüzü anlatmıştık. İnsanlar bu yazıyı okudular ve aslında kendileri de yürümek istediklerini söylediler fakat onlara çok randevu veriliyormuş bu nedenle kamptan ayrılamadıklarını söylediler. Irak’ın Süleymaniye kentinden olan bir mülteci arkadaş Karawane gazetesindeki yazıyı çok beğendiğini söyledi ve benim telefon numaramı almak istediğini söyledi. Onunla telefon ve hotmail alışverişinde bulunduk.

Möhlau mülteci kampının pencerelerine ve çatılarına pankartlarımızı astık, sloganlarımızı attık. Kampın ıssızlığını açığa çıkırdık. Büyük televizyon ve gazeteci ekipleri de bizimle birlikte gelmişlerdi. Burada yaşayan mülteciler kötü yaşam koşullarını deşifre etme şansını yakaladılar. Onlarla tek tek röportajlar yapıldı ve fotoğraf çekimi yapıldı.

Möhlau kampının bahçesinde rastladığımız Vietnamlı kadın ve çocuğu bizim ilgimizden oldukça memnun kalmıştı. Bu arada kadının oğlunun ismi Haydar’dı. Haydar isminin Türkiye’de çok kullanıldığını söyledim ve karşılıklı güldük neşelendik. Kamp baskınımız sonuçlanıncaya kadar Vietnamlı kadın yanımızdan ayrılmadı.

Wittenberg kentinde yalnızca mülteci kampı baskını gerçekleştirmedik. Diğer resmi kurumların üstüne de yürüyüşler gerçekleştirdik. Burdaki yürüyüşlerimize yaklaşık 150 kişi katıldı. Wittenberg eski bir yerleşim yeri ama çok büyük bir şehir değil. Biz Luther kilisesinin karşısında gösteri yaparken yeni bir destekçi geldi. Direkt gelip tanıştı. Adımı söyleyince arkadaş çantasından bir dosya çıkardı ve dosyada, daha önce Bramsche kampında benimle yapılmış bir röportajın fotokopisi vardı. Neden bunu aldığını sordum. Bana röportajda söylenen şeyleri enteresan bulduğunu söyledi. Arkadaş, Almanya’da legal bir parti olan MLPD’denmiş. O da bizimle birlikte Möhlau mülteci kampına geldi ve resimler çekti. Onunla dünya devrimci hareketi üzerine sohbetler ettik. Yürüyüşümüzün artık her kesimin dikkatini çektiğini görmüş olduk. Ona partisinin başkanının geçtiğimiz günlerde Türkiye’ye gittiğini anlattım. Fakat onun bundan haberi yokmuş, bu haberim onu sevindirdi. Ona, özgürlük yürüyüşümüze neden yeterli ilgiyi göstermediklerini sordum. Kendilerinin her yerde şubelerinin olmadığını ve uzak yoldan buralara gelmenin çok masraflı olduğunu anlattı. Ama bizim yürüyüşümüz pratik ve politik olrak ciddi bir etki yarattı, bu nedenle hiç bir bahane bize olan ilgiyi engelleyemiyor artık. Bu arkadaş politik bir arkadaş olduğu için özellikle yürüyüşümüzle ilgili tüm haberleri izlemiş ve belli bir ön bilinçle gelmiş ziyaretimize. Berlin’e vardığımızda da evine gidebileceğimi söyledi.

Bugün ayrıca yeni olarak Meksikalı ziyaretçilerimiz vardı. Başında hoter tipi şapka olan bir erkekle, yöresel kıyafetler içinde bir kadın gelmişlerdi. Şilili arkadaş beni onlarla tanıştırdı. Onlara Marcos’la ilgili kitaplar okuduğumu söyledim ve onlar da bana Marcos’un görüşlerini beğenip beğenmediğimi sordular. Onlara Meksika’da Zapataların yaptığı yürüyüş gibi yürüyüşleri biz de denemeye çalışıyoruz dedim. Onların yaşadıkları ve değer verdileri birilerinden haberdar olduğumuzu hissedinde yüzleri güldü ve bize çok sıcak davrandılar. Meksikalılar burada çalışma amacıyla bulunduklarını anlattılar ve bizim yürüyüşümüzü duyunca destek vermek istemişler.

İki gün konakladığımız yerde yataklar vardı ve duş imkanı vardı. Bu koşullar bizi biraz dinlendirdi. Yarın tekrar yola çıkacağız. Önümüzde çok uzun olmayan bir yol var ama Berlin’e yaklaştıkça eylem ve etkinliklerin sayısı artacak diye tahmin ediyoruz.

29.9.2012
Turgay Ulu
Wittenberg

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*