Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Bir yılbaşı yazısı: Saturnalia’dan Gezi’ye…

Bir yılbaşı yazısı: Saturnalia’dan Gezi’ye…

Her yılbaşının iki klasiği vardır.

Birincisi önemli bir kesimin yılbaşını, çılgınca yiyip içip eğlenebilecekleri, tüm kurtlarını dökebilecekleri, biraz da sınır aşımı yapabilecekleri bir serbestlik günü olarak heyecanla beklemeleri.

İkincisi malum yılbaşı, kapitalizmin her türlü turizm, eğlence, hediye, süs eşyası, yiyip içme piyasalarını uçurmaya kodlanmış bir gündür.

Türkiye’de bir üçüncü yılbaşı klasiği de, İslamcıların ve muhafazakarların yılbaşına karşı tutum ve kampanyalarıdır. İslamcı-muhafazakârların yılbaşına karşı tepkileri, yalnızca yılbaşını bir “Hıristiyan adeti” olarak görmelerinden kaynaklanmaz. Asıl tepkileri yılbaşının kitleler tarafından içkiden eğlenceye, cinsellikten bir dizi çılgınlığa kadar bir serbestleşme günü olarak görülmesinedir.

Yılbaşı eğlencesinin ilk elde Hıristiyanlıkla pek bir ilgisi yoktur. Yılbaşlarında halen süren bir dizi adet, eski Roma uygarlığının Pagan Saturnalia halk festivalleri geleneğinden gelmektedir. Tam tersine Hıristiyanlık Roma devletinde hâkim olunca Paganizm ve tarım tanrısı Satürn adına yapılan, her şeyin serbest olduğu çılgın halk festivallerinin de üzerine oturmuş, evcilleştirilmiş, daha uslu dini ritüellere dönüştürmüştür. Satürn halk festivallerinin bazı gelenek ve adetleri Noel bayramıyla karışırken, bazıları da yılbaşına doğru kaymış, kapitalizmle kaynaşarak bir metaformoz daha geçirmiştir.

Yılbaşının asıl kaynağı yalnız Roma’da değil, eski Cermen, Galya, İskandinav, Slav, Pers, Anadolu uygarlıklarının tamamında var olan, Aralık ayının ikinci yarısındaki kış dönümü şenlik ve festivalleri geleneğidir. Tek tanrılı dinler öncesi bu halk festivallerinin iki yönü vardır: İlki, doğa ve üretimle ilgilidir. Paganlar 25 Aralık’ı “Güneşin Mağlup Edilemezliği” günü olarak, doğanın, dolayısıyla tarımsal bereketin yeniden canlanmaya başlayacağı gün olarak kutlarlardı. Ondan önce de 17-23 Aralık arasında tarım tanrısı Satürn’e adadıkları bir tür özgürlük ve eşitlik ütopyası ve festivali olarak çılgınca eğlenerek kutladıkları Saturnalia şenlikleri vardı. Bu ikinci yönde ise, ağır köleleşme koşulları altında, “Altın Çağa”, yani ilkel komünal topluma duydukları özlem vardı. Saturnalia festivali, halkın ve kölelerin ilkel komünal toplum gelenek ve adetlerini bir hafta için de olsa yeniden canlandırıp yaşamaya çalıştığı bir şenlikler haftasıydı.

cattabiani_saturnalia_01Yılbaşlarının ilk tarihsel kökeni, pek çok eski uygarlıkta var olan bu kış günü dönümü şenlik ve festivallerinin ikili karakteridir.

Kış dönümü sürecinde yapılan bu çılgın halk festivallerine, savaş varsa ara verilir, köleler dahil kimse çalışmaz, her türlü mahkeme, ceza, kolluk gücü kurumu kapatılır, kölelere yasak olan pek çok davranış, dahası hırsızlık, kavga, sokaklarda çırılçıplak bağırıp şarkı söyleyerek dolaşma, diğer dönemlerde sapkınlık sayılan cinsel ilişki biçimleri serbest bırakılır, hiçbir engel ve ceza söz konusu olmazdı. Dahası şölen sofralarında, efendiler kölelerine yemek servisi yapar, sonra da birlikte sohbet ederek yemek yerlerdi. Erkekler eşlerine hizmet ederler, yatakta onların her istediklerini yaparlardı. Efendiler kölelerini ufak tefek armağanlar verirdi. Evler, sokaklar hep birlikte temizlenip süslenir, özellikle yapraklarını dökmediğinden doğanın ölümsüzlüğünün simgesi olan çam ağaçlarına takmak için süsler yapılır, daha sonra ateşe atılan çam ağaçlarının dumanının tüm doğayı yeniden yeşerteceğine inanılırdı.
Saturnalia festivalinde tüm köleler, bugünkü kırmızı yılbaşı şapkalarına benzeyen bir başlık takarlardı. Bu başlık, efendilerinden özgürlük hakkını kazanan ya da özgür bırakılan kölelerin giydiği başlıktı. Tüm kölelerin bir haftalığına da olsa bu başlığı takması, onların tüm kısıtlamalar, emirlerden özgürleşme özlem ve hissini temsil ederdi. Festivalde, zenginlerin yoksulları yedirip içirmesi, efendilerin kölelerine armağanlar vermesi, herkesin birbirine kendi eliyle yaptığı armağanları vermesi bile, ilkel komünal toplumlardaki ihtiyacı olmayanın olana, çok olanın az olana ve herkesin birbirine verdiği armağanlaşma ilişkisinin bir tür reprodüksiyonudur.

Eski Roma ve Yunan halkları, köleler, mitolojide Zeus/Jupiter tarafından devrilmiş olan tarım ve doğa tanrıları Satürn/Kronos’un egemen olduğu dönemde, yani köleci Roma ve Yunan uygarlıkları öncesinde, çalışmanın zorunlu ve zahmetli olmadığı, doğanın bereketli ve gıdanın herkes için yeterince bol, herkesin eşit ve özgür olduğu bir “Altın Çağ”ın yaşanmış olduğuna inanırlardı. Gerçekte efsane ve festivallerinde yaşatmaya çalıştıkları ilkel komünal topluma geri dönüş özlemlerinden başka bir şey değildi. Mitolojide Zeus/Jupiter’in görece daha eşitlikçi ve adil olan Satürn/Kronos’u devirmesi, gerçekte sınıflı, köleci, sömürücü, merkezi devletin gelişip pekişmesine tekabül eder. Saturnalia festivalleri dışında, kölelerin Satürn heykeline gidip onun kaidesini sarsıp “uyandırmaya” çalışması, Zeus’u devirip yeniden “Altın Çağı” geri getirmesini istemeleri, gizli eylem biçimlerinden biriydi. Bunu engellemek için Roma imparatorlarının Satürn heykeli başına asker diktiği bile söylenir!

saturnalia-1Roma imparatorları ve köle sahipleri köleler ve halkın çılgın serbestlik festivallerinden rahatsızdılar. Başlangıçta bir gün olan Saturnalia halk ve köleler tarafından öylesine sevilmişti ki, bir haftaya çıkmıştı. İmparator Agustus 3 güne, Caligula 5 güne indirme çabalarına karşın emekçilerin büyük tepki ve direnci karşısında başarılı olamamışlardı. İlk eşitlikçi toplumların kolektif bellekteki yeri halen oldukça güçlü ve dirençliydi. Zaten köleci ve devletçi toplum da ondan çıkıp geldiği biçimiyle, onun bazı kalıntılarını da halen içinde taşıyan bir toplumdu. Antik Yunan/Roma demokrasisi de bunun bir ifadesiydi. Efendiler bütün bir yıl köleleri istedikleri gibi sömürebilmek, hoşnutsuzluklarını deşarj etmek için yılın bir haftasında kölelerin zincirlerini biraz gevşetip sularına gitmeye göz yumuyorlardı. Diğer tarafından Saturnalia halk festivalleri sınıflar arası belli bir güç dengesini de yansıtıyordu.

Roma bir yandan bu iç çelişkileri, diğer yandan Kartaca yenilgisiyle dağılma noktasına geldiğinde Roma imparatoru Hıristiyanlığı kabullenip dayatarak düzeni sağlamaya çalıştı. Egemen sınıf ve Hıristiyan ruhbanların ilk saldırdığı da, halk ve köleler içinde ilk komünal toplum geleneklerini yaşatan Paganizm ve Saturnalia festivalleri oldu. Köle sahipleri, ruhban ve devlet, Saturnalia festivalini kaldırıp Hıristiyan ritüellerini yerleştirmek istediğinde, çok büyük bir tepki, direniş ve isyanlarla karşılaştı. Halkın özgürlük ve eşitlik ütopyası ve festivalini kaldıramasalar da, onun bazı adetlerine dokunamasalar da, adım adım evcilleştirip bir Hıristiyan bayramı (Noel) haline getirdiler.

gezi-meclisiSaturnalia bir özgürlük ve eşitlik ütopyası, bir halk festivali olmaktan çıkıp ruhani bir dini bayram ve ritüel haline gelince, onun bazı adet ve gelenekleri bir kez daha metaformoz geçirerek yılbaşına kaydı, kapitalizm tarafından bir deşarj, rehabilitasyon ve tabii asıl olarak da piyasa şenliği olarak yeniden canlandırıldı. Yılbaşı eğlencelerinin bugün tam kapitalize olmuş biçimine karşın, halen o eski kış günü dönümü halk festivallerinin bazı kalıntı ve izlerini de görmek mümkündür.

Neomuhafazakarların yılbaşı antipatisinin de ne yılbaşının kapitalizasyonuna ne de Hıristiyanlığa, asıl onun çok eskilerdeki, asıl tarihsel kökenine, sömürülenlerin “Altın Çağ” ütopyasını, eşitlik ve özgürlük, istediğini istediği gibi yapma özlemini dile getiren, yaşatan ve yeniden üreten halk festivali geleneğine karşı olduğu açıktır. Elbette Gezi’den bahsediyoruz. Hükümetin ancak büyük şehirlerdeki turistik vitrinlik birkaç merkezi yer dışında yılbaşı süsleme ve ışıklandırmalarını bile kaldırması, buna ne kadar dinsel vb bir kılık geçirmeye çalışırsa çalışsın, asıl Gezi’nin hayaletinden korkmasındandır.

Not: Bu yazı 26 Aralık 2014’te ilk kez sitemizde yayınlanmıştır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*