Her türlü muhalefeti etkisiz kılarak yer altındaki kaynaşmayı bastırmaya çalışıyorlar. Akademisyenlerden gazetecilere, medya showmenlerine kadar “karşıt” ses çıkaran herkese anında ve koro halinde bir saldırı da bulunmaları, devlet korumaları ve savcılıkları harekete geçirmeleri onlar adına işlerin hiç de iyi gitmediğini gösteriyor. Kürt savaşının fonuna yaslanarak, oradan üretme çabasında bulundukları şoven milliyetçi sermaye ideolojisine meşruiyet sağlayarak, iktidar tekellerinin “meşruiyetini” eze eze kabul ettirmek istiyorlar. Ulusal hareketin, gözü pek ve bir o kadar kararlı,planlı,soluklu bir kent savaşı yürütmesi karşısında tüm o psikolojik savaş-medya bombardımanına rağmen istedikleri sonucu ne savaş cephesinde ilerleme olarak, ne de işçi sınıfı ve emekçileri konselide ederek arkalarına dizmeyi başarabildiler. Bir ara hendekler karşısında ulusalcı, Kemalist kesimlerle kurdukları ittifakında gevşeyip, çözülmeye başladığı görülüyor.

timthumb.php

1 Kasım seçimleri ardından sağladıklarını sandıkları istikrar, Pirus Zaferi sonuçlarını yaratmakta da gecikmedi. Ki yaşadıklarımız daha birşey değildir. Daha sert, çalkantılıve saldırgan bir süreç-hele de önümüz Mart-Mayıs süreci ve bahar aylarıyken- kendsini gösterecektir. AKP iktidarı ve mali oligarşi tekelci güç birikimi ve merkezileşmeyi (kod adı başkanlık) her ne olursa olsun bir şekilde sonucuna ulaştırmak;politik, toplumsal,sınıfsal karşıtlarına öyle ya da böyle kabul ettirmek istiyor. Önümüzdeki, özellikle bahar takvimsel günlerinde ve sonrasında da siyasal iktidarın bir gericileşme merkezi olarak demokratik hak ve özgürlükler alanında baskı ve saldırılarını arttıracağını rahatlıkla öngörebiliriz. Öngörebiliriz çünkü, siyasal iktidar hergeçen günün aleyhine geliştiğini, 1 Kasım’ın ardından muhalefet cephesindeki yaşanan şaşkınlık ve yılgınlığın atlatılmaya başlandığının işaretlerini görüyorlar. Küresel ve bölgesel Uluslar arası derinleşerek ilerleyecek gibi görünüyor. Bu durumun iç politikaya, buradaki sınıfsal ilişki ve siyasal kamplaşmalara etkisini minimize etmek adına şu günlerde siyasal gericilik saldırıları yükseltiliyor. Demokratik hak ve özgürlükler adına sosyal talepler ileri süren tüm kesimlerin hedefe çakılması işte hep o ayaklarının altında duydukları gümbürtünün korkusuyla yapılıyor.

Burjuva iktidarın özü sermayenin çıkarlar, onun sınıf hakimiyetinin ve sınıf sömürüsünün maddi koşullarıdır. Sermayenin proletarya, kent ve kır yoksulları, ezilen Kürt halk kesimlerinin karşısında sınıf hakimiyeti ve çıkarlarının siyasal koruyuculuğuna soyunmuş burjuva iktidarın yeraltından gelen gümbürtülerin basıncıyla bir yanardağ patlamasını önlemek adına aldığı her “önlem” dönüp dolaşıp, onun ekonomik-siyasal yapısal çelişkilerinin prizmasında kırılarak basıncı daha fazla yükselten bir işleve dönüşüyor.

Mahkeme-Adalet

Parlamentodaki gücüyle yasaları mali oligarşinin çıkarları lehine düzenleyen, devlete tamamen hakim olan, bütün ekonomik, politik, siyasal kamusal makamları işgal eden, fiilen ve medya aracılığıyla toplumu etkileyip yönlendiren bu neoliberal muhafazakar sermaye temsilcileri hep aynı kapitalist rant ve iktidar hırsı, maddi zevkler peşinde koşarken rezilce ahlaksızlık sahtekarlık ve adaletsizliğin tüm biçimlerini sergilemekten hiç çekinmiyorlar. İhtiras ve kepazeliklerin dünyasının devlet olanaklarıyla birleşerek çürümenin tüm biçimlerinin yaygınlaştığı şu günlerde kanın ve irinin; oradoğuya saçılan şeylerin hesabı tutulamaz oldu. 1 Kasım seçim sonuçlarının ardından yeniden iktidar olmanın, düzenin tek ve mutlak sahibi olduğunun sahte, boş meşrutiyetiyle “artık ne yapsak gider” soysuzluğuyla içlerinde olanı gizleme, perdeleme ihtiyacı duymadan ortaya serdikleri şu günlerde gerçek sınıf karakterlerin ve kırılganlıkları da kendisini fazlasıyla gösteriyor. Ne yaparlarsa yapsınlar yönetme meşruiyeti kazanamıyor, iktidar tekelleşmesinin getirdiği burjuva kibir ve denetim aygıtlarından azadelik onları sağlamasız hareketlere, adımlara yöneltiyor. (proletarya ve kent ve kır yoksulları yaygınlaştırılan dini kurum, araç ve ideolojik yönlendirilmelerle çürütülürken, babanın öz kzına şehvet duyması ya da alevilerle evlenmek caiz değildir mealinde ensesti , mezhepçiliği çürümüş bir sistemin ifrazatı gibi orta yere saçıyorlar. Amaç bilinçleri boğmak, çürümenin kesif kokusunu saltanatlarını yürütmekti tabi. Ama heyhat, hepbirileri, birşeyler çıkıp bu tekere çomak sokuyor, rayiha kokuları arasında keyiften uyuşmuş neoliberal gerici sermayenin iktidarını, saltanatını sarsıyor. Çüürüme, yolsuzluk, ahlaksızlık dip yapmışken ve maddi zenginliklerin dünyasında sefa sürüp kitlelere yoksulluğun erdemini, öte dünyadaki kurtuluşu göstermeleride hergeçen gün sırıtıyordu. Bahara makara işte!)

Dış politikada bolca dile getirip, ellerinde bomboş bir laf öbeği kalan, stratejik iflasın argümanlarından olan “ düzen kurucu göç” böbürlenmeleri artık daha çok içeride klasik kemalist burjuva cumhuriyetin kodlarını, neoliberal muhafazakar bir sermaye cumhuriyetine dönüştürmek için kullanılıyor. Buna karşı göserilen direnç ( bunun çeşitli siyasal formları var: kimileri sermaye kesimlerinde olduğu gibi statükoyu korumak isterken, kimileride burjuva demokrasisini geliştirmek istiyor. Bizler ise anti-kapitalist, anti-noliberal demokrasi mücadelesiyle proleter demokrasiye taşımak için) karşısında toplumsal gericiliğe yaslanarak iktidarını korumak adına, o “yıkmak” istediği “eski” sermaye kurumsallaşmasını inşa ettiği şoven muhafazakarlığa yaslanarak, onu kaşıyarak mücadele etmesi, mücadele uzadıkça bu alanda derinleşerek bir mezhepçiliğe ve dinbazlığa dönüştü. Son günlerde artan dini referans ve yönlendirmeler, ortadoğuda girilen mezhepçi ittifak ve politik tercihlerle beraber içerde yaşanan muhafazakarlığında sonucudur. Tekelci bir iktidar yapılanmasının elinde kullanılan bir araç olunca bu mezhepçiliğin sonuçları, topluma giydirmek istediği, siyasallık da o denli karşı tepkiyi doğuruyor. Buraya odaklanan mücadele onun tepeden tırnağa kapitalizme, onun sermaye çıkarlarına kesmişken, tepkiler neoliberal muhafazakar gericiliği üzerine diktatöryal yönelimleri üzerine birikiyor. Burayla sınırlı kaldığı koşullarda çıkmaz bir yola girildiği hissini veren bu yoldan çıkışın tek yolu, anti-kapitalist mücadele yol, yöntem ve argümanlarının daha fazla ve stratejik olarak yeniden inşaa edilmesi ve işçi sınıfının ideolojik, pratik belirleyiciliğin de bir mücadele yürütülmesidir. Onun dinbaz maskeside böyle düşürülebilir. “kardeşlik” maskesi kürt sorunu merkezinde gelişen çatışmalı iklimde nasıl çözüldüyse, kürt halkı ve mücadelesi karşısında sadece tank ve topla ayakta durabiliyorsa işçi sınıfının sosyalist devrimci mücadelesi karşısında da o oranda çözülecek sadece siyasal-askeri zor araçlarıyla ayakta kalmaya çalışacaktır. Kapitalist sistemi çanları alabildiğine çalıp durur; ekonomik, siyasal, toplumsal krizler üst üste birikirken onu bir hendekle sınırlamak değil, siyasal iktidarını yıkacak bir eylem hattına ihtiyaç vardır.

Salt siyasal özgürlüklere daralan değil; ekonomik,siyasal,toplumsal tüm alanları kesen anti-kapitalist bir mücadele hattıdır esas olan. Kapitalizmin eşitsizliğin, sömürünün biricik kaynağı olduğu hiç bu kadar teşhir olmamıştı zira. Küresel kurumların son verilerine de yansıdığı gibi mali oligarşi oluşturan, dünya nüfusunun yüzde 1 inin serveti geriye kalan yüzde 99 la eşitlenmiş durumda. Dahası emperyalist tekel sahibi 62 dolar milyarderinin toplam serveti, 3.6 milyar insanın servetine eşitmiş!! korkunç bir ekonomik (ve dolayısıyla siyasal,toplumsal) bir uçurumdur bu. Yeni bir ekonomik krizin ayak seslerinin duyulduğu, temel gıda ve ihtiyaç maddeleri başta olmak üzere ürünlere dönük zam yağmuru sürerken Türkiye’de zenginlik ve yoksulluğun karşıt uçlarda birikmeside hızlanıyor. Ulusal istihdam stratejisi ve kamu reformu saldırıları gerçekleştiğinde işçi sınıfının yaşam koşulları daha da ağırlaşacak.

Burjuva üretim ilişkileri ile üretici ve göçler arasında çelişkinin bir dışa vurumu olan bugünkü krizlerin tek çözümü ancak ve ancak bir devrimle kurulacak proletarya iktidarında ve onun demokrasisinde bulunabilir. Bugünkü üretim ilişkilerine takabül eden bütün sosyal ilişkilerin ortadan kaldırılmasını, yine bu sosyal ilişkilerden doğan devrimci fikirler yön verecektir; sistem sınırlarını aşan komünizme uzanan devrimci fikir, politika ve strateji.

Ercan Akpınar
1 No’lu F Tipi Hapishanesi C-71
Sincan-Ankara