Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Bir işçi mektubu: Kredi borcun varsa sana iş yok!..

Bir işçi mektubu: Kredi borcun varsa sana iş yok!..

Aranızda bankalara borcu olmayan ya da kredi kartı kullanmayan var mı? Çok azımız “Benim yok” diyebiliyoruz değil mi? Nasıl oldu bu iş peki, nasıl hepimiz bankaların tuzağına düştük? Hemen hatırlatayım; Özellikle 2000′lerin başından itibaren kapıdan kovsak bacadan girerek, kulağımızı kapatsak cep telefonuna mesaj göndererek, film izlerken araya girerek, müzik dinlerken bağlamanın gitarın hemen arkasından, evden çıksak pazarda yakalayarak bu kredi işine bulaştırdılar bizi. Tabi ilk önce bunun bir ihtiyaç ve mutlak suretle edinilmesi gereken bir şey olduğunu itelediler bilinç altlarımıza. Ama tek başına para ve kredi satmadılar. Her tür metasıyla birlikte geldiler. Bazen para metanın bazende meta paranın yerini aldı. Çalışıyorsan ev sahibi olmalısın dediler ve 10 yıllık geleceğimize tecavüz ettiler. En iyi telefon ya da otomobil tartışmalarının içine sokarak kapattılar bizi bir eşyanın içine. Özgürce hareket edebileceğimiz, gerekirse isyan edeceğimiz 3-5 yılımızı çaldılar.

Sonuç mu: Borçluyuz artık. Herkes bilir ki birine borçluysan ona biraz minnet duyarsın ama daha çok gebesindir tabiri caizse.

En teğet geçecek denilen ama işçiler olarak iliğimizde hissettiğimiz, krizde zarar göstermeyen tek sektör hangisi biliyor musunuz? Bankacılık sektörü. 2008 krizinden sonra %150lere varan karlar elde ettiler. Neden mi, çünkü onlar paranın kontrolünü ellerinde tutarlar. Çünkü zaten krizi yaratan şeyin altında yatan kredi sisteminin ta kendisidir. Bir çeşit aşırı üretimdir aslında. Nasıl eskiden ürettiklerini satmak için yeni sömürgeler kurarlardı emperyalistler. Şimdi oturdukları yerden yapıyorlar aynı işi çeşit çeşit finans kapitalleriyle.

Daha önemli bir konu ise paranın üretimiyle ilişkili aslında. Hiç düşündünüz mü devletler neden IMF’den ya da diğer finans kaynaklarından 3 kuruş para almak için dilenmek yerine merkez bankalarını 24 saat çalıştırıp bu sorunu kökten çözmezler. Cevabı biziz aslında. Sistemlerini devam ettirebilmeleri için para üretim sürecinin realize edilmesi yani ete kemiğe büründürülmesi gerekir. Her şeyin bir karşılığı vardır ya, para üretim işininde bir karşılığı olmalıdır kapitalizmde. Peki nasıl olur bu iş. Bizim kanımızla, canımızla ve alınterimizle. Bizden sömürdükleri artıdeğerdir aslında onların merkez bankalarına para bastıran. Biz ne kadar alınterimizi parayla alınıp satılan bir eşyaya döndürürsek onlarda o kadar para üretip tekrar bize satmak için yeni araçlar yaratırlar. Bu işi hepimizin anlayacağı şekilde özetlersek eğer, onların para yaratma süreci bizim bir tarafımıza bir şeylerin kaçmasıyla ilişkilidir.

Bilir misiniz bilmem, Kredi Kayıt Bürosu (KKB) adında aşağılık bir kuruluş vardır. Bu kuruluşun temel misyonu, tüm finans sektörüne ajanlık yapmaktır. Hani bazen bankalardan kredi isteriz de, “Siz 3 sene önce bir kredi taksitinizi zamanında ödememişsiniz” gibi gerekçelerle olumsuz cevap alırız ya. İşte bu bilgilerin çoğu bu kuruluştan aktarılır. Finans sektörünün istihbarat teşkilatıdır bir çeşit. İşte bu kuruluş elindeki bilgileri artık isteyen herkese verecekmiş. Tam 25 milyon kişinin bilgisine artık, ev sahibinden, işverenine kadar herkes ulaşabilecekmiş. Ev kiralamak istediğin zaman ev sahibi sana çok rahat “2011 mart cep telefonu borcunu ödememişsin sana ev yok kardeşim. Hadi başka kapıya” deme hakkına sahip olacakmış.

Neden mi anlattım tüm bunları. “Yeter yahu” diyebilmek için seninle birlikte ve daha yüksek sesle. Ve haykırabilmek umudu ve isyanı işçi sınıfının o gür sesiyle.

Bir işçi.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*