Anasayfa » BASINDAN » Bir film: Fazla mesai

Bir film: Fazla mesai

Koloni adlı belgeseliyle 8. Documentarist’te Yeni Yetenek Ödülü’nü kazanan Gürcan Keltek 2011 yapımı kısa metrajı Fazlamesai’de karanlık bir şehirde yaşayan dört işçinin hayatını kurmaca, belgesel ve avangard sinemayı bir araya getiren bir estetikle yansıtmıştı.

Ali Deniz Şensöz/altyazi.net/ayinkisasi/fazlamesai/

Yere düşen kıvılcımların görüntüsüyle açılıyor Fazlamesai. Ardından kamera bir fabrikanın içindeki makinelerin ayrıntıları üzerinde geziniyor. Tıpkı fabrikadaki işçiler gibi makineler de neredeyse sadece silüetleriyle var. Görüntülerin üzerine yorgun bir ses düşüyor usulca. Bu kimliksiz sesin ilk sözleri, içinde bulunduğu durumu özetler nitelikte: “Hiçbir şey”. Sesin sahibi fabrikanın kışın çok soğuk, yazın ise çok sıcak olduğundan dem vuran, fabrikadaki abilerinin şiddetine maruz kalan, fazla mesaiye kaldığı zaman karşılığını alamayan, istenildiği zaman yeri bir başka emekçiyle ikame edilebilecek ve gözden çıkarılabilecek bir “hiç”. Yönetmen Gürcan Keltek, filmini dört yorgun sesin fısıltısına teslim ediyor. Filmin başında duyduğumuz genç adamın sesini; Mardin’den İstanbul’a göçmüş Kürt bir kadın işçinin, ailesine bakmak zorunda olan bir çocuk işçinin ve İstanbul’un turistik mekânlarında seks işçiliği yapan genç bir erkeğin sesi takip ediyor.

Film, İstanbul denilen devasa makinenin görünmeyen dişlilerinde dolaşırken, yıkılmış fabrikaları ve köhne mahalleleri mesken tutarak şehri âdeta bir distopyaya dönüştürüyor. Farklı işlerde çalışan dört emekçi bize hayatlarını, hayallerini, geçmişlerini ve hislerini anlatırken kamera da usulca onların bedenleri üzerinde geziniyor. Onların zihninden geçenler filmin ses bandını kaplarken, bedenlerinin ayrıntıları kadrajları dolduruyor. Yönetmen, böylece izleyiciyi tensel olarak karakterlerine yaklaştırıyor. Belirli bir devamlılık mantığını takip etmeyen görüntülerden oluşan kurguyu bir arada tutan ise işçilerin bize anlattıkları. İşçilerin monologları filmin dış sesine dönüşürken, ses de görüntülere hükmetmeye başlıyor. Anlatının iktidarı işçilere teslim edilirken, filmin estetiğini kelimeler belirliyor.

Kurmacadan, belgeselden ve avangard sinemadan ödünç aldığı kodları harmanlayan Gürcan Keltek, grenli ve gri mizansenleriyle, anlattığı dünyanın kirini peliküle sıçratıyor. Kimi zaman siluetler ve gölgeler, kimi zaman da flu görüntüler belirliyor kadrajları. Kamera bir türlü karakterlerin yüzlerine odaklanamıyor. Şehrin odağının dışında kalanların, ‘görünmeyenlerin’ hikâyeleri birer leke bırakıyor perdede. Aniden parlayıp, yere düşerken sönen kıvılcımlar gibi, dört yorgun beden bir anlığına gözlerimizin önünde belirip şehrin karanlığında kayboluyor.

Gürcan Keltek kimdir?
İzmir’de doğdu. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin Sinema Bölümü’nden mezun oldu. Yeşim Ustaoğlu’nun Bulutları Beklerken (2004) ve Sırtlarındaki Hayat (2004) filmlerinde asistanlık yaptı. Müzik videoları, reklam filmleri, kısa ve orta metraj belgeseller çekti. Son belgeseli Koloni’yle (2015) Documentarist’te Yeni Yetenek Ödülü’nün sahibi oldu.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*