Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Bir deneyim: İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi

Bir deneyim: İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi

İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin çalışmalarıyla ilgili TMMOB Maden Mühendisleri Odası’nca yapılan röportajı yayınlıyoruz:

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi nedir? Bize anlatır mısınız? Neden böyle bir oluşuma ihtiyaç duyuldu?

Ülkemizde ekonomik kalkınma ve büyüme söylemleri AKP iktidarının dilinden düşmüyor. Ancak ekonomi işçilerin güvencesiz koşullarda çalıştırılması üzerinden yükseliyor. Güvencesizliğin en çıplak görüntüsü ise işçi ölümlerinin her geçen yıl artarak devam etmesidir. SGK verilerine göre 2009‘da 1171, 2010‘da 1444 ve 2011‘de 1563 işçi hayatını kaybetmiş. Gerçek rakamları bilemiyoruz çünkü 25 milyon işçinin sadece 11 milyonu sigortalı… Meslek hastalıkları ile ilgili ise bir çalışma yok. SGK her yıl 400-500 civarı işçinin meslek hastalığına yakalandığını belirtirken bazen meslek hastalığı kaynaklı hiç ölüm olmadığı açıklanıyor. Oysa kot kumlama işçilerini, diş teknisyenlerini, mesleki asbest ölümlerini vb. hepimiz biliyoruz… Buradan çıkan sonuç devlet ve sermayenin işçilerin can güvenliğine önem vermediğidir…

Diğer yandan son yıllarda iş kazalarına ve meslek hastalıklarına karşı bir mücadele birikimi yaşandı. Davutpaşa ailelerinin mücadeleleri, Tuzla tersane işçilerinin grevleri, kot kumlama işçilerinin dayanışması bu mücadelelerin somut örneklerini oluşturdu. Ancak mücadeleler birbirinden yalıtık bir konumda idi ve bu durum işçi sağlığı ve güvenliği taleplerinin yaygın bir hareket haline gelmesini engelliyordu. Bu noktada 2011 yılı Mart ayında emek ve meslek örgütleri bir çağrı yaptı. Konuya dair söyleyecek / yapacak bir şeyleri olanların katılabileceği daha geniş bir zeminin kurulması gündeme geldi. Böylece kurumsal temsilin esas alındığı ancak bireysel olarak da katılımların gerçekleşebileceği “İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi” fikri ortaya kondu.

Tek cümle ile özetlemek gerekirse emek hareketinin bağımsız bir işçi sağlığı ve iş güvenliği politikası oluşturma mücadelesinin ifadesidir Meclis çalışması…

Meclisin üye profili nasıl?

Meclisimizin üye profili heterojen bir yapıya sahip. Çalışma ekonomisi ve sosyal bilimlerin diğer dallarından birçok akademisyen bulunuyor. İstanbul Tabip Odası bünyesinde de aktif mücadele içinde olan ve son dönemde sağlık çalışanlarının sağlığı mücadelesini sürükleyen doktor arkadaşlarımız var. TMMOB‘un İstanbul‘daki birçok şubesinden arkadaşlar konunun teknik yönlerinde ön açıcı. Özellikle sol basının bütününden genç emekçiler işçi sağlığı ve güvenliği mücadelemizin duyurulması için çok çaba harcadılar. İş müfettişleri aramızda bulunuyor. Sendikal hareketimizde geniş bir yelpazeden işçi arkadaşlarımız yani sorunun ana muhatapları aramızda. Tabi ki iş kazası ve meslek hastalıklarından etkilenen işçiler ve aileleri mücadelemizin merkezinde bulunuyorlar.

Etkinliklerinizi anlatır mısınız?

İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi‘nin attığı ilk adım bir web sitesinin kurulması oldu. Web sitesi ihtiyacı yerel, bölgesel ve saha bilgilerinin merkezileştirilmesi ve kamusallaştırılmasını amaçlamaktaydı. Böylece çalışmalar arasındaki koordinasyon da sağlanacaktı. http://www.yanginkulesi.org/ / http://www.guvenlicalisma.org/
isimli internet sitemiz 14 Haziran 2011 tarihinden itibaren hayata geçirildi.

Meclisimizin attığı ikinci adım ise geniş kesimlere ulaşmak için bir elektronik bülten hazırlanmasıydı. Bu noktada yine “Yangın Kulesi” adı verilen bir yayın çıkarılmaya başlandı. Bültenimizi önce haftalık daha sonra aylık periyotlar halinde çıkarmaya başladık. Şu ana kadar toplam 22 bültenimiz yayınlandı.

Meclisimizin attığı üçüncü adım her aybaşında bir ay evveline dair dijital, görsel ve yazılı basından derlediğimiz bilgileri sistematize ettiğimiz, çözüm önerileri önerdiğimiz ve bir sektöre özel olarak değindiğimiz “iş cinayetleri raporu”nu basın ve kamuoyu ile paylaşmak oldu. 2011 yılının Ekim ayından beri bu çalışmayı bazen yazılı olarak bazen de alanlarda açıklamayı sürdürmekteyiz. Emek ve meslek örgütleri, inisiyatifler ve Meclis‘teki siyasi parti temsilcileri raporumuzu referans olarak almaktadır.

Meclisimizin attığı dördüncü adım iş cinayetlerinin meydana geldiği işyerlerine gidip gözlemde bulunmak, araştırma yapmak ve bir rapor hazırlamak oldu. 8 Nisan 2011‘de Kağıthane‘de bir ilkokul yıkımında çalışan 2 işçinin karbon monoksitten zehirlenmesi, 20 Eylül 2011‘de Tuzla‘da bulunan LMA fabrikasındaki patlama sonucu 2 işçinin ölmesi, 11 Mart 2012‘de Esenyurt‘ta 11 işçinin yanması, 5 Nisan 2012‘de Ada Tersanesi‘ndeki patlama sonucu 2 işçinin hayatını kaybetmesi ve 26 Nisan‘da Ümraniye‘de bir patlama sonucu 2 işçinin hayatını kaybetmesine dair raporlar bunlardan bazılarıdır.

Meclisimizin attığı beşinci adım iş cinayetlerinde “canı yanan” işçi ailelerinin mücadelelerine destek vermek, koordinasyonlarının sağlanması ve faaliyetimizin en önemli parçası haline getirilmesiydi. “28 Nisan Dünya İş Cinayetlerinde Ölen ve Yaralananları Anma / Yas Günü”nde düzenlediğimiz etkinlikle ülkemizin dört bir yanında işçi ailelerinin buluşmasını sağladık. Davutpaşa, Ostim/İvedik, Tuzla, Zonguldak Madencileri, Ev İşçileri, Van Bayram Otel, Uçak Kazası, BEDAŞ İşçileri, Sultanbeyli Tekstil ve İSKİ ailelerinin katıldığı bu etkinlik gösterdi ki iş cinayetleri sadece bir istatistik ve çözüm önerileri de teknik ve bilimsel değerlendirmeler değildir. İş cinayetleri sosyal bir sorun ve bir taraf olmayı gerektiren olaylardır.

Meclisimizin attığı altıncı adım sağlıklı ve güvenli çalışmanın çözümlerini oluşturma mücadelesinin bir emekçi demokrasisi ile ele alınmasını göstermesidir. 19 aydır hayata geçirdiğimiz pratikte yaptığımız toplantılar, açıklamalarımız, pankart, afiş gibi hazırlıklara kadar birçok faaliyetimiz meclis bileşeni olan bütün arkadaşlarımızın kolektif emeği ile gerçekleşmiştir. Tam da bu noktada amaç ve araç ilişkisinde diyalektik bir bütünlük sağlanmıştır.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği konusu sadece yasal zorlamalar oluşursa gündeme geliyor. Bu konuda düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

Açık konuşmak gerekirse iş cinayetleri kapitalist sistem sürdüğü sürece devam edecektir. Bu durum ayrıca ele alınması gereken ayrıntılı bir konudur. Ancak bizler yaşama daha pratik bakmak ve çözümler üretmek zorundayız. Bütün iş kazaları önlenebilir. Önlenebilir olduğu için de zaten iş cinayeti diyoruz zaten. Sermaye ise bu önlemleri maliyet olarak gördüğü için almaz. Tartışmalar hukuki mevzuatlar etrafında döner ya da kan paraları gündeme gelir…

Biz emekçiler işçi sağlığı ve güvenliği mücadelemizi oluşturabilirsek varolan yasaların da hayata geçme şansı olabilir, genişleyebilir ya da fiili durumlar oluşabilir. Çünkü kâğıt üzerinde bulunan hiçbir hakkın anlamı yoktur. Eğer bu hakka sahip çıkacak işçiler yoksa. Yoksa son çıkan İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası gibi bırakın önlem almayı varolan haklarınız daralabilir, kamusal sağlık önlemleri törpülenir ve alanın piyasalaştırılması derinleşir. İşçilerin ölümü üzerine işverenin sorumluluğu kalkar, ölen işçi ve iş güvenliği uzmanı suçlu olur.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisleri tüm ülkede örgütlenirse nasıl bir sonuç elde etmeyi hedefliyorsunuz?

Şimdi İzmir‘de İşçi Sağlığı ve Güvenliği Meclisi-Koordinasyonu ve Ankara‘da İşçi Sağlığı Meclisi adıyla kardeş çalışmalarımız var. Bu çalışmaların en azından Eskişehir, Bursa, Adana, Samsun, Erzurum, Diyarbakır gibi bölge merkezlerinde örgütlenmesi önemli. Ancak bunun için somut talepler üzerinden bir hareket oluşması gerekiyor. Yoksa tartışmalar içinde boğulup gidersiniz. Ülkede böyle meclisler oluşursa bu birikim üzerinden bir İşçi Sağlığı ve Güvenliği Kongresi düzenlenebilir. Emek hareketinin ücret ve iş güvencesi talebinin yanına sağlıklı ve güvenli çalışma talebi eklenebilir. Ancak bunun için bir talep hareketi oluşturmak gerekiyor.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği konusu sadece emekçileri ilgilendiren bir konu mu? İşveren kesimi işgücü kaybı açısından bu konuya gerekli önemi veriyor mu?

Özünde emekçileri ilgilendiren bir konudur. Çünkü tarihte her dönem sağlıklı ve güvenli çalışma bir mücadele konusu olmuştur. Yani sadece 1980 sonrası uygulanan neo-liberal politikalarla birlikte işçi sağlığı önemsenmiyor denemez. Örneğin İtalya‘da 1945-1975 ekonomik mucizesinin bedeli işçi ölümleridir. İtalya‘da 1946‘da 440 bin, 1956‘da 950 bin ve 1970‘de 1 milyon 400 bin iş kazası yaşanmıştır. Bu anlamda işçi sağlığı ve güvenliği sorunu bir sınıf mücadelesi sorunudur. Çünkü işveren işyerinde verimliliği artırmaya çalışır. Bu noktada sağlıklı çalışma koşullarını kısma yoluna da gider. İşçiler ise buna karşı çıkar. Yine bir İtalyan halk şarkısını hatırlatalım: Toplumsal düzeni değiştirmek istiyoruz / Usandık amaçsız çalışmaktan / Yaşama ve sağlığa, güneşe ve çiçeklere sahip olmak istiyoruz / Sekiz saat çalışmak, sekiz saat dinlenmek ve / Sekiz saat yaşamak, eğlenmek ve uyumak için istiyoruz…” Yani özetle işçilerin böyle bir talebi olmazsa işveren neden önlem alsın. Ülkemizde işsizlik had safhadadır. Yeni bir işçi almak, önlem almaktan ucuza geliyor şu an.

Diğer yandan yine pratik bir cevap verelim. İşçi sağlığı ve güvenliği önlemleri işverenin diğer işçi taleplerine göre daha kolay razı olabileceği taleplerdir. Ancak bunun için belli bir mücadele ve süreklilik gerekmektedir.

Meslek örgütlerinin, sendikaların İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği konusunda uğraşlarını yeterli buluyor musunuz?

Elbette ki yeterli değil. Sendikalarımızda işçi sağlığı uzmanı bile bulunmuyor. Toplu İş Sözleşmelerinde olan taleplerin arkasında durulmuyor. Meslek örgütlerimiz de heterojen yapıları gereği bir karmaşa içinde. İşveren ve çalışan konumunda olanlar bulunuyor. Yine işyeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanlarının mesleki bağımsızlıkları bulunmuyor. Ancak olumsuzlukları sıralamak bir çözüm getirmiyor. Nasıl İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi‘nde yanyana gelip çözümler üretiyorsak bu durumu genelleştirebiliriz. Farklı düşündüğümüz noktaları bilerek ama nasıl işçi ölümlerini durdurabiliriz sorusuna kolektif bir çözüm arayarak önümüz açılabilir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*