Anasayfa » BASINDAN » Bir de “staj yeterlilik değerlendirmesi” var!

Bir de “staj yeterlilik değerlendirmesi” var!

Mesleki Yeterlilik Sınav ile Sağlanabilir mi?

Türkiye Barolar Birliği’nin 7 – 8 Ekim tarihli toplantısında, ‘staja kabul değerlendirmesi’ ve avukatlık mesleğinin yapılabilmesi için ‘staj yeterlilik değerlendirmesi’ adı altında iki adet sınav yapılmasına dair yönetmelik değişikliği, hukuk kamuoyunun yakından takip ettiği gibi kabul edildi. Uzun zamandır gündemde olan ve hukuk camiasını meşgul eden bu konu, yapılan bu değişiklik ile meslek örgütümüzce de kabul görmüş oldu.

Bilindiği üzere hukuk fakültesi mezunları avukatlık yapabilmek için, bu değişiklik öncesinde bağlı bulunmak istedikleri baroya gerekli belgelerini toplayarak başvurusunu yapardı. Daha sonra ‘6 ay adliye, 6 ay avukat yanı’ şeklinde formüle edilmiş stajı tamamladıktan sonra benzer belgeleri bir defa daha topladıktan sonra staj bitim belgesini alarak ruhsat başvurusunu yapardı. Elbette süreç burada tamamlanmaz, staj değerlendirmesi neredeyse 2 ayı bulur ve stajyer, ancak bundan sonra avukatlık ruhsatını almaya hak kazanırdı.

Nitekim son yıllarda avukatlık mesleğini yapmak için başvuruların sayısı arttığından, ‘mesleki yeterlilik’ sorununun ortaya çıktığı, özellikle avukatlar ve barolar tarafından sıkça dile getirilmeye başlandı. Avukatlık mesleğine geçmiş yılları katlar şekilde başvuru yapılıyor olması bu biçimde bir stajın, mesleği icra edebilmek adına yeterli olmadığını akıllara getirdi. Çözüm ise çok basitti. Bir staja girişte, bir de çıkışta sınav koymak.

Yukarıda bahsettiğim biçimiyle yapılan bir stajın birçok eksiği olduğu, stajını bitirip avukatlık yapmaya hak kazanmış bir meslektaşımızın ‘mesleki yeterlilik’ anlamında çok da yeterli olamadığı tespitleri doğru ve haklı tespitlerdir. Peki, problemi bu dar biçimiyle ortaya koymak ve çözümü bu derece basite indirgemek doğru mu? Birkaç açıdan değerlendirmeye çalışacağım.

Avukatlık mesleğinde ‘mesleki yeterlilik’ sorununun ortaya çıkması ve mesleğe girmek adına yapılan başvuruların bu derece artmasının nedeni Hukuk Fakültesi öğrencilerinin, üniversiteye girdikten sonra amip gibi çoğalması değildir. Son yıllarda kontenjanların (örnek olsun; İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2006 yılında 200 öğrenci alırken 2009 yılından bu yana 1200 öğrenci kabul etmeye başlamıştır) bu derece artırılması, İstanbul için konuşmak gerekirse her metrobüs durağının yanında bir Hukuk Fakültesi açılması mesleğe girişteki talebin, ihtiyacın çok ötesinde artmasına sebep olmuştur. Ayrıca bu kadar fazla Hukuk Fakültesi olmasına rağmen, aynı oranda akademik kadro birikimine sahip bir ülke olmadığımızdan, eğitimin niteliği düşmüştür. Yıllardır saygın devlet üniversitelerinin hocaları, bazen siyasi baskılar bazen de kişisel refahı öne çıkararak özel üniversitelerin kadrolarına dağılmışlardır.

Dolayısıyla sorun hukuk fakültelerinin çok mezun vermesi değil ihtiyacın çok ötesinde kontenjanlarını artırması ve eğitim niteliğinin korkunç bir hızla düşmesidir. Bu gerçeği görmeden ya da bu gerçeği görmezden gelerek varılacak her türlü çözüm, yalnızca biraz daha zaman kazanmak ve genç avukat adayları ile meslek örgütlerini karşı karşıya getirmek anlamına gelecektir.

Hukuk fakültelerinin gerçeklerine ve mevcut durumuna vakıf olan meslek örgütlerimizin, mesleki yeterlilik ve mesleki saygınlık başlıklı sorunları çözmek adına daha ciddi bir çalışma yürütmeleri, mesleki gerçekliklerin akademide de karşılık bulması adına daha etkin biçimde konuya müdahil olmaları gerekmektedir.

Siyasi iktidarın yarattığı bu kaostan çıkışın hukuk fakültesi öğrencilerinin sırtına bindirilmesi, genç meslektaşlarımızın çok daha zor koşullara sıkıştırılması mesleğin saygınlığına TBB’nin yönetmelik değişikliği hakkında yayınladığı gerekçenin aksine, zarar verecektir. Kaldı ki mesleki saygınlılık; en kıdemli ve yetkin avukatların dahi mevcut yargı sistemi karşısında bir değerinin olmadığı, siyasi iktidar eliyle hukukun delik deşik edildiği bir ülkede, genç meslektaşlarımıza mesleğe giriş için sınav getirerek sağlanamaz. Son derece zor koşullarda meslek yaşamına başlamaya çalışan Hukuk Fakültesi öğrencilerinin ve stajyer avukatların yaşadığı travmanın boyutları artacaktır. Ruhsatını ofisinin duvarına astıktan sonra avukatlık sınavına alkış tutan meslektaşlarımızın, bir parça stajyer avukat meslektaşları ile empati kurarak bakması halinde ifade ettiğimiz travma daha net anlaşılacaktır.

Meslektaşlarımız arasında Avukatlık Sınavı’nda aldığı puana göre bir hiyerarşi yaratılacak, bu sınavdan yeterli puanı alamayanlar Hukuk Bürolarında avukatlık harici mesleklerde istihdam edilmeye çalışılacaktır. Nitekim bu sınavdan aldığı puan mesleğe girmeye yeterli olsa dahi, örnek olsun sınavdan 90 puan alan ile 70 puan alan arasında da bir farklılık yaratılacaktır. Netice olarak sınav yine patron avukatlara yarayacak, kendilerinin bu sınava girme ihtimali düşünüldüğünde belki de sınavdan başarılı olamayacak patron avukatlar, hukuk fakültesi mezunu takip memurlarıyla çalışacak veya sınavdan geçerli, fakat kendisine göre yeterli puanı alamayan meslektaşlarımız arasında yeni statü ve ayrımları körükleyecektir. Olan yine bağlı çalışan avukatlara olacaktır.

Tüm bunlarla beraber düşünülmesi gereken bir başka husus ise; müstakbel Avukatlık Dershaneleri ve Avukatlığa Giriş Sınav Kitapları’nın, genç meslektaşlarımıza yükleyeceği maddi ve manevi yüktür. Şüphesiz ki bu dershanelerin ve kitapların belli maliyetleri olacaktır ve sermaye çevrelerine yeni bir ekmek kapısı daha açılırken, hukuk fakültesi öğrencileri daha da zorlu koşullarda yaşamak zorunda kalacaktır.

Ayrıca sadece son yıllardaki siyasi davalara bakılacak dahi olsa, sınav ile iş başına gelmiş hakim ve savcıların performansları, sınavla girmenin mesleki yeterlilik açısından çok da ‘yeterli’ olmadığını göstermektedir.

Özellikle büyük oranda aile yardımının ortadan kalktığı staj döneminde, çalıştığı hukuk bürosunun insafı oranında hayatına devam edebilme fırsatı bulan, sigortasız, ucuz iş gücü muamelesi gören stajyer avukatların sorunlarını çözmek ve mesleki yeterliliklerine katkıda bulunmak yerine, çözümü eleme yöntemlerinde aramak hatalıdır ve kesinlikle ‘çözüm’ değildir.

Avukatlık Mesleği’nin çok fazla sorunu vardır; fakat bu sorunları çözmenin yolu stajyer avukatların ve Hukuk Fakültesi öğrencilerinin sırtına siyasi iktidarların ve mesleki sorumluların hatalarını yüklemek olmamalıdır.

Stj. Av. Onur Güneş / adaletvesosyalizm.org

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*