Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Bir çağ dönümü, bir sınıf dönümü: 1 Mayıs’ın doğuşu

Bir çağ dönümü, bir sınıf dönümü: 1 Mayıs’ın doğuşu

Bizi asabilirsiniz. Ama şu sırada bile arkanızda, önünüzde, yanınızda, sonra şurada, derken (eliyle çok uzak ve belirsiz bir yeri işaret ederek) orada da, ve heryerde işçilerin çaktığı yeni mücadele kıvılcımlarını, mücadele alevlerinin her yere yayılmasını ve her şeyi kaplamasını engelleyemezsiniz.

İşçi sınıfının devrimci 1 Mayıs’ını yaratan 8 saatlik işgünü hareketinin önderlerinden Parsons, kendisini ölüme mahkum eden burjuva cellatlarının yüzüne işte bu gerçeğin- uzlaşmaz sınıf karşıtlığı gerçeğinin, savaşan ve yükselen işçi sınıfı gerçeğinin- ateşli rüzgarını çarpmıştı. Parsons, işçi sınıfının davasına kesin bir inançla, mücadele ateşleri arkanızda,… diye konuşurken, burjuvazinin yargıçlarının gayrı ihtiyari bir ürpertiyle dönüp arkalarına baktıkları rivayet olunur!

1 Mayıs’ın Amerikadaki 8 saatlik işgünü genel grevinden doğuşunu antolojik olarak anlatan çok sayıda eser vardır. Fakat hiç birinin anlatmadığı: Amerika’nın güney ve orta batı eyaletlerinde 350 bin işçinin 8 saatlik işgünü talebiyle süresiz genel greve gittiği 1 Mayıs 1886′ın, sınıf mücadelesinde bir çağ dönümünün momentlerinden biri olmasıdır. Kapitalizmin emperyalist/tekelci aşamaya geçiş sürecinin kriz ve sarsıntıları… Ve kendilerinin sınıfsal durumunu tam da kapitalizmin bu tekelci dönüşümü karşısında kavramaya başlayan tüm ırk, ulusal köken, cins, meslek, vasıf ve işkollarından işçilerin ortak mücadele talepleri çevresinde savaşan ve siyasallaşan sınıf karakterini kazanmaya başlaması…

1 Mayıs 1886, ABD’nin eski bir kırsal sömürgeden dünyanın en büyük tekelci sanayi ve mali sermaye gücü olmaya doğru hızlı gelişiminin yaşandığı 30 yıllık dönemin tam ortasında yer alır. 1870′lerde, tarım-toprak, demiryolları, madenler, telgraf tekelleşmeye ve Wall Street bankacılarıyla kaynaşmaya, diğer kutupta ise milyonlarla ifade edilen (çoğunluğu vasıfsız ve göçmen) bir işçi kitlesi ortaya çıkıp örgütlenme ve mücadele arayışı gelişmeye başlamıştı bile.

20462

Geleneksel sendika ve siyasetler dönüşüme yanıt veremiyor

Irk, etnik köken, cins, vasıf ve yerel ayrımlara dayanan geleneksel lonca tipi dar mesleki zanaat sendikaları artık bu gelişmelere yanıt veremiyordu. “Kutsal Emek Şovalyeleri Tarikatı”, başarısız bir grev girişiminin ardından kapanan bu tür bir dar meslekçilik sendikasının geriye kalmış 6 üyesi tarafından 1869′da kuruldu. Ekonomik durgunluk, tekelci sermaye ve siyasal güç yoğunlaşması ve merkezileşmesinin ilk evreleri, vasıflı mesleklerin vasıfsız ve yeni göçmen işçi kitleleriyle rekabeti koşullarında dar loncavari meslek sendikacılığı ve grevlerinin başarısızlığı yeni bir arayışı ortaya çıkarıyordu. Emeğin Şovalyelerinin sermaye ve iktidarını yıkmadan işçilerin durumu kooperatifler yoluyla düzelteceğini ve emek ile sermaye arasında uyumun sağlanacağını sanan ütopik-reformist bir anlayışı vardı. Etkisizleşen mevcut sendika ve grevleri küçümsüyor, sınıf savaşımına karşı çıkıyorlardı. Siyasete, iktidar sorununa karşı ilgisizdiler. Fakat, işçilerin bileşim ve durumundaki değişimi sezen kurucular işçi hareketine iki önemli yenilik getirdiler: Madenler, demiryolları, fabrika mahallerinde gizlilik temelinde dolaşıp örgütlenen ilk gizli profesyonel işçi örgütçülerini yarattılar… Ve ırk, ulusal köken, cins, vasıf ayrıcalıklarını kaldırarak; her ırk ve yetenekten işçilerin birlikte kurtuluşu fikrini ortaya koydular.

Bu iki önemli yenilikle, ve Amerikan kapitalizminin tekelci dönüşümü karşısında kendi sınıfsal kölelik durumlarının farkına varmaya başlayan yeni işçi, göçmen, mülksüz kitlelerin toplumun genel bir yeniden kuruluşuna duyduğu ilk sezgisel özlemin bir ifadesi olmasıyla, sınıf savaşımına karşı çıkan Emeğin Şovalyeleri, en şiddetli sınıf savaşımlarından birinin metazori önderi olmaya sürüklenecekti!

1877′de kendiliğinden patlayan demiryolu ve ardından kömür madeni grevleri oldu. Katliam ve idamlarla bastırılan grevlerden sonra, Emeğin Şovalyelerinin yerel gizli meclisleri fiilen vasıfsız, yeni göçmen, kadın, siyah işçilerin birleşik ve açık işçi meclislerine dönüşmeye başladı. Bunun çok önemli iki sonucu oldu. Birincisi, aşırı hiyerarşik yukarıdan aşağıya işleyiş, yerini kitlesel işçi-emekçi meclisleri temelinde, grevleri reddeden muhafazakar liderler üzerinde grevlere katılım ve giderek kendi grev kararlarını almaya ve örgütlemeye dönük bir taban demokrasisi ve inisiyatifini de ortaya çıkardı. Bu olumlu sonuçtur. Şovalyelerin kendi dönemlerinde en hızlı büyüyen ve dünyanın en büyük kitlesel işçi örgütü olmasının temelinde, işçi meclisleri vardır. İkincisi, işçilerin Emeğin Şovalyelerine akın etmesi ve birleşik yerel işçi-kitle meclislerinin oluşması, Şovalyelerin giderek gizlilik kuralları ve profesyonel ajitatör ve örgütçüler çekirdeğini gevşetmesine, ve açık kitlesel işçiler örgütüne evrilmesine yol açmıştır. Gizli profesyonal örgütçüler çekirdeği ile kitlesel işçiler örgütü arasındaki ayrımın erimesi, Emeğin Şovalyelerinin dünyanın ilk büyük fiili kitle sendikasına dönüştürmüş ve bu açıdan dünya çapında bir esin kaynağı olmuş, fakat Haymarket katliamı ile birlikte burjuva demokrasisinin işçi sınıfı sendika ve örgütleri üzerinde terör ve bastırma harekatı karşısında hızlı dağılmasına ve kalıcılığı sağlayamamasının önemli nedenlerinden biri olmuştur. Bu da olumsuz yöndür.

Şovalyeler ilk büyük grevlerin, kitleselleşmenin ve işçi-kitle meclislerinin basıncıyla bir de program kaleme aldılar: 8 saatlik işgünü, eşit işe eşit ücret, küçük işyeri ve çiftçilere devlet desteği ve kooperatifleşme, demiryolu, madenler, telgraf, telefon ve bankalar gibi büyük işletmelerin kamulaştırılması yoluyla tekellerin kaldırılması… Bu, kapitalizm ve siyasal iktidarına karşı olmayıp tekelcileşen karakterini “düzeltmeyi” isteyen sosyal reformist bir programdı.

İşçi kitleleri kendi istemleri olarak gördükleri basit bir program ve demokratik ve birleşik taban örgütlülüğe sahip tek örgüt olan Emeğin Şovalyeleri çevresinde toplanmakla kalmıyor, onu ileriye doğru zorluyordu. Alman göçmenleri tarafından kurulan ve yönetilen Sosyalist İşçi Partisi, Marksist fikirleri (Alman Sosyal Demokrasisi benzeri) vulgarize ederek savunmaya çalışanlar ile seçim kampanyaları ve kooperatifçiliği savunan Lasalcilar arasında bölünmüş, tam da işçi hareketinin yükselişe geçtiği bir dönemde sınıftan ve kendi İngilizce konuşan tabanından kopmuştu. Sosyalist İşçi Partisi’nden biraz Marksist, biraz Lasalcı fikirler fakat hayal kırıklığıyla ayrılıp Şovalyelere katılan, fakat aradığını onun grevlere karşı çıkan, uzlaşmacı-reformist mücadele anlayışı ve programında da bulamayan, göçmenlerle Amerika’ya taşınan Bakuninci, anarşist fikirlerden de etkilenen, bir militan işçi önderleri kesimi, harekete fiilen önderlik edecekti.

693_3451

 

Kapitalizmin tekelci dönüşümüne karşı ilk kitle grevleri

1883′de telgrafçılar grevi üzerinden Amerika’da ilk kez ülke çapında bir genel grev çağrısı yapıldı. Çağrı yanıt bulmadı. Ancak ABD’nin ilk büyük tekelci ve mali kapitalistlerinden, orta ve güneybatıdaki tüm demiryolu şebekesinin de sahibi olan Gould’un demiryolu işçilerinin ücretlerinde indirime gitmeye kalkışmasıyla, 1 Mayıs’ın doğumuna giden savaşım başladı. Amerikanın ilk büyük tekelci mali sermayedarlarından birine karşı, ilk kez başından sonuna organize bir kitle grevi yürütüldü. Gould’un lokavt saldırısına karşı, Şovalye meclisleri Gould’un tüm işletmelerindeki işçilerin dayanışma grevini de organize ettiler. Gould’un, bu sınırsız tekelci sanayi ve banka sermayesine ve iktidara sahip görünen Wall Street devinin yenilgiyi kabul etmesi, tekelcileşen kapitalizm ve siyasi iktidarında tam bir şok, işçi kitlelelerinde büyük bir coşku ve özgüven yarattı. Emeğin Şovalyeleri, bir anda 7 kat artarak 700 bin işçi üyeye ulaşarak, dünyanın en büyük işçi örgütü ve en kitlesel işçi sınıfı hareketi haline geldi. Harekete yeni katılan işçiler, öncekilerin aksine, içlerinde kadın, siyah, yeni göçmen işçilerin de olduğu, genç ve vasıfsız işçiler olarak onun özel mülkiyet ve yasalarını korumayı öncelikle gözeten, barışçıl, reformist kabuğunu da çatlatmaya başladılar.

1880′lerin ilk yarısında canlanan, öz güveni artan işçi hareketi, 8 saatlik işgünü talebi etrafında birleşmeye başladı. Bu süreçte kurulan ulusal sendikalar federasyonunun 50 bin işçiyi temsil eden işçi delegeleri kurulu, şu önergeyi onayladı: “Biz çalışanların kendi başlarına hazırladıkları ve 8 saatlik çalışmayı bir işgünü olarak kabul eden kararnamenin, çalışanlar adına çalışanlar tarafından -fiilen- uygulanmasını istiyoruz.” “ 1 Mayıs 1886′da 8 saatlik işgünü için genel grev.” Ulusal Sendikalar Federasyonu’nun bu önergeyi onaylamak dışında pek bir icraatı yoktu. Fakat bu deklarasyon, kitle grevleri içinde gelişen işçilerin, öz sınıflaşma ve savaşım iradesinin ifadesi olarak öylesine sahiplenildi ki, işçi sınıfının kendi öz mücadele kararlarını kendisinin alması ve fiili kitle eylemleri ile uygulamaya geçirmesinin ilk büyük örneklerinden biri oldu.

10 yıldır 8 saatlik işgünü ajitasyonu yürüten Şovalyelerin resmi yöneticileri ise, yerel işçi meclislerinden yağan mektup ve protestolara kulak tıkayarak, 8 saatlik işgünü grevinden yan çizmekle kalmadı, açık grev kırıcılığına soyundu. Bunun nedeni, işçi sınıfının artık, Şovalyelerin özel mülkiyeti korumayı gözeten barışçıl-reformist kabuğuna sığmaz hale gelmesi, tüm benliğiyle 8 saatlik işgünü savaşımına kilitlenmesi ve daha militan biçimlerde örgütlenmeye başlamasıydı. Fiili kitle grevleri içinde yoğrulan yeni bir militan işçi önderleri grubu da ortaya çıkmış, hareketin fiilen önderliğini üstlenmişlerdi.

m11-hay1-480

1 Mayıs’a doğru

Hem Şovalyelerin içinde, hem de işçi sınıfı ile tekelcileşen sermaye arasında 1 Mayıs gerilimi tırmanırken, Gould’un bazı işletmelerinde provokatif iflas, lokavt ve ücret kesintisi ilan etmesi, 1886′nın şubat sonlarında savaşı patlattı. Bu sefer Gould’un demiryolları şebekesi ve diğer işletmelerinde patlayan grevler dalgası 3 yıl önceki barışçıl grevlerden çok farklıydı. Özel mülkiyet ve yasalarına, tekelci bürokrasi ve yöneticilere saygıyı değil hepsine saldırıyı içeriyordu. Yukarıdan bir grev çağrısını değil, yukarının tüm engelleme çabalarına karşın, aşağıdan, işçi meclislerinin, işçi sınıfının öz karar ve eylem organlarının iradesini yansıtıyordu. Ve kendini ayrıcalıklı gören işçi kesiminin ılımlılığını değil, vasıfsız, yeni göçmen, genç işçi kitlelerinin kolektif savaşım inisiyatifi ve öfkesini yansıtıyordu. Yerel işçi meclisleri, silahlı işçi milisleri, işyeri işgalleri ve çatışmalar, yöneticilerin ve grev kırıcıların hastanelik edilmesi, bazı makine ve lokomotiflerin tahrip edilerek işlemez hale getirilmesi… Tekelci mali oligarşik bir karakter kazanmaya başlayan Amerikan ekonomisin lokomotifi olan – Gould’un tekelci hükümranlığındaki- bölgedeki tüm demiryolları, madenler, posta ve telgraf işletmeleri, bazı fabrikalar, ulaşım, iletişim ve ticaretin kilit noktaları, adeta tümüyle işçiler tarafından ele geçirilmişti.

Talepler ilk elde çok mütavazi ve ekonomikti: İşçiler, ücret kesintilerinin kaldırılması, günlük asgari ücret, işten atılanların geri alınması, sermayeyi de bağlayıcı ve denetleyici hakemlik mekanizması kurulmasını istiyorlardı. Fakat bu sermayenin tekelcileşen egemenliğine ve azami kar pervasızlığına karşı ilk grevdi. Gould imparatorluğunun tekelci sömürü, soygun ve yönetim yöntemlerine karşı korkunç bir sınıf kini alev almış, işçileri siyasallaştırmaya başlamıştı. İşçiler grev sırasında Gould işletmelerinde, silahlı işçi denetimi uyguluyorlar, yük vagonlarını ölümüne engelliyorlar, yolcu vagonlarını çalıştırıyorlar, kitlelerden geniş ve aktif destek alıyorlardı. Şovalyelerin sol kanadının bir bildirisi; “İşçiler kendinizi savaş alanlarında komutanlaştırın. İşçiler bulunduğunuz her sektörde ve her diyarda dövüşün. Gould ve tekelleri yok olmalı ve çocuklarınız köle olmaktan kurtulmalı!” diyordu.

Gould ile işbirliğine giden Şovelyelerin işbirlikçileşen resmi başkanı, grevin durdurulması, silahların teslim edilmesi, yerel işçi meclislerinin dağıtılması çağrısında bulundu. Fakat uzlaşmaz sınıf karşıtlığı oku yayından çıkmıştı. Gould anlaşma sözüne karşın öncü işçi militanlarını işe geri almayı, yerel işçi meclisleri de grevi ertelemeyi ve silahları bırakmayı reddetti. Ne var ki, silahlı işçi milislerinin gerilla tarzı eylemleri ve “işçiler silahlanın!” slogan ve bildirileri ile bir ayaklanma eğilimi gösterse de, işçi sınıfının büyük kesimi henüz buna hazır değildi. Talepler ve mücadele militan-siyasal bir karakter kazanmaya başlasa da, halen ekonomikti. Antikapitalist değil antitekelciydi. Siyasal iktidar sorunu yoktu. Ne burjuvazinin tekelci mali oligarşik bir karakter kazanmaya başlayan iktidarını yıkıp silahlı işçi konseyleri tarafından uygulanacak doğrudan siyasal bir sınıf programı, ne de işçi sınıfı içinde buna önderlik edebilecek örgütlü ve merkezi profesyonal devrimci siyasal bir parti vardı. Emeğin Şovalyeleri, ne sendika ne de siyasal parti olabilen, eklektik ve anarkosendikalist bir hareket biçimini alıyordu. Büyük çoğunluğu yeni bir sınıfsallaşma ve siyasallaşma sürecinde olan, yeni işçi ve işçileşen kitlelerinin ruh haline denk düşüyor, bunu yansıtıyordu.

Ağırlığını Amerikan doğumlu, beyaz, erkek, vasıflı işçilerin, meslek sendikalarının, Şovalyelerinin sağ kanadının oluştuduğu bir kesim, uzlaşmacı reformist çizgiyi izledi. Barış, uzlaşma, işbirliği, ılımlılıkla kısmi reformlara dayalı bu çizgi, Amerikan tekelci/emperyalist kapitalizminin gelişiminin uzlaşmacı (ve onu barışçıl reformlarla “düzeltip” kendi küçük payını almayı isteyen) muhalif bileşeni olarak gelecekteki sendikalist, reformist işçi aristokrasisinin haberini veriyordu. Ağırlıklı olarak yeni göçmenlere, Alman, Polonyalı, Rus, Yahudi, İskandinav, İskoç, İrlanda kökenlilere, vasıfsız erkek, kadın ve siyah işçilere dayanan, yeni kitlesel işçi sendikaları, Metal İşçileri Sendikası, anarşist Merkezi İşçi Sendikası, çeşitli işkollarından işçi birlikleri, Şovalyelerin sol kanadı ise fiili, militan grev ve gösteriler düzenledi. Bu daha geniş kesim içinde, çeşitli göçmen topluluklarının oluşturduğu silahlı işçi birlikleri, veya silahlanma çağrısı yapanlar, biraz Marksist, daha çok anarşist veya anarko-sendikalist fikirlerden etkilenenler, bireysel-grupsal gelişigüzel dinamitli ve silahlı eylemlerle veya bir genel grevle düzenin değişeceğini sananlar da, çokça vardı. Fakat, hepsini bir araya getiren, kapitalizmin tekelci dönüşümü ve kriziyle, kendi değişen sınıfsal durumları anlamaya ve çeşitli mücadele biçimleri ile ifade etmeye başlamış olmalarıydı. Sınıfa karşı sınıf talebi haline gelen 8 saatlik işgünü için savaşımda ortaklaşmaydı. 8 saatlik işgünü, işçilerin ortak hedef doğrultusunda ortak savaşımla sınıf karakterinin kazanılması olarak, siyasallaştırıcı bir karakter de taşıyordu.

Hareket, Nisan’ın sonlarında bir grup burjuva Kongre (parlamento) mensubunun Chicago’ya gelip Demiryolu grevinde arabuluculuk yapmasıyla ilk duraklamasını yaşadı. 1 Mayıs 1886′da ise 350 bin işçi (bir başka rakama göre 650 bin işçi) 8 saat talebiyle süresiz genel grevdeydi. Tüm silahlı kuvvetleri, Pincerton çeteleri, parlamenter ve işbirlikçi-reformist itfaiyecileri ile 1 Mayıs ve sonrasına hazırlanan burjuva demokrasisinin iç yüzünü, 3 Mayıs’ta Harvester iplik fabrikasında grev gözcülerinin polisin açtığı ateşle öldürülmesi, 5 Mayıs’ta Şovalyelerin sol kanat önderlerinden Spies’in Haymarket’de organize edip konuşma yaptığı protesto mitinginde provokasyon ve katliam, aynı akşam Şovalyelerin sağ kanadının tüm grev ve gösterileri bitirme talimatı yayınlaması, sendika, işçi birlik ve meclislerinin basılıp dağıtılması ve grev gözcülüğünün yasaklanması, işçi gösterilerinin vahşice dövülerek veya kurşunlanarak dağıtılması, 5 işçi önderinin düzmece mahkeme ile yargılanıp idam edilmesi ile gördüler. Bazı yerlerde grevler, 8 saatlik işgününü kazanıncaya kadar sürdü. 1 Mayıs öncesi ve sonrası birkaç haftada 150 bin kadar işçi 8 saat hakkını kazandı. Fakat hareketi kesintiye uğratan Haymarket katliamından çok, Şovalyelerin sağ kanadının ihaneti, sol kanadının ise sonra ne olacağına dair, hiçbir hazırlık, tutarlı ve bağımsız siyasal sınıf programı, politikası ve örgütlülüğü olmamasıydı.

Siyasal ve ekonomik mücadele, profesyonel devrimciler örgütü ile işçiler örgütü, sosyalist program ile taktikler, arasındaki devrimci diyalektik bağlantıları kurmak Bolşevizm ile mümkün olacaktı.

Günümüz açısından Amerika’daki 1870-86 işçi hareketi yükselişinden çıkarılacak bazı dersler

1- Dağınık ve çok çeşitli ayrımlar içinde genişleyen işçi kitlelerinin kendi öz sınıfsal durumlarının farkına varmaya ve gelişen mücadelelerle ortaya koymaya başladığı tarihsel süreçler, işçi hareketi açısından bir kaç on yıla yayılan en kritik dönemlerdir. İşçi kitlelerinin tam da kendi sınıfsal durumun farkına varmaya; gücünü birleştirmeye; siyasallaşmaya -yani gerçek bir sınıf karakteri kazanmaya- başladığı bu tarihsel süreçlerde, kritik soru, bunun bağımsız sosyalist (programatik-ideolojik, siyasal, örgütsel) ifadesini bulup bulamayacağıdır. İşçi sınıfının bağımsız sosyalist program ve ideolojisinin, siyasal örgüt ve taktiklerinin, işçilerin bu sınıfsal farklılaşma ve farkındalaşma sürecinin ilk evrelerinden itibaren öncü dinamikleriyle buluştuğu, büyüyen mücadeleler içinde bağımsız siyasal sınıf oluşumunun ifadesi olduğu ve iç içe geliştiği ülkeler de vardır. Bunun olmadığı koşullarda sınıf oluşumunun bazı yanlarıyla ve bir noktaya kadar ilerletici, bazı yanlarıyla ve bir noktadan sonra engelleyici, ara ve eklektik formlardan geçerek yolunu açmaya çalıştığı ülkeler de. Kapitalizm ve işçi sınıfının karşılıklı dönüşümünü, ve mevcut sendika ve partilerin etkisizleştiği koşullarda artık eskisinden farklı yeni bir şeyler yapmak gerektiğini sezen (yalnızca sezen) 6 kişi tarafından kurulan, 10 yılda çoğunluğu işçi 100 bin üyeye, sonraki 5 yılda daha büyük çoğunluğu işçi 700 bin üyeye ulaşarak dünyanın en büyük işçi örgütü haline gelen, uluslar arası proletaryaya 8 saatlik işgünü hakkını kazanmanın yolunu açan ve 1 Mayıs’ı armağan eden, fakat 1 Mayıs 1886′dan sonra aynı hızla sönüplenip giden Emeğin Şovalyeleri, ikincinin en tipik örneklerindendir. Günümüzde de kapitalizm ve işçi sınıfının kapsamlı dönüşümü, geleneksel sendika ve siyasal partilerin buna yanıt verememesi, komünist devrimci ideoloji ve örgütlenmenin çekim gücünün henüz çok zayıf olduğu koşullarda, bu dönüşümü bazı yanlarıyla sezen ve buna uyarlanan, kısa veya orta erimli, ara ve eklektik geçiş formları ve hareketlerin bu gözle incelenmesi gerekir.

2- Emeğin Şovalyeleri, yeniden oluşum sürecindeki işçi sınıfına bir noktaya kadar akacak kanal açmakla kalmadı, saflarına heyecanla akan ve engel olduğu noktada onun içinden ileri doğru bir kanal açmaya çalışan öncü, arayış içindeki işçi kesimleri tarafından, daha ileri sınıf savaşımlarına doğru adeta zorla sürüklendi. Bu, eskimiş siyasal ve sendikal örgütlenmelerin zeminini kaydıran ve etkisizleştiren kapsamlı tarihsel-yapısal dönüşüm süreçlerinin, bir noktasından sonra kaçınılmaz olarak ortaya çıkacak bir gelişmedir. Buna hazırlanmak, akacağı bağımsız sosyalist devrimci kanalları bugünden dişle tırnakla açmaya başlamak, kilit önemdedir. İkincisi, Emeğin Şovalyelerinin 17 yıllık tarihinde geçirdiği muazzam evrim, öznel faktör ile kendiliğinden hareket arasındaki ilişkinin tek yanlı değil diyalektik bir ilişki olduğunu gösteren çarpıcı bir örnektir.

3- 8 saatlik işgünü, işçi sınıfının gündemine çok önceden girmeye başlamış, bir dizi ülkede bu taleple mesleki grevler de yapılmıştı. Ancak 8 saatin sınıfın bütünsel eylem talebi haline gelmesi, geniş işçi kitlelerinin fiili kitle eylemleriyle gerçekleştirilmeye başlaması açısından Amerika’da 1883-86 dönemi ilktir. Bu da bir çırpıda gerçekleşmemiştir. Çoğunluğu 10 saat ve üstünde çalışan işçilerin öncü kesimleri açısından ilk önce Emeğin Şovalyelerinde cisimleşen bir propaganda talebi olarak ortaya çıktı. İşçi kitlelerinin kitle grevleri temelinde giderek öne çıkan bir ajitasyon talebi haline geldi. Ve uzlaşmaz sınıf karşıtlığının giderek şiddetlenmesiyle, bir anda tüm işçi sınıfının ve yerel işçi meclislerinin eylem ve süresiz genel grev talebi haline geldi. Günümüzde işçi kitleleri içinde güvencesiz 12 saat çalışmanın giderek yaygınlaştığı ve kural haline geldiği koşullarda da, gelişme bu yöndedir. 6-8 saatlik işgünü bir propaganda talebi olmaktan çıkıp ajitasyon talebi haline gelmektedir. İş saatlerini kısaltmak için tekil işçi direnişleri de ortaya çıkmaya başlamıştır. Ancak mevcut sol ve devrimci harekette, sendikalarda, halen propaganda talebi olarak ele alınması, bu gelişimi yavaşlatmaktadır. 6 saatlik işgünü, sınıfın bütününün eylem talebi haline geleceği tarihsel gelişim doğrultusunda, çok daha sistematik ve organize bir ajitasyon konusu haline getirilmeli, bu yönde daha ileri işçi kesimleriyle bu yolu açmaya doğru öncü eylemlerin örgütlenmesi sağlanmalıdır.

*Bu yazı, Devrimci Proletarya’da 7 Nisan 2013’te yayınlanmıştır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*