Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Bir Ankara Festivali

Bir Ankara Festivali

Festivaller, dün olduğu gibi bir yörenin ürünlerini, kültürünü, el sanatlarını vs tanıtan etkinlikler olmaktan çıktı. Gelinen noktada festivaller de neoliberal yeniden değişim tezgahından geçerek burjuvazinin ihtiyaçlarına göre yeniden şekilleniyor.

Kapitalizm, en yaşamsal ihtiyaçlarımızı karşılamadığı gibi, bu ihtiyaçlarımızı kendi egemenliğini pekiştiren araçlar olarak kullanıyor. Bu araçlardan bir tanesi de özellikle yaz aylarında düzenlenen festivaller. Bu festivallerin içinde Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin bu yıl 2-10 Temmuz tarihleri arasında dördüncüsünü düzenlendi. Uluslarası Büyük Ankara Festivali ise uluslararasılığı, organizasyonu, etki alanının genişliği ve “toplumun bazı ihtiyaçalarına cevap veriyormuş gibi gösteriliyor oluşu” ile öne çıkıyor.
Yaklaşık 8 gün süren bu festivalin yapıldığı yer, işçi ve emekçiler için tanıdık bir yer. Büyük Mitingler için Ankara’ya gelindiğinde işçilerin ve emekçilerin miting öncesi buluşma noktası olan eski hipodrom alanı. Festivalin reklamı ise bilboardlar, üst geçitlere asılan pankartlar, yazılı ve görsel basın aracılığı ile günler öncesinden yapılmaya başlanıyor. Bu reklamlarla Ankara Büyükşehir Belediyesi, yaz tatilini Ankara’da geçiren (geçirmek zorunda bırakılan) her yaştan insanın eğleneceği, her yaştan insanın ücretsiz (masa tenisi, langırt, çeşitli yarışmalar, portatif golf sahası vb) aktivitelerde bulunacağı, festival boyunca her akşam ücretsiz konserlerin verileceği, her semte ücretsiz ulaşımın sağlanacağı ve yiyecek içecek şirketlerinin kuracağı standlardan ucuza alışveriş imkanının olacağı propagandasını yapıyor. Festival boyunca büyükşehir belediyesi ve yiyecek içecek şirketleri kurdukları standlarla reklamlarını yapıyorlar. Festivalin son günü ise toplu nikah yapılıyor. Bu festival aracılığı ile işçi sınıfının toplumsal emeği sonucu oluşan sermaye birikiminden yine işçi sınıfının köleliğini pekiştirmede burjuvazinin çıkarlarına hizmet eden şarkıcı türkücü takımına da pay aktarılıyor.

Bir yıl boyunca, yaz geldiğin de tatil ve tatilde eğleneceğimiz hayalleri ile kölece koşullarda posamız çıkıncaya kadar çalıştırılıyoruz. Yaz aylarının bu kavurucu sıcaklığında bir nebze olsun nefes almak, doğayla baş başa kalmak, sevdiğimiz insanla kumsalda el ele dolaşmak… bütün bir sene kurduğumuz tatil hayalleri neoliberal kapitalizmin duvarlarına çarparak paramparça oluyor.

Neoliberal burjuva demokrasisinin biz işçi ve emekçilerin önüne emekçilerin koyduğu, paran kadar tatil paran kadar doğa, paran kadar güneş, paran kadar deniz, paran kadar kültürel aktivite. Tüm bunları satın alacak kadar parayı her türlü yaşamsal ihtiyaçlarımızdan kısarak biriktirememişsek, belediyelerin düzenlediği festivaller devreye giriyor. Biz işçi ve emekçiler bu festivallere giderek eğlendiğimizi sanıyorken aslında burjuvazi bizimle eğleniyor.

Biz işçi ve emekçiler, kendimize ait olan zamanda, sadece dinlenmekle kalmayıp, zihinsel, sosyal, kültürel, sportif, sanatsal etkinlikleri ile en insani yönlerimizi geliştirebileceğimiz, paran kadar değil parasız tatillerin en temel sosyal bir hak olduğu sosyalizm için savaşmadıkça burjuvazi bizimle eğlenmeye devam edecektir.

Eğlenirken Yorulmak

Geçenlerde Ankara festivalinde işçi sınıfı eğleniyordu diyebilseydim keşke. İşçi sınıfının eğlenme ve evlenme standartları burjuvazinin sunduğu koşullarda ne kadar olabilir ki.

Pazar günü bir mesaiden çıkıp bir arkadaşımın abisini düğününe gitmiştim. Düğünden sonra eve giderken şehir dışına gidecek olan bir arkadaşımın telefon etmesiyle ona bilet almak için otobüsten inerek gara gittim. Gar dönüşü tekrar otobüs durağına giderken gelinlik ve damatlık içerisinde bir çift el ele tutuşmuş hızlıca yanımdan geçti. Biraz daha yürüyünce belediye otobüslerinin yol boyunca sıralandığını ve insanların habire sağa sola koşuşturduğunu gördüm. Binlerce insan Ankara festivalinden çıkmış belediyenin ücretsiz tahsis ettiği kendi semtlerine giden otobüsleri bulmaya çalışyordu. Bende eve gitmek için otobüslerden birine bindim. Festivalin yapıldığı yerden hala müzik sesi gelmeye devam ediyordu. Otobüs ise ağzına kadar tıka basa dolu olduğu halde hala kalkmıyordu. Aileler çocuklarını eğlensin diye getirmişti. Ama iyice yorulan çocukların bir kısmı anne ve babalarının kucaklarında uykuya dalmıştı. Bir kısmıda feryat figan ağlayarak eve ne zaman gideceklerini soruyorlardı. Cama yaslanmış orta yaşlı bir emekçide kucağındaki çocuğu susturmaya çalışıyordu. Eşinede ben san gelmeyelim dedim bak rezil olduk diye homurdanıyordu. Otobüs saatlerin ilerlemesine rağmen bir türlü kalkmayınca taksiyle evlerine gitmek için inenler oldu. Çünkü sabah işe gitmek zorundalar. Bende sigara içmek için otobüsten indiğimde toplu nikah töreninden çıkmış kucaklarında bir bebek olan bir çift arkadaki belediye otobüsüne bindi. Burjuvazinin bizim için düzenlediği bir nikah töreni ve eğlencenin sonu nasıl olurdu başka.
Belediyenin tahsis ettiği toplu taşıma araçları ile evlerine gidecekler. Eğlenirken de yorulan işçi sınıfı otobüste oturacak yer bulması içinde festival alanından erken ayrılmak zorunda. Belki de saatlerce araçta bekliyecek. İlk önce gideceği yerin otobüsünü bulması gerekiyor. Eğer gideceği yere otobüs yoksa veya dolu ise saat geç olduğu için taksiye binmek zorunda. İşçi sınıfı eğlenebilirmi kapitalizmin yaşam koşullarında. Veya nekadar eğlenir nekadar mutlu olabilir. Eğlenirkende evlenirkende sömürülürkende hep beraberiz. Çünkü biz bir sınıfız. Bu yaşam koşullarını değiştirmek bu sömürü çarkını en ufak dişlisinden bütün bir mekanizmayı birlikte alaşağı edip yeni bir yaşam kurmak ellerimizde. Bu yaşam burjuvazinin temiz görünen ama aslında hiçte temiz olmayan o kanlı ellerinde olamaz. Nasırlı kirli çamurlu boyalı olan bizim ellerimizde. Burjuvazi otellerde lüks düğün saraylarında en lüks arabalarla balayına giderken biz yüzlerce çift aynı törenle evlenip aynı otobüsle eve gideceğiz. Düğün sonrası el ele yürüdük. El ele yürüyeceğiz. Bir kıvılcımla dünyayı yakmayı sarmayı tek bir hücresi kalmayana dek burjuvazinin dünyasını başlarına yıkmayıda bileceğiz. Biz bunları biliyoruz. Onlarda şunu bilmelidir ki üretende yönetende biz olacağız.

Ostimde çalışan bir İşçi Meclisi okuru

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*