Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Bir “Adettendir” Yazısı BES 7. Olağan Genel Kurulunun Ardından..

Bir “Adettendir” Yazısı BES 7. Olağan Genel Kurulunun Ardından..

Büro Emekçileri Sendikası 7. Olağan Genel Kurulu, katılan delegeler açısından yaşamda hiçbir karşılığı bulunmayan büyük bir yorgunlukla ve etkisi uzunca bir süre hissedilecek “umutsuzlukla” sona erdi.

Kongre Öncesinde sendikal anlayışlarca yayımlanan deklarasyonlarda ve salondaki konuşmalarda sloganlarda çokça dillendirilen, özellikle “Gezi ruhunun-direnişinin” , “Rojava devriminin” ve fabrika-işyeri işgalleriyle gelişen işçi direnişlerinin BES kongresine, sendikal-siyasal yapıların kongre “diline” ve “pratiğine” nasıl etki edeceği, daha doğrusu etki edip etmeyeceği genel olarak merak konusu idi.

Sendika Merkez Organlarının (Yönetim Kurulu, Disiplin-Denetleme Kurulları) ve KESK delegasyonunun seçimi yanında, tüzük değişikliklerinin de genel kurul gündeminde olması; yukarıda bahse konu “merakın” giderilmesi, daha doğrusu sendikal-siyasal yapıların söz ve eylemleri arasındaki (olan ya da olmayan) açı farkının ortaya çıkması açısından bir fırsat sundu. Aksi şekilde yalnızca seçim gündemli bir genel kurulda söz ve eylem farkı bu kadar “görünür” olamayabilirdi.

Ne demek istediğimizi Tüzük değişiklikleri üzerinden özellikle genel kurulu izleyememişler açısından örneklemek iyi olabilir.

Mesele tüzük değil, sen hala anlamadın mı? 

Öncelikle tüzük değişikliklerinin tek tek maddeleri üzerinden değil, geneli üzerinden bir ilk tespit yapmak mümkün. Şöyle ki, tüzükte değiştirilmesi düşünülen maddeler öneri şeklinde şubelerimize gönderildiği ve okunduğu anda, değişiklik ihtiyacının örgütsel ihtiyaçlar değil “Sendikal Bürokrasinin” ihtiyaçları (özellikle Aidatların arttırılması, genel kurul sürelerinin iki yıldan üç yıla çıkarılması) üzerinden gündeme getirildiği anlaşılmış, tüzük görüşmelerinden bir gün önce delegasyona dağıttığımız broşürde de belirtilmişti.

Sendikal bürokrasinin ihtiyaçları üzerinden gündeme getirilen tüzük değişikliği önerilerinin tamamı gerçekleşirken, en azından önerenlerin önerme gerekçeleri itibariyle (Doğru bulup bulmadığımız ayrı bir tartışma konusudur)örgütü daha demokratik, daha katılımcı hale getirecek, herhangi bir örgütsel sorunu çözebileceği iddiasıyla önerilen tüzük değişikliklerinin neredeyse tamamı reddedilmiştir.

Üye aidatlarının arttırılması için verilen önerge, BES MYK üyeleri, dolayısıyla yönetimde temsil edilen anlayışlar tarafından verilmiştir. Önergenin gerekçesi ve lehinde yapılan konuşma önerge sahipleri açısından tam bir itiraf belgesidir. Gerekçe de; “halihazırda açığa alınmış üyelerimizin hak kayıpları nedeniyle ödenen ücretler de bahane edilerek, sendikamızın üye sayısının 20.000 olduğu belirtilerek toplanan aidatların masrafları karşılamadığı” açıkça ifade edilmektedir. Aslında itiraf edilen şudur; “Merkez Yönetim Kurulunun, dolayısıyla temsil ettiği anlayışların sendikamızın üye sayısını arttıracak, örgütü büyütecek ne bir hedefi, ne bir umudu, ne de buna gücü vardır.” Durum bu olunca, anlaşılan aidatları arttırmaktan başka bir seçenek de bulunamamış. Profesyonel sendikacı sayısının 3 e düşürülmesi, temsil ağırlama giderlerinin kısılması, 200 TL’lik Yönetici “Huzur Haklarının” kaldırılması, açığa alınan arkadaşlarımızla dayanışma kampanyaları düzenlenmesi, tasarruf tedbirlerinin (telefon, ulaşım, taksi, çiçek ücretleri vb.) alınması tartışılmamış, tartışılmayı bırakalım “akla” dahi getirilmemiştir. Dolayısıyla siyasal iktidarın bile “zamlarla” beraber yalandan da olsa gündeme getirdiği “tasarruf tedbirleri”, sendikamızda gündem dahi olmamış, sendikal bürokrasinin rahatı bozulmamıştır.

Yine, Genel Kurul sürelerini 2 yıldan 3 yıla çıkartan tüzük değişikliği önergesi; KESK ve bağlı sendikalara “uyum” u ve genel kurul masraflarının örgütü zorlaması ile gerekçelendirilmiştir. Önerge, şaibeli ve bütün itirazlara rağmen tekrar edilmeyen bir oy sayımıyla alması gereken oyun (249) beş oy fazlasıyla (254) kabul edilmiştir. 2 yıl 3 yıl tartışması bilindiği üzere yeni değildir ve BES tüzüğünde yanlışlıkla unutulduğu için 2 yıl olarak kalmamıştır. Geçmişte, bu maddeyi “BES’ in ruhu”, “BES’ in farkı” olarak ifade eden ve biz KESK’ e değil, KESK bize uysun diyerek hararetle savunanların, bugün ne olup da bu önerge lehine oy kullandıklarının cevabı yazının bütünü okunduğunda anlam bulacaktır.

Genel kurul süresince, hem konuşmalarda, hem atılan sloganlarda Rojava Devriminin öne çıkarılması Rojava Devriminin bir kadın devrimi olması ve “Doğrudan Demokrasi” örneği olması nedeniyle tüzükteki bu yönlü önergelerin rahatlıkla geçeceği yönünde umutları arttırmıştı. Gelin görün ki, şube genel kurullarının tüm üyelerin katılımıyla “Doğrudan Demokrasi” yöntemiyle yapılması önergesi, siyaseten Rojava’ ya en çok sahip çıkanların ret oyu ile genel kurulda yeterli oyu alamamış ve reddedilmiştir.

Yine, Kadın temsiliyetiyle ilgili iki farklı anlayış tarafından verilen üç farklı önergenin (eşit temsiliyet, %40 kadın kotası ve %30 kadın kotası) hepsi karşılıklı ret oyu verilmesi nedeniyle kabul edilmemiştir.

Bu arada, Genel Kurul delegelerinin büyük çoğunluğunun değişiklik önergelerinin içeriğinden çok önergenin kimler tarafından verildiğine bakarak oy kullanması gerçeğini de atlamamak gerekir.

 Kongrenin Bize Anlattığı…

Delegeleri azarlayan, sinirlenen, söz hakkını bahşetme ve alma cüretini gösteren bir divanın, disiplin ve denetleme kurullarının başkanlarının bile teşrif etmeyip birer cümleyle geçilen raporlarının, saat 5 den 6’ ya, 7 ve 8’e sarkan aday liste son başvuru sürelerinin, gerçekleşen tüzük değişikliklerinin, hepsinin anlattığı bir şey var. Ortada sınıf mücadelesi gibi bir dert değil ama genel kurul salonunda birbirine girenleri bile aynı yönetime sokan bir dert var kuşkusuz.

Tüm bu yaşananlar; daha önce Sendikal Bürokrasiye atıfla, “Bu bürokratik kesim (herbiri farklı anlayışlardan olmasına rağmen) şu anda KESK teki en büyük anlayıştır! Ve bu kesim, sendikalardan aldıkları güçle kendi siyasal yapılarıyla da türlü yollarla çatışmaktadır.” belirlemesini, sınıfına yabancılaşmayı, sınıf dışılaşmayı artık hiçbir tartışmaya yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkarmıştır.

Sendikamız genel kurulundan bugüne geçen sürede, Soma madenlerinde “enaz” 301 işçinin yaşamını yitirdiği bir katliamı yaşadık. Ülke tarihinin en büyük iş cinayetine tavır alamayan, yaşamı durdur(a)mayan sendika gerçeğini gördük. Maden işçilerinin öfkesi ve eylemleriyle istifa etmek zorunda kalan Sendika Yöneticilerini gördük.

Katilin kapitalist sistem ve onun koruyucusu siyasal iktidar ile sermaye olduğunu biliyoruz. Katilin, işçi sınıfının yanında durmayan, hak ve çıkarlarını korumayan madenlerde “örgütlü” satılmış Sendika Yöneticileri olduğunu biliyoruz. Yine gezi şehitlerinin hesabını sor(a)madığımız için gözlerini kırpmadan polis kurşunuyla #ugurkurt u öldürdüklerini biliyoruz.

Oysa ki; iş güvencesi, insanca çalışma ve yaşam koşullarında sürekli mevzi kaybettiğimiz bir süreçte, işçi sınıfının hücum ruhunu kuşanmanın zamanıydı. Haberler Maliye Bakanından alınamayan randevuyu değil, kendini Bakanlığa zincirleyen MYK’yı yazabilmeliydi mesela. Soma için yaşamı durduran sendikaları görmeliydi herkes, Gezi şehitlerinin hesabını sorduk, yeni ölümler olmayacak artık demeliydik.

#ZaferDirenenEmekçininolacak

Yıllardır ısrarla dillendirdiğimiz; “KESK ve bağlı sendikalarının hızla bürokratik yozlaşmaya teslim olduğu bu süreçte mücadele kültürümüze, yarattığımız etik değerlere sahip çıkmak, bunu yaparken devrimci tarzda özeleştiri vermek ve herkesten vermesini istemek, dolayısıyla günahlarımızdan arınmak göreviyle karşı karşıyayız. Bu görev, sınıfsız sömürüsüz bir dünya özlemini taşıyan herkesindir…” çağrısı bir yana; bu süreçte dillerden düşmeyen Gezi direnişi, Rojava pratiğide görünen o ki örgütte karşılık bulmamış, bulmadığı gibi süreç yeni yeni “günahlar” üretmiştir.

Dolayısıyla “fazla iyimser” olduğu anlaşılan çağrıyı, daha “gerçekçi” şekilde “güncellemekte” fayda var: Artık sınıfın yakasından düşün, yoksa sınıf kendi yakasından sizi atacak…

Taban İnisiyatifi

yazının orjinal hali için tıklayınız

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*