Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Bir “bebek” ve bir “çanta”
Kadınların ezilmişliğini, cinsel saldırı nesnesi olmalarını sadece “empati yaparak” ortadan kaldıramayız. Nerede oturuyorsanız oradan düşünürsünüz ve kökleri binlerce yıla dayanan bu kire bir şekilde ortak olursunuz.

Bir “bebek” ve bir “çanta”

Vedat Türkali’nin senaryosuna dayanan “Fatmagül’ün Suçu Ne?” 1986′da filme çekildiğinde hangi toplumsal etkiyi yaratmıştı bilmek zor. O yıllara damgasını vuran, Ümit Efekan’ın yönettiği “Madde 438”di. TCK’nın 438. maddesinde, “fuhuşu kendine meslek edinen bir kadın”a tecavüz edildiğinde, suçluya verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir deniyordu. 1990′da bir tecavüz olayında verilen cezanın kurbanın fahişe olduğu gerekçesiyle indirilmesinin ardından Anayasa Mahkemesi’ne yasanın iptali için yapılan başvuru reddedildi. Olayın yarattığı tepkilerle birlikte yasa yürürlükten kaldırıldı.

Tecavüzcünün kurbanıyla evlenerek cezadan kurtulması ise, ta 2005′e kadar yasalardaki yerini korudu. Ancak dizinin kadın sorununun çok daha gün yüzünde olduğu 2010 yılındaki etkisi, bu yükün sistemin yüzüne tokat gibi çarpılması olmadı. Onun yerine, her 29 saniyede bir -saatinize bakın!- bir kadının -çevrenize bakın!- tecavüze uğradığı, en gelişmiş kapitalist ülkelerde “bile” tecavüz olaylarının ancak yüzde 20’sinin rapor edildiği bir dünyada -kapitalist topluma bakın!- “Fatmagül’ün Suçu Ne?”, gündeme hangi oyuncuya daha iyi tecavüz edildiği ile oturdu. Medyanın ve “sosyal medya”nın derhal devreye soktuğu foto galeriler, videolar, en sert tecavüz sahnelerinin bulunduğu filmlerden/sahnelerden yayılan toplumsal çürüme kokusuna, bulvar tiyatrocusu Ali Poyrazoğlu’nun tecavüzle ilgili aşağılık “muhabbeti”, bu “muhabbet”e kadınlar dahil gülüşülüp alkışlanması eklendi. Cinsel taciz ve saldırganlığın emekçiler, gençler arasında da yaygın dili, kendisine yeni bir fantezi daha edindi!

“Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi”… Sıra, kapitalizmin ayrımsız her şeyi “ürüne” dönüştürme, kadını aşağıladıkça kendisi de düşkünleşen bir yığına çevirdiği erkeği “ürüne yönlendirme” kuralına uygun olarak “Fatmagül donu” ve “şişme Fatmagül’e” gelmiş. İnsanın en doğal ve en insani edimlerinden birini, içinde bırakalım aşkı, artık insanın bile olmadığı tiksinti verici bir kullanım ilişkisine çeviren kapitalizmin “erotik ürün sanayii”, kimbilir hangi merdiven altında, kadınıyla erkeğiyle kimbilir kaç işçiye bu püsürü ürettirmiş.

Bu rezaleti bugün “herkes” yadırgadı, “ahlak ve edep dışı” bulup kınadı. Ne gam! Ve ne ikiyüzlülük! Aynı “herkes”, kadını hiç değilse “seyirlik bir nesne” olarak görmeye devam etmiyor mu? O halde burada “kınanan”, aşağılık da olsa bir “aşırılık” olmuyor mu? En gelişmiş, kadının en “özgür” olduğu söylenen, parlamentolarında yüzde 50 temsil oranına ulaştığı kapitalist ülkelerdeki “piyasa”nın ülkemizde geleneklerimizden, aile yapımızdan dolayı tutunamayacağını mı düşünüyoruz yoksa? Aynı geleneklerin, aynı aile yapısının içinde neleri saklı tuttuğunu ve şimdi çözüldükçe kustuğunu unutarak? Pornografinin internet ortamında en fazla aranan konu olduğunu gözardı ederek?

Kadınların ezilmişliğini, cinsel saldırı nesnesi olmalarını sadece “empati yaparak” ortadan kaldıramayız. Nerede oturuyorsanız oradan düşünürsünüz ve kökleri binlerce yıla dayanan bu kire bir şekilde ortak olursunuz. Kapitalizm sırf bu nedenle bile bir gün fazla yaşamamalıdır. Ama… aynı zamanda bizzat kapitalist sistemin çocuğu olan bu sanayii yerle bir etmenin, onu plastikleriyle boğmanın sırası gelmedi mi?

***
Gençlerin diline düşen Mavi reklamındaki “Vay vay vay çantaya bak…” mı? Sokağın en “alışılageldik” taciz formatıyla o, kimsenin ilgisini çekmiyor!!

– Geriye dönük yapılan bir araştırmaya göre, ABD’de 17,7 milyon kadın ve 2,8 milyon erkek yaşamının bir kesitinde tecavüze uğradı. Araştırmanın ertesi yılı, 300 bin kadın, 92 bin erkek tecavüze maruz kaldı. ABD nüfusu 300 milyon. ABD’de her 4 kız ve 6 erkek çocuktan biri cinsel tacize uğruyor ve ancak 20 tacizciden biri ağır cezaya çarptırılıyor.

– Toplumsal çürümenin en belirgin göstergelerinden biri olan tecavüzdeki artış, cinsel saldırganlığın geleneksel tabulara bağlanamayacağı gelişmiş kapitalist ülke devletlerini “meşgul” ediyor; cezaların ağırlaştırılması, tecavüzcülerin kısırlaştırılması gibi yöntemler dahil tartışılıyor. Tecavüzün rapor edilmesindeki en önemli engellerden biri, soruşturma ve mahkeme sürecinin ayrı bir tecavüz olması. İtalya, Güney Kore ve Avustralya’da mahkemeler, blucinli bir kadına tecavüz edilemeyeceği gerekçesiyle tecavüzcüyü beraat ettirdi. Avrupa’nın çocuk fuhuşu turizminin gözdesi Güneydoğu Asya ülkelerine Türkiye’deki firmalar da bayi “motivasyon” gezileri düzenliyor.

– Angelina Jolie’nin ilk yönetmenlik denemesini yapacağı film, onbinlerce Bosnalı kadın ve çocuğa tecavüz edilen toplama kamplarında, “tecavüzcüsüne aşık olan bir Boşnak kadını” anlatıyor. Bosnalı kadınlar, bir başka “şişme bebek” hikayesi olan bu Hollywood temasına karşı “Toplama kampında aşk olmaz” diye öfkeyle haykırdılar. Bosna Hersek devleti ise, “Kaynağın kötüsü olmaz” diyerek filmin Bosna’da çekilmesini kabul etti!

(İşçi Meclisi’nin 3. sayısında yayınlanmıştır.)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*