Anasayfa » İŞÇİ SINIFI » Binlerce yıllık kölelikten sosyalizmin özgürlük dünyasına!

Binlerce yıllık kölelikten sosyalizmin özgürlük dünyasına!

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün 100. yılında / Binlerce yıllık kölelikten sosyalizmin özgürlük dünyasına!

İşçi, emekçi kadınlar, kardeşler!

Taleplerimizi meydanlarda haykırmaya hazırlandığımız 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü 100. yılında! Günümüzden tam 153 yıl önce Amerika’da kadın tekstil işçilerinin ücretlerininin yükseltilmesi, 12 saatlik çalışma süresinin kısaltılması ve fazla mesai ücretleri için başlattıkları grev vahşice bastırıldı. Bu, işçi kadınların kapitalizmin amansız sömürüsüne karşı ilk büyük eylemiydi. O güne dek onlarca yıldır madenler dahil en ağır koşullarda çalışan kadın işçiler, tarih sahnesine böyle çıktılar. Sahnedeki kararlılıklarıyla kendi önderlerini de yarattılar. 1910 yılında Sosyalist Enternasyonal’in aldığı kararla 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü bu mücadelenin simgesi olarak kabul edildi.

150 yılda ne değişti? Çok şey ve hiçbir şey! Çok şey; çünkü o zamanlar kadınların eğitim görmesinin, çalışmasının, kendi yaşamı üzerine karar vermesinin hiçbir olanağı yoktu. Kadınlar oy bile veremeyecek kadar zavallı, aşağı varlıklar sayılıyorlardı. Dünyanın her yerinde dinci gerici örümcek ağlarıyla kadınlar evin, ailenin, kocalarının ömür boyu bağlı kuzu gibi sessiz köleleri olarak yaşıyorlardı.

Hiçbir şey; çünkü kadının eğitim görmesinin, üretimde yer almasının, kendi yaşamı üzerine karar vermesinin önündeki engellerin kaldırıldığı söylenen bu çağda, 21. yüzyılda kapitalizmin emekçi kadına sunduğu, kocaman bir yalandan, vahşi bir emek sömürüsünden ve yoksulluktan, tarifsiz acılardan başkası değil! Yalan mı?

O zaman dünyanın yarısını oluşturan kadınların eğitim görmeleri, toplumsal yaşama katılmaları için neden hala misli misli çaba harcamaları gerekiyor? Kapitalizm kadınlara özgürlük vadederken neden onların sessizliğini, uysallığını, çaresizliğini körüklüyor?

O zaman neden emekçi kadın daha yoksul? Çocuk, eğitim, sağlık, konut, ulaşım sorununun altında neden en fazla kadınlar kalıyor? Çoğu emekçi kadın neden evinden sokağa sırf bu yüzden çıkamıyor? Neden sosyal yardım adı altında dilenciliğe teşvik ediliyor? Neden milyonlarca kadın fuhuşa sürükleniyor?

O zaman neden kadınlar en gelişmiş kapitalist ülkeler dahil aile içi şiddete maruz kalıyor? Kadınlar neden hala işyerinde, sokakta tacizden, tecavüzden kurtulamıyor?

O zaman neden kadın emeği en hoyrat tarzda sömürülüyor? 18’ine gelmemiş çocuklar, hamile kadınlar neden geceleri çalıştırılıyor? Evden burnunu çıkarmasına izin verilmeyen emekçi kadın kapitalizmin işine gelince neden 12-14 saat mesailere mahkum ediliyor? Evlenirken, hamile kalırken neden kendi isteklerini değil işten atılıp atılmayacağını düşünüyor? Krizler neden ilk olarak kadınlar için işten atılmak anlamına geliyor? Neden erkek sınıf kardeşi ile eşit ücret almıyor? Neden ailenin hizmetkarlığına koşulup saatlerce de evde çalışmak zorunda kalıyor?

Emekçi kadın kardeşler!

Bu soruların yanıtları tek bir yere çıkıyor. Kadınlar üzerindeki sınıfsal ve cinsel sömürüyü, baskıyı ona en fazla kağıt üzerinde hak eşitliği sağlayan kapitalizm ortadan kaldıramaz. Kadınlara vadedilen ışıltılı vitrinleri en başta beynimizde tuzla buz ettiğimiz zaman yüzümüze çarpan, yalnızca ve yalnızca kapitalizmin emekçi kadınlar için yıkım ve geleceksizliğidir. Ücretli kölelik, açlık sınırı altında, güvencesiz, her an işsiz kalabilecek, kendisi de burjuvanın kölesi, evin efendisi olan bir babanın, kocanın, çocuğun eline bakarak tükettiğimiz ömürlerimizdir.

Burjuvalar bize görünür olmaktan bahsediyorlar. Örnek diye karşımıza burjuvazinin kadın temsilcilerini çıkarıyorlar. Boşuna! Grevler, direnişlerde, en amansız mücadelelerde göstermeye koyulduk kendimizi. Novamed’de hamileliğimizi bile kontrol etmeye çalışan patrona karşı gösterdik. DESA’da kafesteki kuşken kanat çırptık, işçi sınıfına direngenliğimizle örnek olduk. Evden beş dakika ayrılsak içimiz titreyen bizler, TEKEL’de 70 günü aşkındır erkek sınıf kardeşlerimizle omuz omuza güvencesizliğe karşı direndik. Onurlu Kürt halkının dağlarını gerilla olup özgürleştirmekle kalmadık; namus adına işlenen cinayetlere, en gerici geleneklere karşı da dik tuttuk başımızı. Ölüm orucunda ölümsüzleşenler arasına 46 kadın devrimci tutsağın adını yazdırdık.

Bize görünür olmaktan bahsediyorlar. Acılarımız, öfkemizle de göründük. Bursa Özay Tekstil’de üzerimize kapıyı kitleyip gece çalıştıran asalak! Davutpaşa’da hiçbir güvenlik önlemi almadıkları için biri kadın 21 işçiyi havaya uçuranlar! İş cinayetine doymayan tersane patronları! Bursa’nın, Dursunbey’in seri katil maden sahipleri! Diplomalı işsizleri intihara sürükleyenler! Namus diye diye gerici geleneklerini kafamıza dayayan kutsal aile büyüklerimiz! Ceylan Önkol’u paramparça eden özel timler! Küçücük çocuklara tacizde bulunan pornocu burjuvalar, Hüseyin Üzmez gibi din baronları!… Sizlerin sayesinde göründük!

Kadın ve erkek işçiler!

Kapitalizm ücretli köleliktir; işçi sınıfının, insanlığın, ama en fazla da emekçi kadının ayağına vurulmuş bir prangadır. Başka bir ulusu ezen bir ulus, başka bir cinsi ezen bir cins özgür olamaz. Kadın kölelik zincirleriyle ne kadar bağlı ise toplum da, erkek de o kadar bağlı demektir. Kadın zincirlerini kırıyorsa, emekçi özgüveni ile yürüyorsa işçi sınıfı sosyalizmin özgürlük dünyasına doğru bir adım daha atıyor demektir. Sosyalizm için, emekçi kadının erkekle gerçek eşitliği için, ücretli kölelik nedir bilmeyecek çocukların elma gülüşleri için 8 Mart bayrağını her gün yükseltelim!

Emekçi kadının kurtuluşu sosyalizmde!
Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü!

Devrimci Proletarya


Bildiriyi buradan indirebilirsiniz…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*